01.12.2024 Pazar Sohbeti Bölüm 2

Soru

01.12.2024 Pazar Sohbeti Bölüm 2

Cevap

2. BÖLÜM

Allahû Tealâ mutsuzluk yoluna gidenlerin durumunu A’râf-146’da açıklıyor:

7/A’RÂF-146: Se asrifu an âyâtî ellezîne yetekebberûne fîl ardı bi gayril hakkı ve in yerev kulle âyetin lâ yu’minû bihâ ve in yerev sebîler ruşdi lâ yettehizûhu sebîlen ve in yerev sebîlel gayyi yettehizûhu sebîlen, zâlike bi ennehum kezzebû bi âyâtinâ ve kânû anhâ gâfilîn(gâfilîne).

Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir.

Gayy yolu tâğutun yolu. Tâğutların hepsi gayy yolundalar. Şeytan, şeytanlar, insan şeytanlar, cin şeytanların hepsi gayy yolunda; insanları kendisiyle birlikte cehenneme götürmek istemektedirler. Ama sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ tek bir dilekle ne yapıyor? Âdemoğlunun kalbindeki bütün arzu vadilerine, 19 tane vadiye uzanan yollar... Allah, kalbini bütün bu yollara açmış olan kişiyi; yani hevesine, nefsine uyan kişiyi hangisinde helâk ettiğini önemsemez.

Fakat kim Allah’a güvenirse, Allah’a ulaşmayı dilerse... Allah’a güvenen kişi, kalben Allah’a ulaşmayı dileyen kişi... Allahû Tealâ da Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin arzularını, nefsin afetlerinin keşmekeşinden kurtarır. 7 tane furkan ve 12 tane ihsanla onu mürşidine ulaştırır.

Yedi furkanın sahibini Allahû Tealâ kendi hâline bırakmıyor. Ne yapıyor? Kendi hâline bırakmadığı zaman Tegâbun-11’e göre kalbine hidayetle ulaşıyor ve Kaf-33’e göre Allah, 9. basamakta o kalbi Kendisine çeviriyor. Kalp dünyaya dönükken Allahû Tealâ o kalbi Kendisine çeviriyor. Ve 10. basamakta En’âm-125’e göre Allahû Tealâ o kişinin göğsünden kalbine nur yolunu açıyor.

Böylece dört kalp şartının sahibi olan kişi; kalpteki ekinneti almış, kalbe ihbat koymuş, kalbi Kendisine çevirmiş, nur yolunu açmış. Dört kalp şartının sahibi olan kişi Allah’ın ismini tekrar ederse, bu tekrarla Zumer-22’nin birinci kısmına göre kişinin göğsünden, zikirle kalbine nurun ulaştığını görüyoruz. Kalbine ulaşan bu nurla Hadîd-16’ya göre kişi huşû sahibi oluyor. Ve bu huşû sahibi olan kişi, perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarsa mürşidini görür.

Mürşide tâbiiyet farz mıdır? Farzdır.

Allahû Tealâ kendisiyle diğer bütün insanlar arasında nebîler tayin etmiş. Her nebî asaleten devrin imamıdır, yeryüzünün halifesidir ve Allah’ın resûlüdür. Ama nebîler arasında fetret dönemi var. O fetret döneminde de Allah’ın velî resûller seçip vekâleten devrin imamı olarak tayin ettiği bir kişi var ki o da hidayete erdirir. Diğer bütün insanlar hidayete vesiledir. İşte 13. basamakta Allahû Tealâ’nın hacet namazıyla mürşid sorması Allahû Tealâ’dan. 13. basamakta Bakara-45, 46 ve Mâide-35’e göre: “Vesileyi Allah’tan isteyin.”

Nahl Suresinin 9. âyet-i kerimesinde: “Allah’a ulaştıran yolun tayini Allah’a aittir. Bazı yollar var, ulaştırmaz. Allah dileseydi hepinizi hidayette toplardı.” Öyleyse mürşidin aranması, Allah’ın gösterdiği mürşide gidip 14. basamakta tâbî olmak. Mürşide tâbiiyetin âyetleri Âli İmrân-31, Âli İmrân-164, Meryem-43, Yâsîn-21, Mü’min-38, Zuhrûf-61, Cuma-2 açıklıyor. Yani mürşide tâbiiyetin bu 7 âyet-i kerimede farz kılındığını görüyoruz.

İKİNCİ 7’Lİ BASAMAK

14. Basamak: MÜRŞİDE BAĞLANMAK (TÂBÎ OLMAK)

ÂLİ İMRÂN-31, ÂLİ İMRÂN-164, MERYEM-43, YÂSÎN-21, MÜ’MİN-38, ZUHRÛF-61, CUMA-2

13. Basamak: MÜRŞİDİN ARANMASI

BAKARA-45-46, MÂİDE-35, FÂTİHA-5-6, BAKARA-153, CİNN-14, NAHL-9

12. Basamak: HUŞÛNUN OLUŞMASI

HADÎD-16, MÜ’MİNÛN-1-2

11. Basamak: KİŞİNİN ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMASI

ZUMER-22

10. Basamak: KİŞİNİN GÖĞSÜNDEN KALBİNE NUR YOLUNUN AÇILMASI

EN’ÂM-125

9. Basamak: KALBİN ALLAH’A DÖNMESİ

KAF-33

8. Basamak: ALLAH’IN KALBE HİDAYETLE ULAŞMASI

TEGÂBUN-11

57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşe’a kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).

Allah’ın zikri ile ve Hakk’tan inen şeyle (Allah’ın nurları ile), âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

39/ZUMER-22: E fe men şerahallâhu sadrahu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).

Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah’a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah’ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay hâline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.

16/NAHL-9: Ve alâllâhi kasdus sebîli ve minhâ câirun, ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne).

[mihr.com’dan meal eklenecek]

5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.

Şimdi sahâbe sual soruyor Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e. En’âm-125’e göre kişinin göğsünden kalbine nur girince: “Yâ Resûlullah, kalbe nur girince genişler, rahatlar. Bunun alâmeti nedir?” diyorlar. Peygamber Efendimiz (S.A.V) dedi ki: “Ahirete yöneliş, aldatma yurdundan, dünyadan uzaklaşma.”

Sevgili kardeşlerim, insanoğlunun önünde iki tane seçenek var. Birisi ahiret, diğeri de dünya. Allah, niyeti ahiret olana dünyayı bedava veriyor; ama niyeti sadece dünya olana ahireti vermiyor. İşte dünyayı Allah’tan talep edenlerin, dünyayı Allah’tan talep edenlerin 7 âyet-i kerimede gideceği yer cehennem.

ALLAH’A YÖNELMEYEN, DÜNYA HAYATINA YÖNELEN, “BİZE DÜNYADA VER” DİYENLER

1. BAKARA-200: ...Artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah’ı zikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz, bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur.

2. YÛNUS-7: ...Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

YÛNUS-8: İşte onların kazandıkları gereğince varacakları yer ateştir.

3. HÛD-15: Kim dünya hayatını ve onun ziynetini isterse onların amellerinin karşılığını orada, onlara öderiz...

HÛD-16: İşte onlar, onlar için ahirette ateşten başka bir şey yoktur...

4. KASAS-78: ...“Allah’ın ondan daha kuvvetli (güçlü) olan ve ondan daha çok şey toplayan nesilleri (zenginleri) helâk etmiş olduğunu” bilmiyor mu?

KASAS-79: Dünya hayatını isteyenler: “Keşke Karun’a verilenler kadar bizim de olsaydı.”

KASAS-80: Ve ilim verilenler: “Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır...”

5. ŞÛRÂ-20: Kim ahiret hasadını isterse, Biz onun kazancını artırırız. Kim dünya kazancını isterse, ona (da) ondan (dünya kazancından) artırırız. Ve onun ahirette nasibi yoktur.

6. NÂZİÂT-38: Ve dünya hayatını tercih etmiş ise.

NÂZİÂT-39: O takdirde, muhakkak ki alevli ateş (cehennem), onun barınacak yeridir.

7. FÂTIR-5: Ey insanlar! Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: İbn-i Mübarek, Kütüb-i Sitte.

“Allah niyeti önce ahiret olana dünyayı da verir. Ama niyeti sadece dünya olana ahireti vermez.”

7 âyet-i kerimede dünyayı dileyenlerin ahirette gideceği yerin cehennem olduğu belirtiliyor. O zaman sevgili kardeşlerim, niyeti sadece dünya olana Allah ahireti vermez; ama niyeti ahiret olana Allah dünyayı beraber verir. O zaman kimin niyeti ahiret? Allahû Tealâ ikisini de kazandırıyor ona. Ama niyeti dünya olana ikisini de kaybettiriyor. Nereden biliyoruz? Niyeti dünya olan ikisini de kaybediyor. Tâhâ-124’te:

20/TÂHÂ-124: Ve men a’rada an zikrî fe inne lehû maîşeten dankâ(n), ve nahşuruhû yevmel kıyâmeti a’mâ.

Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o takdirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.

Yani zikirden yüz çevirenler kimlerdir? Zikirden yüz çevirenler, Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Ve niyeti dünya olan ikisini de kaybediyor; niyeti ahiret olan ise ikisini kazanıyor. Serbest irade sahibi kişi Allah’a davet edildiği zaman, kişinin serbest iradesiyle ne yapması lâzım? Ahireti seçmesi lâzım.

Allahû Tealâ 7 tane âyet-i kerimede bize söylüyor ki: “Ey insanlar, ahiret sizin için dünya hayatından hayırlıdır.” Neden? Çünkü kim dünyayı isterse ikisini kaybediyor; ama kim ahireti isterse ikisini kazanıyor. İşte bu açıdan Allahû Tealâ, ahiretin dünya hayatından daha hayırlı olduğunu âyetlerde belirtiyor.

AHİRET YURDU DÜNYA HAYATINDAN DAHA HAYIRLIDIR

1. NİSÂ-77: ...De ki: “Dünya metaı (menfaati) azdır ve ahiret ise takva sahibi olan kimseler için daha hayırlıdır. Ve siz, kıl kadar (hurma çekirdeğindeki lif kadar bile) zulmedilmezsiniz.”

2. EN’ÂM-32: Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, takva sahipleri için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmez misiniz?

3. A’RÂF-169: ...Allah’a karşı haktan başka bir şey söylememeleri için onlardan Kitab’ın misakı alınmadı mı? Ve onun içindekileri, onlar okudular. Takva sahibi olanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmez misiniz?

4. KASAS-83: İşte bu ahiret yurdu ki onu, yeryüzünde üstün olmak ve fesat çıkarmak istemeyenlere tahsis ederiz. Akıbet (güzel sonuç) muttekîlerindir (takva sahiplerinindir).

5. ZUHRÛF-35: “Ve (üstlerine) süsler (mücevherler) yapardık. Ve bunların hepsi sadece dünya hayatının metaıdır. Ve ahiret ise Rabbinin katındadır ve takva sahiplerinindir.”

6. DUHÂ-4: Ve ahiret (bundan sonraki hayat), mutlaka senin için evvelkinden (dünya hayatından) daha hayırlıdır.

7. A’LÂ-17: Ve ahiret hayatı daha hayırlıdır ve bâkidir (devamlıdır).

A’LÂ-18: Muhakkak ki bu, evvelki sahifelerde de elbette vardır.

A’LÂ-19: (Hz.) İbrâhîm’in ve (Hz.) Musa’nın sahifelerinde (vardır).

HADÎS-İ ŞERİF-1

Kaynak: İbn-i Mübarek, Kütüb-i Sitte.

“Allah niyeti önce ahiret olana dünyayı da verir. Ama niyeti sadece dünya olana ahireti vermez.”

HADÎS-İ ŞERİF-2

Kaynak: Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, Beyrut, 1351, I, 412.

“Dünya ahiretin tarlasıdır.”

HADÎS-İ ŞERİF-3

Kaynak: Suyûtî.

“Ben dünyayı dostlarım için acı, bulanık, dar ve sıkıntılı olmasını vahyettim. Tâ ki Bana kavuşmayı özlesinler. Ben dünyayı dostlarım için bir zindan, düşmanlarım için de bir Cennet olarak yarattım.”

Öyleyse görüyorsunuz ki hem âyetler hem de hadîsler bize kesinlikle ahiretin dünya hayatından daha hayırlı olduğunu buyuruyor. Yani dünya hayatını talep edenler ikisini de kaybediyor, ahireti talep edenler de ikisini de kazanıyor. Allah niyeti önce ahiret olana dünyayı da veriyor; ama niyeti sadece dünya olana ahireti vermiyor. İşte sahâbeler soruyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî.

“Yâ Resûlullah! Kalbe nur girince genişler, rahatlar. Bunun alâmeti nedir?” Dedi ki: “Ahirete yöneliş, aldatma yurdundan, dünyadan uzaklaşma, ölüm gelmeden, ölüm için hazırlık.”

Evet, gerçekten: “Yâ Resûlullah, kalbe nur girince genişler, rahatlar. Bunun alâmeti nedir?” dediği zaman, kalbe nurun girmesi En’âm-125’e göre ve kişi dört kalp şartının sahibi olduğu zaman zikretmeye başlıyor. En’âm-125 kesinlikle bunu söylüyor.

6/EN’ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâmi, ve men yurid en yudillehu yec’al sadrehu dayyikan haracen ke ennemâ yassaadu fis semâi, kezâlike yec’alullâhur ricse alellezîne lâ yu’minûn.

Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime (İslâm’a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü’min olmayanların üzerine azap verir.

Allahû Tealâ, Allah’a ulaşma dileğinin 7 âyet-i kerimede anlatıldığını ve dileyenlerin mutlaka Allah tarafından mürşidlere ulaştırıldığını gösteriyor. Ancak ahireti dilemek, kalben Allah’a ulaşmayı dilemekle kişi dört kalp şartının sahibi oluyor. Dört kalp şartının sahibi olan kişi, 12 tane ihsanla hacet namazını kılması hâlinde Allah ona mürşidini gösteriyor ve mürşide tâbiiyetle seyr-i sülûk başlıyor. Onun için Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Tövbe sona ermedikçe hicret sona ermez. Güneş batıdan doğmadıkça da tövbe sona ermez.”

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.

“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”

Ne olması lâzım? Tövbe, mürşid önünde yapılan tövbe olmalı. Mürşid önünde yapılan tövbeye baktığımız zaman, resûllerin hepsinin bu tövbeye davet ettiklerini görüyoruz.

BÜTÜN PEYGAMBERLER TÖVBEYE, RAHMET VE MAĞFİRETE (ŞEFAATE) DAVET ETMİŞLERDİR - 1

1. ÂDEM (A.S)

A’RÂF-23:

İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz! Biz nefslerimize zulmettik. Eğer Sen bize mağfiret (tövbe) etmez ve bize rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”

BAKARA-37:

Sonra Âdem, Rabbinden kelimeler telakki etti (öğrendi) ve Rabbine tövbe etti. Bunun üzerine (Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvâb’tır, Rahîm’dir.

2. NUH (A.S)

HÛD-47:

(Nuh a.s): “Rabbim! Muhakkak ki ben, onun hakkında benim bir ilmim (bilgim) olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve Senin, beni mağfiret etmen ve Senin bana rahmet etmen olmazsa ben hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi.

NUH-10:

(Nuh a.s) ve dedim ki: “Artık Rabbinizden mağfiret dilediğinizi söyleyin. Muhakkak ki O, Gaffâr’dır (mağfiret edendir).”

3. HÛD (A.S)

HÛD-52:

“Ya kavmim! Rabbinizin mağfiretini isteyin. Sonra O’na tövbe edin (mürşidin önünde tövbe edip zikre başlayın). Üzerinize semadan bol yağmur (bol rahmet) göndersin…”

HÛD-50:

Ve Âd kavmine, onların kardeşi Hûd (a.s) (şöyle) dedi: “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin, O’ndan başka ilâhınız yoktur. Siz ancak iftira edenlersiniz (uyduranlarsınız).”

4. SALİH (A.S)

NEML-46:

(Salih a.s) dedi ki: “Ey kavmim! Niçin hasenattan önce seyyiat için acele ediyorsunuz? Allah’tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Böylece rahmet olunasınız, diye.”

HÛD-61:

Ve Semûd kavmine, onların kardeşi Salih (a.s) (şöyle) dedi: “Ey kavmim! Allah’a kul olun. Sizin için O’ndan başka ilâh yoktur. Sizi arzdan yaratan ve orada size imar ettiren O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret isteyin. Sonra O’na tövbe edin (Allah’a yönelin). Benim Rabbim muhakkak ki yakındır, (dualara) icabet edendir.”

5. İBRÂHİM (A.S)

MERYEM-47:

“Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. “Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok) lütufkârdır.”

MERYEM-50:

Ve onlara rahmetimizden bahşettik (karşılıksız verdik). Ve onları (Hz. İbrâhîm ve oğullarını), (bütün) dillerde sadık ve âli (üstün, yüce) kıldık.

İBRÂHİM-41:

“Rabbimiz! Hesap yapıldığı (görüldüğü) gün beni, annemi, babamı ve mü’minleri mağfiret et. (Günahlarımızı affet.)”

6. YAKUB (A.S)

BAKARA-132:

Ve İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yakub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dini sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti).

BAKARA-133:

Yoksa siz Yakub (a.s), öleceği zaman (ona): “Şahit mi oldunuz?” (O Yakub a.s), oğullarına: “Benden (ben öldükten) sonra neye (kime) kul olacaksınız?” demişti. (Onlar): “Senin ilâhına ve senin ataların İbrâhîm (a.s) ve İshak (a.s)’ın ilâhı olan tek ilâha kul olacağız. Ve biz O’na teslim olanlarız.” dediler.

Mürşidin davetiyle bu tövbe gerçekleşiyor. Allahû Tealâ birçok âyet-i kerimede bunu söylemiş. Tövbe, mürşid önünde yapılan tövbe; yani günahları mağfiret eden, sevaba çeviren...

TEVBE

1. Resûllerin Önünde Yapılan Tövbe

NİSÂ-64:

“…Eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, tövbeleri kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.”

2. Günahların Sevaba Çevrilmesi

FURKÂN-70:

“Ancak kim tövbe eder, mü’min olur ve salih amel yaparsa, o takdirde işte onların, Allah seyyiatlerini hasenata çevirir…”

3. Tövbe ile Kalbe Îmân Yazılması

MÜCÂDELE-22:

“…İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi…”

4. Tövbe ile Ruhun Ayrılması

NEBE-39:

“İşte o gün, Hakk günüdür. Dileyen kişi, kendisine Rabbine ulaştıran yol ittihaz eder. Meab olur.”

5. Nefs Tezkiyesinin Başlaması

MERYEM-60:

“Tövbe edenler, âmenû olanlar ve amelüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar, cennete girecekler.”

6. Tövbe ile Felâha Ermek

KASAS-67:

“Artık tövbe eden ve âmenû olup salih amel yapanın, bu sebeple felâha erenlerden olması umulur.”

7. Tövbe ile Teslim (İslâm)

AHKÂF-15:

“…Muhakkak ki ben, Sana tövbe ettim ve muhakkak ki ben (Sana) teslim olanlardanım.”

MAĞFİRET

1. Din Günü Hataların Mağfiret Olduğu Gündür

ŞUARÂ-82:

“Ve din günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O’dur.”

2. Resûllerin Mağfiret Dilemesi

NİSÂ-64:

“…Eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, tövbeleri kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.”

3. Mü’minler İçin Mağfiret Var

ENFÂL-4:

“İşte onlar gerçek mü’minlerdir. Onların Rab’lerinin yanında dereceleri vardır. Ve onlar için mağfiret vardır…”

4. Hidayette Olanlar İçin Mağfiret

İSRÂ-25:

“…Eğer salihler olursanız, o takdirde muhakkak ki O, evvab olanlar için mağfiret edici olur.”

5. Nefs Tezkiyesi Yapanların Mağfireti

HACC-50:

“Âmenû olanlar ve amelüssalihat (nefsi tezkiye eden ameller) yapanlar; onlar için mağfiret ve kerim bir rızık vardır.”

6. Felâha Erenlerin Mağfireti

A’RÂF-157:

“…Ve onların ağırlıklarını kaldırır… O’nunla beraber indirilen Nur’a (Kur’ân-ı Kerim’e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.”

7. Mağfiret ile Teslim (İslâm)

ZUMER-53:

“…Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder.”

ZUMER-54:

“Ve Rabbinize yönelin! Ve size azap gelmeden önce O’na teslim olun.”

O zaman sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ’ya ne kadar sonsuz hamd ve şükretsek azdır. Sadece günahların örtülmesi birinci safha, sevaba çevrilmesi; mağfiret yani şefaat olayının gerçekleşmesi ikinci safha. Ama bundan sonra Allahû Tealâ ne yapıyor? Bütün vasıta emirleri sevdiriyor. Bütün vasıta emirlerin sevdirilmesiyle o kişi artık Allah’ın yardımını almaya başlıyor. Sevgili kardeşlerim, Mâide Suresinin 105. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ:

5/MÂİDE-105: Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum, ilallâhi merciukum cemîan, fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).

Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.

İşte Mâide-105’te Allahû Tealâ ne diyor? “Ey îmân edenler, nefsinizi tezkiye etmek üzerinize borçtur.” Kişi Allah’a ulaşmayı diledi, günahlarını Allahû Tealâ örttü. Mürşidine tâbî olduğu günahları sevaba çevirdi ve 3 saatlik bir zikirle kalbi nurlandı, ermiş evliyadan oldu ve nefsini tezkiye etti. Ama eğer siz hidayette iseniz dalâlette olanlar artık size zarar veremez. İşte hidayette olmak ancak nefsin tasfiyesiyle gerçekleşir. İşte bu nefsin tasfiyesi: “Ey âmenû olanlar, nefsiniz üzerinize, nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur. Siz hidayette iseniz dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecektir.” Bu âyetlerle örtüşen hadîse baktığımız zaman Allahû Tealâ’nın Resûlü buyuruyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Sıfatû’l-Kıyâme, 59; Tirmizî, Müsned; İbn Hanbel, I, 293.

“Allah’ı gözet ki Allah da seni gözetsin. Allah’ı gözet ki O’nu daima yanında bulasın. Bir şey istediğinde Allah’tan iste! Yardıma muhtaç olduğunda Allah’tan yardım dile! Şunu bil ki bütün insanlar sana fayda vermek için toplansa, Allah’ın takdiri dışında sana fayda veremezler. Bütün insanlar sana zarar vermek için toplansa, Allah’ın takdiri dışında sana hiçbir zarar veremezler.”

Fayda vermezler, aynı zamanda Allah’ın dilediğinin dışında zarar da veremezler. Öyleyse ne isteyeceksen ne yapacağız? Allah’tan isteyeceğiz sevgili kardeşlerim. İnsanoğlu bu dünya hayatında imtihanda. Yaşadıkları olaylar kimler için imtihan, kimler için azap? Yaşanan musîbetler; Allah’a yaklaşanlar için, Allah’a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olanlar için bir imtihan, ama dilemeyenler için bir azaptır. İşte Allahû Tealâ Tevbe-126’da:

9/TEVBE-126: E ve lâ yeravne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merreten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).

Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).

9/TEVBE-127: Ve izâ mâ unzilet sûretun nazara ba’duhum ilâ ba’din, hel yerâkum min ehadin summensarafû, sarafallâhu kulûbehum bi ennehum kavmun lâ yefkahûn(yefkahûne).

Ve sûre olarak bir şey indirildiği zaman: “Sizi gören bir kimse var mı?” diye onlar birbirlerine bakarlar, sonra giderler. Allah, onların kalplerini, fıkıh etmeyen bir kavim olmaları sebebiyle çevirdi.

Bakın, fıkıh etmeyen kalpleri var. Fıkıh etmezler. Kulakları var, işitmezler. Gözleri var, görmezler. Onlar hayvanlar gibidirler, diyor A’râf-179’da.

7/A’RÂF-179: Ve lekad zere’nâ li cehenneme kesîran minel cinni vel insi, lehum kulûbun lâ yefkahûne bihâ ve lehum a’yunun lâ yubsırûne bihâ ve lehum âzânun lâ yesmeûne bihâ, ulâike kel en’âmi bel hum edallu, ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).

Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir.

Eğer Bakara-155’e göre:

2/BAKARA-155: Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semarâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).

Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.

İşte bu sabredenler için bu yaşanan olayların hepsi birer imtihan. Bu imtihanlardan Allah’ın muradı ne? Bu imtihanlardan Allah’ın muradı onların Allah’a ulaşmayı dilemesi.

Bakara-156’da:

2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

“Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: ‘Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).’ derler.”

Ruhun iki şekilde Allah’a ulaşacağına emindirler ve Allah’a ulaşmayı diliyorlar. Ve ölünce de ruhun Allah’a ulaşacağına kesin emindirler. “Onlar ki kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman, biz muhakkak ki Allah içiniz, O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık ve muhakkak O’na döneceğiz ölümle.”

2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).

İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

Ve sevgili kardeşlerim, bu âyetle örtüşen hadîse baktığımız zaman:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Zühd, 64.

“Mü’minin hâli ne hoştur! Her hâli kendisi için hayırlıdır ve bu durum yalnız mü’mine mahsustur. Başına güzel bir iş geldiğinde şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur.”

Davranış biçimleri açısından olaya baktığımız zaman ne görüyoruz?

ALLAH’IN ADALETİNİN TECELLİ ETMESİ

KİŞİ KÖTÜLÜK / ZULÜM (ŞERR) YAPARSA

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybeder.

(+100) Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecat kazanır.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (ZULÜM) (KISAS) YAPARSA

(-100 +100) Tokat atan kişi tokat yerse derecat kazanır.

(+100 -100) Tokat yiyen kişi karşılık verirse derecat kaybeder.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF)

CASİYE-14: …(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybetmiş olur.

(+100) Tokat yiyen kişi affettiği için derecat kazanır.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE

FUSSİLET-34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla.

O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için kaybettiği derecat ile kalır.

(+100 +100) Tokat yiyen kişi affetmesi yanında, iyilikle karşılık verdiği için yine derecat kazanır.

Bir musîbetle karşılaşıyor. Biri haksız yere kendisine tokat atıyor. Ne yapabilir? Kısas tatbik edebilir. Ama mü’min için geçerli olan aftır. Yani affederse bu onun için daha hayırlıdır. O zaman başına bir sıkıntı geldiğinde, öyle bir durumla karşılaştığında sabrederse, yani affederse, sabrederse o zaman Allahû Tealâ... Bu onun için daha hayırlıdır.

Ama bir hediye verir o kişi. Ne yapabilir? Kendisine bir hediye verir. Bu durum karşısında bunun da kendisine Allah’tan geldiğini, muhatabının daima Allah olduğunu... Neden? Çünkü bütün insanlar bir araya gelseler sana bir fayda vermeye kalksalar Allah’ın takdirinin dışında fayda veremezler. Bütün insanlar bir araya gelseler sana zarar vermeye kalksalar yine Allah’ın nasip ettiğinin dışında bir zarar da veremezler. Öyleyse her olayda aslında nedir? Her olayda muhatap Allahû Tealâ. Onun için kahrın da hoş, lütfun da hoş. Kim bunu söylüyor? Mü’min olan kişi.

Mü’min olan kişi diyor ki: “Tokat attın. Ben imtihandayım. Benim için bu hoştur.” Cevap vermiyor, sabrediyor, affediyor. Ama lütfun da hoş. Bir fayda veriyor. Bu da onun için bir hayırdır. Dolayısıyla mü’min başına gelen herşeyden sadece hayırla yâd ediyor ve ona göre davranıyor Allah’ın izniyle. Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah’a düşen... Biz insanlar için Allah’ın emrettiği davranış biçimleri sergilemek. Bu da âyetler çerçevesinde çok kolay. Allah’a sonsuz hamd ve şükür ederiz. Bir Pazar sohbetinin sunuş konuşması burada tamamlanır.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 19 Ekim 2026Son güncelleme: 19 Ekim 202620 dk okuma0