03.12. 2023 Pazar Sohbeti 2. Bölüm Soru Yok
Soru
03.12. 2023 Pazar Sohbeti 2. Bölüm Soru Yok
Cevap
Onun için bir hadîs-i şerîfte bayağı bir kelâm-ı kibar olarak ifade edilen şeyde: "İlimsiz sofu, şeytanın maskarasıdır." Yani bir insanın Kur’ân-ı Kerîm ilmi yoksa, ne kadar ibadet yaparsa yapsın kesinlikle gideceği yer cehennemdir. Bunun en güzel tarifini nerede veriyor Allahû Tealâ? Kehf Sûresinin 103, 104 ve 105. âyet-i kerimelerinde: "Amel bakımından en hüsranda olanları size haber vereyim mi? Onlar dünya hayatındaki çalışmaları çok hoşlarına giden, çok iyi şeyler yaptıklarını zannediyorlardı. Fakat amelleri boşa gitti."
Sebep? Amellerin boşa gitmesinin arkasında Allah’ın âyetlerini inkâr ve Allah’ı talep etmedikleri var. Bir insan Allah’ı talep etmiyorsa o âyetlerden gâfildir. Bir insan Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorsa o kesinlikle ilmin sahibi değildir. Ondan sonra mı? Ondan sonra ameli boşa gidiyor.
18/KEHF-103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
18/KEHF-104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
Yetmez, bir başka âyet-i kerimede, Zumer Suresinin 65. âyet-i kerimesinde Allah ne diyor? Allah şöyle buyuruyor:
"Andolsun ki sana ve senden öncekilere şöyle vahyolundu: 'Eğer şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen -demek ki Allah’a ulaşmayı dilemeyen şirktedir-), amellerin mutlaka heba olur, boşa gider. O zaman hüsrana düşenlerden olursun.'"
39/ZUMER-65 Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.
Öyleyse hüsrana düşenler yedi âyet-i kerime gereğince cehenneme giden insanlardır. Hani cehenneme giden insanların bir başka adı da "hüsranda olanlar"dır. Evet, bizi hüsrana düşüren şey ne? Allah’a ulaşmayı dilememek, yani amelin boşa gitmesi...
İşte başlangıç noktasında herkes hüsranda, on dokuz tane negatif özelliğin sahibi. İster Bakara 27 olsun, ister Nisâ 119 olsun, A'râf 9 olsun, A'râf 178, Tevbe 69, Mü'min 78 ve Asr 2...
BAŞLANGIÇTA HERKES HÜSRANDA
1. BAKARA-27: Onlar (fâsıklar), misaklarından sonra Allah’ın Ahd’ini bozarlar. Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar hüsranda olanlardır.
2. NİSÂ-119: ... Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah’ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah’tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır.
3. A’RÂF-9: Ve kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır.
4. A’RÂF-178: Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir.
Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir).
5. TEVBE-69: ... Ve (dünya metaına) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onlar, onların amelleri heba oldu (boşa gitti). İşte onlar, hüsrana uğrayanlardır.
6. MU’MİN-78: Ve andolsun ki senden önce (de) resûller gönderdik. ... Allah’ın izni olmadan bir resûlün âyet getirmesi olamaz. Artık Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hükmedilmiş olur.
Ve bâtılı isteyenler, orada hüsrana uğramışlardır.
7. ASR-2: Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.
Özellikle Mü'min Sûresinin 78. âyet-i kerimesi çok manidardır. Ne diyor Mü'min 78’de?
"Andolsun ki senden önce de resûller gönderdik. Onlardan bir kısmını sana anlattık (bunlar nebî resûller), bir kısmını sana anlatmadık (bunlar da velî resûller). Allah’ın izni olmadan bir resûlün âyet getirmesi olamaz. Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hükmedilmiş olur. Bâtılı isteyenler orada hüsrana uğramışlardır."
Kur’ân-ı Kerîm âyetleri haktır ama Kur’ân’a uymayan insanların zanları bâtıldır. Öyleyse bâtılı isteyenler, yani zannın peşinden koşanlar, onlar hüsrana uğrayanlardır; mutlaka gideceği yer cehennemdir.
40/MUMİN-78 Ve lekad erselnâ rusulen min kablike minhum men kasasnâ aleyke ve minhum men lem naksus aleyk(aleyke), ve mâ kâne li resûlin en ye’tiye bi âyetin illâ bi iznillâh(iznillâhi), fe izâ câe emrullâhi kudıye bil hakkı ve hasire hunâlikel mubtılûn(mubtılûne).
Ve andolsun ki senden önce (de) resûller gönderdik. Onlardan bir kısmını sana anlattık ve bir kısmını sana anlatmadık. Allah’ın izni olmadan bir resûlün âyet getirmesi olamaz. Artık Allah’ın emri geldiği zaman hak ile hükmedilmiş olur. Ve bâtılı isteyenler, orada hüsran uğramışlardır.
Öyleyse, birinci kat cennet... Cennete gidebilmek mutlaka âyetlere îmân etmekten geçer.
1. kat cennet: Âyetlere îmân etmek.
2. kat cennet: Âyetleri tasdik etmek.
3. kat cennet: Âyetleri gerçek hayatımıza tatbik edip ruhu teslim etmek...
4. kat cennet... Hep âyetler, âyetler, âyetler, âyetler...
7 CENNET
7. Cennet Adn — Ra'd 23 İrade teslimi yapanlar — Tevbe 100
6. Cennet Naîm — Yûnus 9 Nefs teslimi yapanlar — Bakara 139
5. Cennet Meva — Secde 19 Dâimî zikre ulaşanlar — Zumer 18
4. Cennet Gurafan — Ankebût 58 Muhsin olanlar — Nisâ 125
3. Cennet Huld — Furkân 15 Ruh teslimi yapanlar — Ra’d 21
2. Cennet Firdevs — Kehf 107 Mürşide tâbî olanlar — Mâide 35
1. Cennet Âliye — Gâşiye 10 Allah’a ulaşmayı dileyenler — Zumer 54
7 CEHENNEM
1. Cehennem Büyük Günah İşleyenler — Nisâ 48 Âyetlerden gâfil olanlar — Yûnus 7
2. Cehennem Sair — Nisâ 55 Âyetleri yalanlayanlar — Yûnus 45
3. Cehennem Hutame — Humeze 4 Âyetleri satanlar-Fesat çıkaranlar — Ra’d 25
4. Cehennem Tellazza — Leyl 17 Âyetleri inkâr edenler — Ahzâb 67
5. Cehennem Sekar — Kamer 48 Âyetleri gizleyenler — Bakara 159
6. Cehennem Cehîm — Bakara 119 Âyetlerle alay edenler — Kehf 106
7. Cehennem Haviye — Kâria 9 Zülmanî ilimle uğraşanlar — Bakara 102
Öyleyse Resûlullah (S.A.V) Efendimizin bir hadîs-i şerîfi var: "Allah bazı milletleri bu Kur’ân’la yükseltir, bazı milletleri Kur’ân’la alçaltır."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Müsâffirin, 269; İbn Mâce, Mukaddime, 16.
“Allah bu Kur’ân’la bazı kavimleri yükseltir (aziz kılar); bazılarını da alçaltır (zelil kılar)…
Allah, Kur’ân’a yapışan toplumları koruyup yüceltir. Kur’ân’dan kopan toplumları ise âleme rezil edip alçaltır.”
Kur’ân’ın yükselttiği milletler, Kur’ân’ın âyetlerine îmân eden, gereğini yerine getirenlerdir. Kur’ân’ın alçalttığı insanlar ise âyetleri yalanlayanlar, âyetlerin satılmasını isteyenler vesaire... Bunların hepsi "ilimsiz sofu şeytanın maskarası" misaline uygun olarak, ne kadar amel görseler dahi o amelle onların kurtuluşa ulaşması mümkün değil.
Ve en güzel cevabını Allahû Tealâ Enfâl Sûresinin 29. âyet-i kerimesinde veriyor:
"Ey âmenû olanlar! Eğer takva sahibi olursanız Allah size peş peşe furkânlar verir ve bütün günahlarınızı örter."
8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkân (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Öyleyse cennet müjdesi sadece bir dilektir. Öyle kolay ki tarifi gayri mümkünsüz! Onun için "Cennet insana ayakkabısının bağından daha yakın, cehennem de öyle." Ulaşmayı dilersen cennetlik olursun, kalben ulaşmayı dilemezsen gideceğin yer mutlaka Allah’ın cehennemidir. Allahû Tealâ açıkça bunu ifade ediyor.
"Günahlarından samimi olarak tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibidir." Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor: "Günahlarından samimi olarak tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Mâce, zühd 30; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 10/150
"Günahlarından samimi olarak tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir."
Yine Enfâl Sûresinin 38. âyet-i kerimesinde bakın Allahû Tealâ ne buyuruyor:
"Kâfir olan kimselere de ki: 'Eğer vazgeçerseniz geçmiş olan günahlarınız mağfiret edilir.'"
8/ENFÂL-38 Kul lillezîne keferû in yentehû yugfer lehum mâ kad selef(selefe), ve in yeûdû fe kad madat sunnetul evvelîn(evvelîne).
Kâfir olan kimselere de ki: “Eğer vazgeçerseniz, geçmiş olanlar mağfiret edilir. Ve eğer geri dönerlerse (küfür ve düşmanlığa avdet ederlerse), o zaman evvelkilerin sünneti vuku bulmuş olur (önceki inkâr eden, isyan eden ümmetlere uygulanan İlâhî kanun uygulanır).”
Öyleyse İslâm’a girmek sadece bir dilektir. Bu dilek, kişinin kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesi... Ve Allahû Tealâ kesinlikle bu talebi kimin kalbinde görürse, mutlak sûrette onu Kendisine ulaştıracaktır.
Nitekim yukarıda bahsettiğim hadîs-i şerîfin bir zıt tarafı da şöyle: Resûlullah (S.A.V) Efendimiz buyuruyor ki: Eski kavimlerden bir âbit vardı. Öyle bir âbit ki Allahû Tealâ kendisine beş yüz yıl ömür vermiş. Beş yüz yıl ıssız bir adada, kimsenin bulunmadığı yerde üç öğün kapısının önüne yemeği geliyor.
İbadetin dışında başka bir meşguliyeti yok, devamlı ibadetlerle meşgul. Ama sonunda Allahû Tealâ meleğini gönderiyor, diyor ki: "Ona söyle, Benim rahmetimle mi yargılanmak ister yoksa ameliyle mi?" Adam diyor ki: "Beş yüz yıl ibadet yapıyorum, herhalde benim amelim beni kurtarır." "Benim amelimle" deyince, "Onu cehenneme atın." diyor.
Gerçekten Resûlullah (S.A.V) Efendimize de sual soruluyor: "Hiç kimse kendi ameliyle cennete giremez mi?" "Ben de dâhil." diyor, "Rabbim beni rahmetine gark etmiştir."
Öyleyse cehennem insanların yaptıkları sebebiyle hak ettiği bir yerdir. Cennet ise Allah’ın fazl-u keremiyle gidilen bir yerdir. Cennete bütün insanlar Allah’ın fazl-u keremiyle girerler ama cehennemi insanlar hak ederler. Neden öyle diyorum? Çünkü siz cehenneme gidecek amelleri işlediğiniz an, onun cezası daima birebirdir. İşte yedi tane âyet-i kerime: Şerrin cezası birebirdir (Nisâ 123, En'âm 160, Yûnus 27, Nahl 126, Kasas 84, Mü'min 40 ve Şûrâ 40). Bir kötülüğün cezası Onun misliyledir, bir kötülüğün cezası mislinden daha fazla değildir. Kötülüğün cezası mislidir, seyyiatın cezası mislidir.
SEYYİATE CEZA ARTIRIMI YOK
1. NİSÂ-123 Sizin emaniyenizle ve kitap ehlinin emaniyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah'tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz.
2. EN‘ÂM-160 Kim (Allah'ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur. Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar.
3. YÛNUS-27 Seyyiyat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. ...
4. NAHL-126 Ve şâyet siz, ikab edecekseniz (ceza verecekseniz), o taktirde onların sizi onunla cezalandırdıklarının misliyle cezalandırın! ...
5. KASAS-84 Kim hasenat ile gelirse o taktirde ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve kim seyyiat ile gelirse, işte o zaman kötü amel yapanlar yaptıklarından başkası (fazlası) ile cezalandırılmazlar. ...
6. MU’MİN-40 Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. ...
7. ŞÛRÂ-40 Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah’a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez.
Öyleyse bizi cehenneme götüren; kaybettiğimiz derecelerin, kazandığımız dereceden fazla olması sebebiyledir. Ve o kaybettiğimiz dereceler birebir olduğu için insanlar cehennemi hak ediyorlar, yaptıkları ile gidiyorlar, kendilerini cehenneme atıyorlar.
Ama cennet öyle değil sevgili kardeşlerim. Dikkat ederseniz, siz bir iyiliğe karar verdiniz, düşündünüz, düşünmeye başladınız; yapmazsanız derecat kazanırsınız. Yaparsanız en az bire on Mürşidinize tâbi olup yaparsanız bire yedi yüz, daha fazlası. Daimî zikre ulaşırsanız, yaparsanız bu sefer hesapsız. İhlâsa ulaşırsanız bu sefer sonsuz. Allah’ın en üst seviyede gösterdiği hedefe, Allah’ın Zat’ını görürseniz o zaman en azîm ecir size veriliyor. Böyleyse hasenatı Allahû Tealâ kat kat artırıyor ki insanları cennete götüren, kazandığı hasenatın kaybettiği seyyiatlardan fazla olmasıyla mümkündür.
HASENE KAT KAT ARTIRILIR
1. NİSÂ-40: Muhakkak ki Allah, zerre kadar zulmetmez. Ve eğer bir iyilik (hasene) yaparsanız, onu kat kat artırır. Ve kendi katından “büyük ecir” (karşılık) verir…
EN’ÂM-160: Kim (Allah’ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur. Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz…
2. KASAS-54: İşte onlardır ki; onlara sabırları sebebiyle ecirleri (sevapları) iki kat verilir. Ve onlar, seyyiati hasenat ile savarlar…
AHZÂB-31: Ve sizden kim, Allah ve O’nun Resûl’üne kanitin olursa (huşû ile bağlanırsa) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa ona, ecrini iki kat veririz…
3. BAKARA-261: Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sümbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sümbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir…
4. HAŞR-9: Ve onlara verilenlerden dolayı, kendileri onlara muhtaç olsa bile, gönüllerinde bir hacet bulunmaz. Ve onları kendi nefslerine tercih ederler. Ve kim nefsini cimrilikten korursa, o takdirde işte onlar, onlar felaha erenlerdir.
BAKARA-245: Kim Allah’a güzel bir borç verirse, o takdirde o, kendisine kat kat çoğaltılarak ödenir. Ve Allah, daraltır ve genişletir…
5. ZUMER-10: De ki: “Ey âmenû olan kullar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Bu dünyada ahsen olanlar için bir güzellik vardır. Ve Allah’ın arzı geniştir. Ama sabredenlere ecirleri hesapsız ödenir.”
6. TÎN-6: Âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) işleyenler hariç. İşte onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.
7. ÂLİ İMRÂN-172: Onlar ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah’ın ve Resûl’ün davetine icabet ettiler. Onlardan ahsen olanlar ve (azîm) takvaya ulaşanlar için “Azîm Ecir (en büyük mükâfat)” vardır.
Bakara Sûresinin 3. âyet-i kerimesinde:
"Onlar gayba îmân ederler, onlar namazı kılarlar, onlar kendilerine vermiş olduğumuz rızıktan infak ederler."
2/BAKARA-3 Ellezîne yu’minûne bil gaybi ve yukîmûnes salâte ve mimmâ razaknâhum yunfikûn(yunfikûne).
Onlar (takva sahipleridir) ki, gaybe (gaybte Allah’a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler).
Kimler bunlar? Allah’a ulaşmayı dileyenler. Bakara 5:
"İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerdir."
2/BAKARA-5 Ulâike alâ huden min rabbihim ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
İşte onlar, Rab’lerinden bir hidayet üzeredirler. Ve işte Onlar, onlar muflihundurlar (felâha, kurtuluşa erenlerdir).
Bu âyet-i kerimelerle örtüşen bir başka hadîs-i şerîfte Resûlullah (S.A.V): "Müslüman olup da kendisine ancak yetecek kadar rızık verilen ve Allah’ın kendisine verdiği şeye kanaat eden kimse muhakkak ki felâh bulmuştur."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim (1054); Tirmizî (2349); Ahmed (2/168, 173).
"Müslüman olup da kendisine ancak yetecek kadar rızık verilen ve Allah'ın kendisine verdiği şeye kanaat eden kimse, muhakkak felâh bulmuştur."
Yani kişi Allah’a ulaşmayı dilediği an, Allahû Tealâ o noktadan itibaren kendisine yetecek kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği şeye de kanaat eden kimsenin muhakkak ki felâha ulaştığını bildiriyor.
Gerçekten Resûlullah (S.A.V.) Efendimize: "Fakir kimdir?" diye soruyorlar. Sahâbe: "Parası olmayan dır." diyor. "Bilemediniz." diyor, "Fakir, kalbinde Allah’ın âyetleri bulunmayandır." "Zengin kimdir ya Resûlallah?" Herkes "Parası çok olan." diyor. Yine "Bilemediniz." diyor, "Hakkın kendisine, Allah’ın kendisine verdiğine kanaat eden kişidir."
Öyleyse dikkat edin; zengin olan, Allah’ın kendisine verdiğine kanaat eden kişidir. O zaman kimdir zengin, kimdir fakir? Fakir; kalbinde Allah’ın âyetleri bulunmayan kişidir. Zengin; Hakkın kendisine verdiğine kanaat eden kişidir. Hani derler ya halk arasında kelâm-ı kibar olarak: "Nerede bir fakir görürseniz o Allah ve Resûl’ünden kaçmıştır." Gerçekten de doğru! Kimdir fakir? Kalbinde Allah’ın âyetleri bulunmayan... Allah’ın âyetleri neden bulunmuyor? Çünkü o Allah ve Resûl’ünden kaçmıştır, yani dâvet kendisine ulaşmış, dâveti kabul etmemiştir. Ama eğer Müslüman olup dâveti kabul etmiş, âyetler kalbine girmişse, o noktadan itibaren artık Allah’ın kendisine verdiğine de kanaat ediyorsa o en zengin kişidir. Müslim’den rivayet edilen bir hadîs-i şerîftir bu.
A'râf Sûresinin 205. âyet-i kerimesinde bu mânâda Allah şöyle buyuruyor (Allahû Tealâ meâlen âyet-i kerimede):
"Sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini, kendi kendine korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanıyla zikret. Sakın ha sakın gâfillerden olma!"
7/ARÂF-205 Vezkur rabbeke fî nefsike tedarruan ve hîfeten ve dûnel cehri minel kavli bil guduvvi vel âsâli ve lâ tekun minel gâfilîn(gâfilîne).
Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma.
Öyleyse Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Zikretmemizi istiyor. Vasıta emirde ibadetlerin sultanı zikir olarak karşımıza çıkıyor.
7 VASITA EMİR
1. Allah’a Ulaşmayı Dilemek
ANKEBÛT – 5: Kim Allah’a mülâkî olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi İşiten, en iyi Bilendir.
2. Kelimeyi Şahadet – 12 İhsanla Mürşid Önünde Tövbe Etmek
BAKARA - 45, 46: (Allah’tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. Onlar ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâkî olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakın derecesinde inanırlar.
ÂLİ İMRÂN – 18: Allah, şehadet (şahitlik) etti: Muhakkak ki O’ndan başka ilâh yoktur...
3. Oruç
BAKARA – 183: Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.
4. Namaz
NİSÂ – 103: Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken Allah’ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkâniyle kılın. Muhakkak ki namaz, mü’minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz” olmuştur.
5. Hac
BAKARA – 197: Hac, bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda), (ihrama girerek) haccı (kendine) farz edindirirse, artık hacta kadına yaklaşmak (ve benzeri davranışlar), fâsıklık (günaha sapmak), cedelleşmek (sürtüşmek, kavga etmek) yoktur...
6. Zekât
BEYYİNE – 5: Ve onlar, Allah için hanifler olarak dinde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar.
İşte kayyûm din (kıyamete kadar devam edecek din) budur.
7. Zikir
MUZZEMMİL – 8: Ve Rabbinin İsmini zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.
ANKEBÛT – 45: Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et. Muhakkak ki salât, fuhuştan ve münkerden nehyeder. Ve Allah’ı zikretmek mutlaka en büyüktür.
Herkes namazın çok büyük ibadet olduğunu, hatta namazın dinin direği olduğunu bilir. Evet, gerçekten de bu doğrudur, namaz dinin direğidir. Ama tek başına bir direk hiç kimseyi kardan, yağmurdan, tayfundan, rüzgârdan korumaz. Ama bu direğin çadırı kesinlikle insanı korur. İşte nasıl namaz dinin direği ise zikir de bu direğin çadırıdır ve bizi koruyan yegâne vasıta zikirdir.
Zikir ibadetlerin sultanıdır. Onun için Yunus Emre: "Salât, hac u zekâtla sanma ki biter zâhit işi / İnsân-ı kâmil olmaya lâzım olan irfan imiş." der.
Bugün geleneksel din tatbikatını yapanlar; tamam, Ramazan ayında oruç tutuyorlar; tamam, belki zekâtlarını da veriyorlar; tamam, hacca da gidiyorlar, kabul edelim... Ama kurtuluşa ulaştıran amelleri gerçekleştirmemişler. Nedir o? Kurtuluşa ulaşan amelin başında, Kur’ân’ın giriş kapısı, cennetin giriş kapısı olan Allah’a ulaşmayı dilemek yok! İkinci olarak teslimin olmazsa olmaz şartı olan, Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbiyet yok! Daha sonra manevî tekâmülün yegâne anahtarı olan zikir yok! Yani bir insan sahâbe gibi manevî tekâmülünü tamamlamak istiyorsa zikirsiz bu mümkün değil. Zikirsiz ruhun teslimi yok, zikirsiz fizik vücut teslimi yok, zikirsiz nefs teslimi yok, zikirsiz irade teslimi yok! Zikir yoksa bunların hiçbiri mümkün değil.
Dolayısıyla sevgili kardeşlerim, eğer Fecr Suresinin 27. âyet-i kerimesinde "Ey mutmain olan nefs!" deniyorsa, o kişinin kalbi neyle mutmain olmuştur? Zikirle!
89/FECR-27 Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!
Tabi Ra'd 28’de Allah ne diyor?
"Bilin ki kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur."
13/RAD-28 Ellezîne âmenû ve tatmainnu kulûbuhum bi zikrillâh(zikrillâhi) e lâ bi zikrillâhi tatmainnul kulûb(kulûbu).
Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah’ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah’ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi?
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyuruyor: "Zikrin hayırlısı hafî (gizli) olanı, rızkın hayırlısı da kâfi gelenidir."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Hanbel, I, 172.
“Zikrin hayırlısı hafî olanı, rızkın hayırlısı da kâfi miktarda olanıdır.”
Üç çeşit zikir vardır:
Cehrî zikir,
Hafî zikir,
Kalp zikri.
Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerîm’de üçünü de üzerimize farz kılmış. İşte Müzzemmil Sûresinin 8. âyet-i kerimesi: "Allah’ın ismiyle zikret ve herşeyden kesilerek Allah’a dön!"
73/MUZZEMMİL-8 Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmi'ni zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.
Bazıları diyor ki: "Zikir hatırlamak mıdır?" Doğru mu? Doğru. Ama Kur’ân-ı Kerîm’e baktığımız zaman farklı bir olayla karşılaşıyoruz. Ne diyor Allahû Tealâ Zumer Suresinin 23. âyet-i kerimesinde? Allah şöyle buyuruyor:
"Allah, ihdas ettiği şeylerin en güzelini, kitaba benzer şekilde ikişer ikişer indirir."
39/ZUMER-23 Allâhu nezzele ahsenel hadîsi kitâben muteşâbihen mesâniye takşaırru minhu culûdullezîne yahşevne rabbehum, summe telînu culûduhum ve kulûbuhum ilâ zikrillâh(zikrillâhi), zâlike hudallâhi yehdî bihî men yeşâu, ve men yudlilillâhu fe mâ lehu min hâd(hâdin).
Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-rahmet ve salâvât-fazl), Kitab’a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab’lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah’ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.
Bu ikişer ikişer indirilen şeye bakıyoruz, nedir? Nûr Sûresinin 21. âyet-i kerimesinde ikişer ikişer indirilen şeyden birisi rahmet ve fazl, diğeri de Bakara 157’de geçen rahmet ve salâvat...
24/NÛR-21 Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).
2/BAKARA-157 Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.
Öyleyse biz Allah’ın ismini tekrar ettiğimiz zaman Allah’ın katından bir çift geliyor. Bu çiftlerden bir tanesi rahmet ve fazl, öbürü de rahmet ve salâvat. Öyleyse her zikredişimizde bu gerçekleşiyor. O zaman zikri hatırlamaktan ziyade "Allah" isminin tekrarıyla bu gerçekleşiyor. Çünkü siz zikrediyorsunuz. Bakara 152’de ne diyor Allahû Tealâ? "Beni zikredin, Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın küfredenlerden olmayın."
2/BAKARA-151 Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı (Kurânı Kerim’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.
2/BAKARA-152 Fezkurûnî ezkurkum veşkurû lî ve lâ tekfurûn(tekfurûni).
Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve Beni inkâr etmeyin.
Her zaman iki çeşit bakış açısı olabilir. Muhterem Efendimizin verdiği bir misalde: Çölde yarım bardak suyu olan iki kişi de aynı bardağa bakıp konuşuyor. Birisi: "Ne yazık ki yarım bardak suyum kaldı." diyor. Öbürü de hamdeder, şükreder: "Yarım bardak suyum var!" diyor. İkisi de aynı bardağa bakıyorlar. Birisi kötümser: "Ne yazık ki yarım bardak suyum kaldı." O, Allah’a ulaşmayı dilemeyen, Allah’ın kendisine verdiğinin boş tarafını gören, dolu tarafını görmeyen... Yani bardağın boş tarafını görüyor. Ama "Hamdederim, şükrederim yarım bardak suyum var." diyen kişi de aynı bardağa bakıyor, o da dolu tarafını görüyor. İşte Allahû Tealâ şükredenlerden olmamızı, yani daima bardağın dolu tarafını görmemizi istiyor.
Allahû Tealâ hangi zaman, hangi mekân, hangi şartlar içinde olursak olalım, Allah’ın bize verdikleriyle mutmainsek, doyuma ulaşmışsak biz o zaman şükredenlerdeniz. Ama daha ötesini, daha ötesini, daha ötesini istiyorsak o zaman öyle değil. Nitekim nefsimizin on dokuz afetinden bir tanesi hırstır. Bir insan hırs afetinin tesiri altındaysa, neye sahip olursa olsun asla ve asla tatmin olmaz, doyuma ulaşmaz. Hırs afeti daha fazlasını, daha fazlasını, daha fazlasını devamlı ister. Hatta eski evliyaullah, Allah dostları hırsı şöyle benzetiyorlar: Hırs afetinin tesiri altındaki bir insan susuz bir insana benzer. Susuzluğunu gidermek üzere avuç avuç tuzu, deniz suyunu içiyor. Böylesi bir insan susuzluğunu giderebilir mi? Hayır, çünkü devamlı daha da fazla susuyor. İşte hırsın kendisini kontrol altına aldığı bir insan neye sahip olursa olsun yeterli görmez.
Ama bu hırs afetinden kurtulmak mümkün mü? Elbette! Neyle? Kalben ulaşmayı dileyeceksiniz, Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbi olacaksınız ve zikirle...
Nefs-i Ammâre: 15.000 zikir,
Nefs-i Levvâme: 17.000 zikir,
Nefs-i Mülhime: 19.000 zikir,
Nefs-i Mutmainne: 21.000 zikir...
NEFS TEZKİYESİNİN 7 KADEMESİ
1. NEFS-İ EMMARE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1’e 100 derecat
YÛSUF–53: Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...
2. NEFS-İ LEVVAME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1’e 200 derecat
KIYÂME–2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
3. NEFS-İ MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1’e 300 derecat
ŞEMS–8: Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
4. NEFS-İ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1’e 400 derecat
FECR–27: Ey mutmain olan nefs!
5. NEFS-İ RADİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1’e 500 derecat
FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
6. NEFS-İ MARDİYYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1’e 600 derecat
FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
7. NEFS-İ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1’e 700 derecat
FÂTIR–18: ...Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).
Yirmi bir bin zikre ulaşan bir insan nefsinin manevî kalbinde yüzde yirmi sekiz fazl, yüzde iki de rahmetten yüzde otuz qnurlanıyor ve o kişiye Allahû Tealâ hitap ediyor: "Ey mutmain olan nefs! (Yani hırs afetini kontrol altına almış olan kişi!) Sen Rabbinden razı, Rabbin senden razı olarak nefsini tezkiye et ve böylece Allah’ın dostları arasına gir, Allah’ın kulları arasına gir!" Yaratılış gayemiz Allah’a kul olmak, yaratılış gayemiz Allah’a dost olmak.
Gerçekten nefsimizin manevî kalbinde yüzde kırk dokuz fazl, yüzde iki de rahmet nuru... Yarı yarıya eşit ama yüzde ikilik rahmet aydınlanmayı öne geçirmiştir. İşte ne zaman nefsin manevî kalbinde bu aydınlanma varsa, o zaman nefsimiz de isteyerek Allah’a secde ediyor. İki tür insan var: İsteyerek ve istemeyerek secde edenler. İsteyerek secde eden ruhtur ama nefs başlangıçta öyle değil. Fakat bir gün yedi kademede nefs tezkiyesi sağlanırsa, nefsin manevî kalbindeki nurlar da karanlıkları geçerse, o zaman nefsimiz de artık isteyerek Allah’a secde ediyor.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
NEFS TEZKİYESİ VE TASFİYESİ İLE NEFSİN 19 AFETİ 19 HASLETE DÖNER,
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
İşte Âli İmrân Suresinin 83. âyet-i kerimesi: Onlar görmüyorlar mı ki göklerdekiler ve yerdekiler isteyerek ve istemeyerek Allah’a teslimdir? İsteyerek teslim olanlar...
3/ÂLİ İMRÂN-83 E fe gayre dînillâhi yebgûne ve lehû esleme men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve ileyhi yurceûn(yurceûne).
Onlar, hâlâ Allah'ın dîninden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav'an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O'na teslim oldular ve onlar, O'na (Allah'a), geri döndürülecekler.
Diyelim ki ruh isteyerek secde ediyor ama başlangıç noktasında hepsi öyle değil. Fakat bir gün nefs tezkiyesi sağlanır da nefsin manevî kalbindeki nurlar karanlıkları geçerse, o zaman nefsimiz de artık isteyerek o secdeyi gerçekleştiriyor.
Hangi âyet-i kerimede? Allahû Tealâ Ra'd Suresinin 15. âyet-i kerimesinde: Yerdekiler ve göktekiler, onların gölgeleri sabah akşam isteseler de istemeseler de Allah’a secde ederler.
13/RAD-15 Ve lillâhi yescudu men fîs semâvâti vel ardı tav’an ve kerhen ve zilâluhum bil guduvvi vel âsâl(âsâli). (SECDE ÂYETİ)
Yerdekiler ve göktekiler ve onların gölgeleri, sabah akşam, isteseler de istemeseler de Allah’a secde ederler. (Fizik vücutların gölgesi nefs ve ruhtur. Fizik vücutlar secde edince, nefsler de secde ederler. Ruh hasletleri ile isteyerek secde eder. Nefs, afetlerinden dolayı istemeyerek secde eder. Kişi Allah’a ulaşmayı dilemişse, nefs tezkiyesine ulaşınca; ağırlık Allah’ın nurlarına geçer. O zaman nefs de isteyerek secde eder.)
Fizik vücudun gölgesi nefs ve ruhtur. Fizik vücutlar secde edince nefsler de secde ederler. Ruh hasletleriyle isteyerek secde eder, nefs de afetlerinden dolayı istemeyerek secde eder. Ama ne zaman kişi nefs tezkiyesini sağlarsa, nurlar karanlıkları geçerse, o zaman nefs de isteyerek secde eder. Allahû Tealâ’nın bizden istediği bu.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, zikir deyip geçmeyin. Az zikir Müzzemmil 8’de farz. Çok zikir de farz; Ahzâb Suresinin 41. âyet-i kerimesi: "Ey âmenû olanlar, Allah’ı çok zikirle zikredin!"
33/AHZÂB-41 Yâ eyyuhâllezîne âmenûzkûrullâhe zikren kesîrâ(kesîran).
Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
Yetmez, daimî zikir de farz. İşte Âli İmrân 191: Onlar ki ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken Allah’ı zikrederler.
3/ÂLİ İMRÂN-191 Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).
Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan'sın, artık bizi ateşin azabından koru.
Nisâ Suresinin 103. âyet-i kerimesi de: Namazı kılıp bitirdikten sonra otururken, ayaktayken, yan yatarken hep Allah’ı zikredin.
4/NİSÂ-103 Fe izâ kadaytumus salâte fezkurûllâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbikum, fe izatma’nentum fe ekîmus salât(salâte), innes salâte kânet alâl mu’minîne kitâben mevkûtâ(mevkûten).
Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü'minlerin üzerine, "vakitleri belirlenmiş bir farz" olmuştur.
Bir dördüncü hâl mevcut değil: Ya şu anki gibi oturuyoruz, ya kıyamdayız (ayaktayız), veya yatağımızda yan üstü yatıyoruz. Ama üç hâlin içinde de Allahû Tealâ ne istiyor bizden? Allah’ın ismini tekrar etmemizi istiyor. Evet, Allah’ın ismini tekrar etmemizi istiyor. Öyleyse bu üç âyet-i kerime de bize kesinlikle zikrin ibadetlerin sultanı olduğunu buyuruyor.
İşte bu zikir; cehrî zikir var, mesela hac farizasını yerine getirirken yapılan zikirlerin hepsi cehrî zikirdir. Hafî zikir de var: Nebîler Sultanı Peygamber Efendimizin (S.A.V) özellikle Hz. Ebûbekir ile hicret olayında Sevr Mağarasına yerleştikleri zaman, düşmanlar onu görmemesi için ilimde derinleşen Cebrail (A.S) o mağaranın önüne bir örümcek ağı örüyor. Ama Hz. Ebûbekir çok heyecanlanıyor Resûlullah’a (S.A.V) bir şey olacak diye. Fakat Resûlullah (S.A.V) Efendimiz ona hafî zikri talim ettiriyor, öğretiyor. Diyor ki: "Ya Ebûbekir!
Şimdi dilini damağına yapıştır ve sadece Allah’a söyle, mahzun olma; Allah bizimle beraberdir." Gerçekten de onu yapıyor ve düşmanlar ne kadar arasalar da hiçbiri mağaranın içerisine girmiyor. Çünkü diyor ki: "Ya bu kadar hakikat var, yani örümcek ağı bu mağaranın önünde. . . Eğer bu insanlar buraya girmiş olsaydı bu ağın burada olması imkânsız." Ama Allahû Tealâ herşeye kaadirdir. Onlar hile yapıyorlar, Allahû Tealâ da onlara hileleriyle cevap veriyor. Onların ilimden haberleri yok ama Allah’ın Resûl’e rehber olarak tayin ettiği Cebrail (A.S)’ın ilim sahibi olduğunu hepimiz biliyoruz.
Ve gerçekten de Nebîler Sultanı Peygamber Efendimizin (S.A.V) Hz. Ebûbekir’e talim ettirdiği hafî zikir Sevr Mağarasında başlangıç olarak gerçekleşiyor.
Bir de kalp zikri var. Yataktayken biz bir müddet sonra uykuya geçiyoruz. Üç hız kanunundan: Işık hızının altındaki hızlar, ışık hızı ve sonsuz hız... İşte ışık hızının altındaki hızlar için biz neyi örnek verebiliriz? Elektronları... Normal standartlarda bu şekilde ışık hızı fotonları gösterebiliriz. Her gece başımızı yastığın üzerine koyduğumuz zaman fizik vücut rölantide çalışan bir araba gibi dinlenmeye geçiyor. Elektron devir sayısı yüzden yetmiş beşe iniyor ama içindeki nefsimizin karşıt elektron devir sayısı elli iken o da yetmiş beşe yükseliyor. İkisi eşitlendiği zaman foton misali ışık duvarını geçiyor ve geçer geçmez, ışık duvarını geçtikten sonra nefsimiz sonsuz hıza ulaşıyor ve sonsuz hızla vücudu terk ediyor. Akıl nefse kumanda ediyor.
Öyleyse o zaman durum nedir? Durum kalp zikridir. Allahû Tealâ uykudayken de kalp zikrini yapmamızı istiyor. Kalp zikrinde ne ses vardır, kalp zikrinde ne dilin hareketi vardır; kalp zikrinde sadece iç sesimizle Allah isminin tekrarıdır. Ve Allahû Tealâ bu üç zikrin üçünü de kesinlikle bize farz kılmış.
Kur’ân-ı Kerîm’in bize gösterdiği hedef: Allah’ın Zat’ını görmek ancak tesbihe ulaşmakla mümkündür. Öyleyse evvela zikir; az zikir, çok zikir, çok çok zikir, daimî zikir, küllî zikir ve en sonunda tesbih... Ve merhale merhale basamaklar içerisinde Allah’ın ulaşmamızı istediği hedef nedir? Hedef tesbihe ulaşmaktır.
Tesbih nedir? Tesbih, gayri iradi varlıkların Allah isminin tekrarına verdiği addır. Ama insanoğlu serbest iradenin sahibidir. Serbest iradesiyle Allah isminin tekrarına Allah "zikir" diyor. Ama bir gün o noktaya geldiği zaman, yani ister ilahî iradeyle ister küllî iradeyle o kişiye Allah ismini tekrar ettirirsin, o zaman tesbihe geçiyor. Ne zaman oluyor bu? İradesini de Allah’a teslim ettiği zaman.
Allahû Tealâ bütün insanlardan bunu istiyor mu? Allahû Tealâ bütün insanlardan bunu istiyor. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de Allahû Tealâ’nın Âdem (A.S)’ın zürriyetinden bay ve bayan herkese farz kıldığı yedi tane hedef emir var: yedi safha, dört teslim söz konusu.
Ruhun Allah’a teslimi Allah’ın garantisindedir. Bir dileği Allahû Tealâ bizden istiyor: Kalpten ulaşmayı dilemek. Ama fizik vücudun teslimi dik yokuştur. Fizik vücudumuzu Allahû Tealâ’ya teslim edebilmek için ne lâzım? Tekrar Rabbimizden fizik vücut teslimini talep etmemiz lâzım ve zikrimizi artırmamız lâzım. Zikir artışını yapamayan bir insan fizik vücut teslimini yapamaz. Üç saat zikir, dört saat zikre; dördü, beşe; beşi, altıya; altıyı, yediye; yediyi, sekize; sekizi, dokuza, onu, onbire, on ikiye, on üçe... On üç saat zikre ulaştığı zaman o kişi zâhitlerden oluyor. Zâhit demek, Allah’ı kendisinden daha fazla seven bir kişi demektir. Yirmi dört saatlik zaman diliminde eğer on üç saatini Allah’a ayırıyor, on bir saatini kendisine ayırıyorsa o kişi şunu ispat ediyor ki: "Evet, Allah benim için herşeyden daha öndedir." Ve kendisini öne geçirmiştir. Tam yedi tane âyet-i kerime zâhidleri tarif ediyor.
ZÂHİDLER
1. ENFÂL 45: Ey âmenû olanlar! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman artık sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ki; böylece felâha eresiniz.
2. YÛSUF 20: Ve onu (Yusuf’u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zâhitlerden idiler.
3. TÂHÂ 34: Ve Seni, çok zikredelim.
4. AHZÂB 21: Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.
5. AHZÂB 35: …ve Allah’ı çok zikreden erkekler ve (çok) zikreden kadınlar! Allah, onlar için mağfiret ve azîm bir ecir (mükâfat) hazırladı.
6. AHZÂB 41: Ey âmenû olanlar! Allah’ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin.
7. CUMA 10: Artık namazı kaza ettiğiniz (kılıp bitirdiğiniz) zaman yeryüzüne yayılın ve Allah’ın fazlından isteyin ve Allah’ı çok zikredin. Umulur ki, böylece siz felâha (kurtuluşa) erersiniz.
Zâhitler muhsinler için bir ön eşik olarak kabul edilebilir. Devam ederse on sekiz saat zikre, muhsinler kademesine ulaşır ve on sekiz saat zikirle o kişi muhsinlerden olur.
Muhsinlerin vasıflarını Allahû Tealâ âyetlerde ifade ederken: Onlar bollukta ve darlıkta infak ederler, onlar öfkelerini yutarlar, onlar insanlara af ile muamele ederler. Resûlullah (S.A.V) Efendimizin hadîs-i şerîfte zikrettiği: "En hayırlı yudum, öfkesini yutandır." Yine bir bedevî grup geliyor: "Ya Resûlallah! Ben iyi bir kul olmak istiyorum." Resûlullah (S.A.V) Efendimiz: "Muhsin kul ol." diyor. Bir sene sonra geldiğinde: "Ben muhsin kul oldum mu?" "Komşularına sor." diyor.
Öyleyse insan sosyal bir varlıktır, başka insanlarla birlikte yaşar. Etrafımızda her zaman insanlar nefs sahibi varlıklardır. Nefislerine uyarak bize hata işleyebilirler, size karşı hata işleyebilirler. Marifet ne? Marifet onların hatalarını affedebilmek, o hatayı örtmektir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin: "Kusurları örtmede gece gibi ol!" sözü... Kimdir bu hataları affeden kişi? Muhsin kul. Yani zikrini on sekiz saate çıkartabilen kişi. O zaman eğer bu bizim için bir hedefse, mutlaka bu gayretin içinde olmamız lâzım, zikrimizi artırmamız lâzım. Dik yokuş ancak on sekiz saat zikirle aşılabilir ve en zor teslim fizik vücut teslimidir, dik yokuştur; ama imkânsız değildir. Allah’ın yardımıyla Allah her şeye kadirdir.
Ve daha sonraki merhalede daimî zikir, kalp zikridir. Kalp zikrinde uykudayken de zikretmemizi emir buyuruyor. Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz hadîs-i şerîfinde ne diyor? "Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden hayırlıdır." Resûlullah’ın "âlim" dediği kişi daimî zikrin sahibi olan kişidir. Resûlullah (S.A.V) daimî zikirde miydi? Evet! "Benim gözlerim uyur ama kalbim uyumaz." Ve "Mü’minin ferasetinden çekininiz, çünkü o Allah’ın nuruyla bakar." Allah’ın nuruyla bakan kişi kimdir? Daimî zikrin sahibi olan kişidir. "Bilmiyorsanız hikmet sahibi âlime, ehli zikre sorun." diyor Allah Resûlü (S.A.V). Bunları yan yana getirdiğimiz zaman görüyoruz ki, daimî zikre ulaştığımız zaman gerçekten hikmet sahibi âlim zümresine dâhil oluyoruz ve bilmediklerimizi de onlara sormamız lâzım.
Bazı insanlar Kur’ân’a bakarlar: "Herşey Kur’ân’da yoktur; ne matematik, ne cebir, ne kimya, ne tıp falan yoktur." diyorlar. Ama birileri de vardır ki herşeyi Allah Kur’ân-ı Kerîm’e koymuş. Kimler için herşey Kur’ân’da var, kimler için yok? Daimî zikrin sahibi ulûl elbab için her şey Kur’ân’da var! Hz. Ebûbekir (R.A.): "Ayakkabılarımın bağı dahi kaybolsa ben nereye sorarım? Kur’ân’a sorarım." Yani hikmet sahibi âlime sorarım.
Hikmet sahibi âlim herşeyi bilebilir mi? Hayır, hikmet sahibi âlim her şeyi bilmez, bilmesine de gerek yok. Ama ilmi ve rahmeti herşeyi kuşatan kimdir? Allah’tır. Hikmet sahibi âlimin özelliği ne? Hikmet sahibi âlim en iyi tezekkür edendir, bilmediklerini Allah’tan sorma yetkisine sahiptir; Allah’tan vahiy alan kişidir, vahiy yoluyla Allah’la konuşan kişidir. O zaman bilmediği zaman işi gayet kolay, bilmediğini kime soracaktır? Allahû Tealâ’ya. Allah’tan aldığı cevabı muhataba ulaştıracaktır. Allahû Tealâ’nın öğretim sistemi budur.
On dört asır evvele baktığımız zaman, yirmi üç sene boyunca Kur’ân kendisine indirilen Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), hangi müşkül, hangi problem söz konusu olduğu zaman sahâbe gelip ne yapardı? Resûlullah’a (S.A.V) sorarlardı ve cevabı Ondan alırlardı. Aldıkları cevabı da hayatlarına tatbik ederlerdi ve o döneme "Asr-ı Saadet" denmesinin sebebi buydu.
Ama geleneksel din tatbikatına baktığımız zaman bunların hiçbiri yok, yerinde yeller esiyor. Sadece İslâm’ın beş şartı var ve insanlar İslâm’ın beş şartına inandırılmış. İblis diyor ki: "İnsanlar ibadet yapsınlar. İblis diyor ki insanlar ibadetlerle kurtuluşa ulaşacağını zannetsinler. Ama hiçbirisi kurtuluşa ulaşmasın."
İşte kim Allah’a ulaşmayı dilemiyorsa, kim Allah’ın kendisi için Hacet namazıyla gösterdiği mürşide tâbi değilse, kim ibadetlerin sultanı olan zikri yapmıyorsa; o kesinlikle kendisini zanna kaptırmış, zanna tâbi olan kişidir. Allah Resûlü (S.A.V) de: "Zandan sakının, zan sözlerin en yalanıdır. Zandan önce ilim öğrenin." buyuruyor.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhâri, Vesâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 56.
Ebu Hureyre'den nakledilen bir Hadis:
“Zandan sakının. Zira zan sözlerin en yalanıdır.”
O zaman olay buysa, mutlaka Kur’ân-ı Kerîm’in hükmüne uygun olarak ne yapmamız lâzım? Kalben Allah’a ulaşmayı dileyerek zandan önce ilim öğrenmemiz lâzım, Kur’ân’ı öğrenmemiz lâzım.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Kütüb-i Sitte, İlim Bölümü, Ravi. Ukbe İbnu Amir, Hadis: 4112
"Zancılardan önce ilim öğrenin."
Âyetler ve hadîsler beraber zikredildiği zaman hepsi birebir bir illiyet rabıtası içerisinde. Ve gerçekten Allah bizleri çok seviyor, çok seviyor, çok seviyor! Ve daima O sevgisiyle bizim mutlu olmamızı, daha mutlu olmamızı, daha mutlu olmamızı istiyor. Ama bu mutluluk neyledir? Mutluluğun anahtarı sevgiyledir. Allah’ın Resûlü (S.A.V) hadîs-i şerîfinde diyor ki: "Sevginin gözlükleriyle her şeye bakın, sevginin dürbünüyle her şeye bakın, sevginin stetoskopuyla her şeye bakın. Sevin ve sevdirin; nefret etmeyin ve nefret ettirmeyin."