Tövbe / Blog Serisi 10

Tövbe ve Günahlardan Kurtuluş

Pişmanlıktan arınmaya ve Allah’a dönüşe

16 dk okuma 11 ayet atfı

Tövbe, insanın işlediği günahın farkına varması, yaptığından pişmanlık duyması ve Allah’tan bağışlanma dilemesidir. Kul, hatasını kabul ederek Rabbine yönelir; günahından vazgeçmek ve Allah’ın emirlerine uygun bir hayat yaşamak ister.

Kur’ân’da tövbe; pişmanlık, Allah’a yöneliş, îmân, salih amel ve nefsin arınmasıyla birlikte ele alınır. Günahların affedilmesi, örtülmesi ve sevaba çevrilmesi bu bütünün içinde açıklanır. İnsanın Allah ile ilişkileri geliştikçe tövbenin muhtevasında da farklı safhalar ortaya çıkar.

Bu sebeple tövbeyi anlamak için hem kişinin bir günahından dolayı Allah’tan af dilemesini hem de Allah’a ulaşma ve teslimiyet yolundaki tövbeleri bilmek gerekir.

Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez

İnsan, geçmişinde işlediği günahları düşündüğünde büyük bir pişmanlık duyabilir. Hatalarının çokluğu sebebiyle kendisi için kurtuluş imkânının kalmadığını zannedebilir. Oysa Allahû Tealâ, Zumer Suresinin 53. âyetinde şöyle buyurur:

Âyette, nefsleri üzerine haddi aşmış kullara hitap edilir. Günahların büyüklüğü, insanın Allah’a yönelmesinin önünde aşılmaz bir engel olarak gösterilmez. Allah’ın rahmeti ve mağfireti hatırlatılır.

Bu âyetin açıklaması, Enfâl Suresinin 29. ve Furkân Suresinin 70. âyetleriyle birlikte değerlendirilir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin günahlarının örtülmesi ve mürşidine tâbî olduğunda sevaba çevrilmesi, rahmetten ümit kesmeme çağrısının içindeki kurtuluş yolunu gösterir.

Kulun yapması gereken, geçmişinin ağırlığı altında Allah’tan uzaklaşmak yerine O’na yönelmektir. Allah’ın rahmetine duyulan ümit, bu yönelişi ve değişme isteğini besler.

Samimi tövbenin esası: Pişmanlık

Nisâ Suresinin 17. âyetinde, cahillikle bir kötülük yaptıktan sonra hemen tövbe edenlerden söz edilir. Bu açıklamada kişinin yaptığı yanlışı fark etmesi ve bundan nedamet duyması üzerinde durulur.

İnsan, işlediği günahı içinde hâlâ doğru buluyorsa, bundan memnunsa ve aynı davranışı savunuyorsa, söylediği tövbe sözleriyle kalbinin durumu birbirine uygun değildir. Allahû Tealâ insanın kalbindeki talebi bilir.

Meselâ bir kimseye kötülük yapan kişi, onun incinmesinden memnuniyet duyarken yalnızca diliyle af istediğinde, tövbenin temelindeki pişmanlık gerçekleşmiş olmaz. Samimi tövbede insan, yaptığı kötülüğün yanlışlığını kabul eder ve o davranıştan vazgeçmek ister.

Bu pişmanlık, Allah’a müracaat etmeyi beraberinde getirir. Kişi, günahının affını Rabbinden diler.

Hatada ısrar etmemek

Âli İmrân Suresinin 135. âyetinde, bir kötülük yaptıklarında veya nefslerine zulmettiklerinde Allah’ı zikreden ve günahları için mağfiret dileyen takva sahipleri anlatılır. Âyetin sonunda onların şu özelliği belirtilir:

Burada Allah’ı zikretmek, mağfiret dilemek ve hatada ısrar etmemek bir arada yer alır. Kul, yanlışını fark ettiğinde onu sürdürmekten vazgeçer ve Allah’a yönelir.

Tövbenin insan hayatındaki karşılığı, bu değişme talebidir. Günahı kabul etmek, Allah’tan af dilemek ve o günaha devam etmemek, birbirini tamamlayan davranışlardır.

Tövbe neden ertelenmemeli?

Nisâ Suresinin 18. âyetinde, kötülükleri sürdürüp ölüm kendisine geldiğinde tövbe ettiğini söyleyen kişinin durumu açıklanır. Bu âyet, insanın Allah’a yönelişini hayatının sonuna bırakmaması gerektiğini gösterir.

Nisâ Suresinin 17. âyetindeki hemen tövbe etme açıklamasıyla birlikte düşünüldüğünde, insanın hatasını fark ettiği anda Rabbine müracaat etmesinin önemi ortaya çıkar.

Allah’a dönüş, insanın bugün yaşayabileceği bir değişikliktir. Günahını fark eden kul, bu farkındalığı tövbeye ve hayatını düzeltme gayretine dönüştürür.

Tövbe ve istiğfar

İstiğfar, kulun Allah’tan mağfiret istemesidir. Tövbe eden insan, işlediği günah sebebiyle Rabbine müracaat eder ve bağışlanmasını diler.

Hûd Suresinin 3. âyetinde Rab’den mağfiret istemek ve ardından O’na tövbe etmek birlikte zikredilir. Bu açıklama, insanın Allah’a yönelişinin ve tâbiiyetle gerçekleşen tövbenin anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir.

Tövbenin üç seviyesi

Tövbenin üç seviyesi
Tövbenin çeşidiTemel muhtevası
Kişinin işlediği günah için tövbesiPişmanlık duyarak Allah’tan o günahının affını dilemesi.
Mürşid önündeki tâbiiyet tövbesiAllah’a ulaşmayı dileyen kişinin mürşidine tâbî olması; günahlarının sevaba çevrilmesi ve nefs tezkiyesinin başlaması.
Tövbe-i NasuhNefsin afetlerden arındığı ileri safhada, Allah’ın davetiyle gerçekleşen ve bozulmayan tövbe.

Kişisel olarak af dilemekle, tâbiiyet sırasında gerçekleşen mağfiretin şartları ve sonuçları farklıdır. Tövbe-i Nasuh da kendisine mahsus bir manevî olgunluk safhasını ifade eder.

Af, örtülme ve sevaba çevrilme

Kişi işlediği bir günah sebebiyle Allah’tan af dileyebilir. Bu talebin kabulü Allah’a aittir.

Günahların örtülmesi, kişinin günahlarının kaldırılmasıyla açıklanır. Günahların sevaba çevrilmesinde ise kaybedilmiş dereceler, kazanılmış derecelere dönüştürülür. Furkân Suresinin 70. âyetindeki seyyiatin hasenata çevrilmesi, bu muhtevayı taşır.

Enfâl Suresinin 29. âyetinde günahların örtülmesi ve mağfiret edilmesi birlikte yer alır. Böylece örtülme ile sevaba çevrilmenin birbirini takip eden ihsanlar olduğu açıklanır.

Mağfiret kelimesi, kişinin Allah’tan bağışlanma dilemesi bağlamında da kullanılır. Tâbiiyetle ilgili açıklamalarda ise özellikle günahların sevaba çevrilmesi üzerinde durulur. Bu yüzden kelimenin hangi âyet ve hangi safha içinde geçtiğine dikkat etmek gerekir.

Allah’a ulaşmayı dilemek ve günahların örtülmesi

Bu dilek, insanın dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah’a ulaştırmayı kalpten istemesidir.

Allah’a yönelen insan takva sahibi olur. Enfâl Suresinin 29. âyetinde takva ile furkan sahibi olmak, günahların örtülmesi ve mağfiret arasında bağ kurulur. Allahû Tealâ, Kendisine yönelen kuluna yardımlarını ulaştırır.

Zumer Suresinin 54. âyetinde de Rabbe yönelmek ve O’na teslim olmak emredilir. Böylece günahlardan kurtuluş, Allah’a yöneliş ve teslimiyet yoluyla birlikte ele alınır.

Bu yolun başlangıcındaki kalbî dileği, Allah’ın yardımıyla gelişen ibadet sevgisi, mürşide ulaşma ve tâbiiyet takip eder.

Tâbiiyet tövbesi ve günahların sevaba çevrilmesi

Âyette tövbe, îmân ve salih amel bir arada zikredilir. Ardından Allah’ın seyyiati hasenata çevirmesi bildirilir:

Buradaki tövbe, Allah’a ulaşmayı dileyen kişinin mürşidi önünde gerçekleştirdiği tâbiiyet tövbesi olarak açıklanır. Îmânın artması, kalbe îmânın yazılmasıyla; salih amel ise nefs tezkiyesiyle ilişkilendirilir.

Kişi Allah’a ulaşmayı diler, Allah’ın yardımlarıyla mürşidine ulaşır ve tâbiiyetini gerçekleştirir. Bu tövbeyle birlikte nefsini ıslâh edecek manevî gelişimin içine girer.

Âyetteki müjde, bu bütün içerisinde anlaşılır. Tövbe, îmân ve nefs tezkiyesi aynı açıklamanın parçalarıdır. Allah’ın Gafûr ve Rahîm oluşu da âyetin sonunda birlikte belirtilir.

Bağışlayan Allah’tır

Mürşid önünde tövbe edilmesi, günahların mürşid tarafından affedildiği anlamına gelmez. Mürşid, bu tövbeye ve insanın Allah’a yönelmesine vesile olur. Affeden ve mağfiret eden Allahû Tealâ’dır.

Nisâ Suresinin 64. âyetinde, nefslerine zulmedenlerin Peygamber Efendimiz’e gelmeleri, Allah’tan mağfiret dilemeleri ve Resûl’ün de onlar için mağfiret istemesi açıklanır.

Burada hem kişinin hem de Resûl’ün talebi Allah’adır. Her iki talebi kabul eden de Allah’tır. Sahâbenin talebi üzerine günahlarının affedilmesi, Peygamber Efendimiz’in onlar için talebi üzerine sevaba çevrilmesi bu âyetle açıklanır.

Tövbenin merkezinde kulun Rabbine yönelişi vardır. Bağışlama yetkisi bütünüyle Allah’a aittir.

Tövbeden sonra nefsin arınması

Günahların bağışlanmasıyla birlikte, insanı yanlış davranışlara yönelten nefs afetlerinin temizlenmesi de önem taşır. Öfke, kin, haset ve diğer afetler mevcut olduğu sürece kişinin bunların taleplerine karşı dikkatli olması gerekir.

Nefs tezkiyesinin temel vasıtası zikirdir. Allah’ın İsmi’nin tekrar edilmesiyle gerçekleşen zikir, Allah’a ulaşmayı dileme ve tâbiiyetle gelişen kalp şartları içerisinde nefsin nurlanmasını sağlar.

Nûr Suresinin 21. âyetinde Allah’ın rahmeti ve fazlı olmadan nefs tezkiyesinin gerçekleşmeyeceği açıklanır. Muzzemmil Suresinin 8. âyetinde ise Rabbin İsmi’ni zikretmek ve O’na ulaşmak birlikte emredilir.

Böylece tövbe, geçmişteki günahlar için bağışlanma talebini; nefs tezkiyesi ise insanın iç dünyasının arınmasını içerir. Arınma ilerledikçe nefsin afetlerinin davranışlar üzerindeki tesiri azalır.

Yeniden hata edildiğinde ne yapılır?

Allah yolunda ilerleyen insan, nefsinin afetleri tamamen temizlenmeden önce yanlış davranışlarda bulunabilir. Böyle bir durumda hatasını kabul etmesi, pişmanlık duyması ve Allah’tan af dilemesi gerekir.

Günlük hayatta yapılan bir hatadan dolayı Allah’tan af dilemekle, tâbiiyet tövbesini yeniden gerçekleştirmek ayrı konulardır. Her hata, kişinin yeniden tâbiiyet tövbesi yapmasını gerektiren bir durum olarak değerlendirilmez.

Kişi, yaptığı yanlış için Rabbine tövbe eder; ibadetlerine, zikrine ve nefsini ıslâh etme gayretine devam eder. Pişmanlığını Allah’a yönelişe dönüştürür ve hatasında ısrar etmez.

Kul hakkı ve helâlleşmek

Başka insanlara yapılan haksızlıklar, insanın onlara karşı sorumluluğunu ilgilendirir. Tövbe eden kişinin, hakkına girdiği insanlarla olan ilişkisini de düzeltmesi gerekir.

Tâbiiyetten önce kul hakkına girmiş olan bir insanın ne yapması gerektiği açıklanırken, hak sahipleriyle birer birer helâlleşmesi istenir. Borç konusunda da kişinin ödeme sorumluluğunu yerine getirmesi üzerinde durulur.

Allah’tan bağışlanma dilemek, insanlara karşı sorumlulukların ciddiyetini kavramakla birlikte yaşanır. Başkasının hakkını gözetmek, haksızlıktan vazgeçmek ve helâlleşmek, davranışların düzelmesinin içindedir.

Bu sebeple tövbe, kişinin hem Allah ile ilişkisine hem de insanlara karşı tutumuna yansır.

Tövbe-i Nasuh nedir?

Tahrîm Suresinin 8. âyetinde şöyle buyrulur:

Tövbe-i Nasuh, daimî zikirle nefsin afetlerinin temizlenmesinden ve ihlâs makamındaki gelişimin tamamlanmasından sonra, Allah’ın davetiyle gerçekleşir. İhlâstan salâha geçişi ifade eder.

Bu tövbenin bozulmamasının sebebi, nefsin afetlerinin ortadan kalkmış olmasıdır. Önceki safhalarda insanın nefsindeki afetler, onu yeniden yanlış davranışlara yöneltebilir. Tövbe-i Nasuh’a ulaşan kişinin nefsinde ise tövbeyi bozmaya sevk edecek afetler kalmamıştır.

Dolayısıyla Tövbe-i Nasuh, kişinin kendi başına bir tövbe metnini okuyarak ulaştığını kabul edeceği bir makam değildir. Nefsin tasfiyesi, ihlâs ve Allah’ın davetiyle açıklanan özel bir safhadır.

Tahrîm Suresinin 8. âyetinde günahların örtülmesi ve nurun tamamlanması da yer alır. Âyette, Allah’ın günahları örtmesi, cennetlere koyması ve nurların kişinin önünde ve sağında bulunması açıklanır. Ardından nurun tamamlanması ve mağfiret talebi zikredilir.

Bu safhada örtülen günahlar, kişinin tâbiiyetinden sonra işlediği günahlarla ilişkilendirilir. Çünkü tâbiiyetten önceki günahların sevaba çevrilmesi, daha önceki mağfiret safhasında gerçekleşmiştir.

Böylece yolun başlangıcındaki örtülme ve mağfiretle, Tövbe-i Nasuh sonrasındaki ihsanların farklı safhalara ait olduğu anlaşılır.

Tövbe, Allah’a dönüş ve teslimiyet

Furkân Suresinin 71. âyetinde tövbe ve salih amelin ardından, kişinin tövbesi kabul edilmiş olarak Allah’a ulaşması açıklanır.

Furkân 70, tövbeyle birlikte günahların sevaba çevrilmesini; Furkân 71 ise nefs tezkiyesiyle ilerleyen ruhun Allah’a dönüşünü anlatır. Böylece tövbe, mağfiret, nefsin arınması ve ruhun Allah’a ulaşması arasında bir bütünlük oluşur.

İnsan, hatasını kabul ederek Allah’a yönelir. Rabbinden af diler, Allah’a ulaşmayı ister ve kendisine açılan yolda ilerler. İbadetlerini yerine getirir, zikrine devam eder, başkalarının haklarını gözetir ve nefsinin arınması için gayret gösterir.

Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyen kul, bu ümidi Allah’ın emirlerini hayatına tatbik ederek yaşar. Günahlardan kurtuluş yolunda pişmanlığı tövbeye, tövbeyi ıslâha ve Allah’a yönelişini teslimiyete taşır.

Merak edilenler

Sık Sorulan Sorular

Tövbe nasıl edilir?

Nisâ Suresinin 17. âyetinde, cahillikle bir kötülük yaptıktan sonra hemen tövbe edenlerden söz edilir. Bu açıklamada kişinin yaptığı yanlışı fark etmesi ve bundan nedamet duyması üzerinde durulur.

Günahları çok olan kişi Allah’ın rahmetinden ümit kesmeli midir?

İnsan, geçmişinde işlediği günahları düşündüğünde büyük bir pişmanlık duyabilir. Hatalarının çokluğu sebebiyle kendisi için kurtuluş imkânının kalmadığını zannedebilir. Oysa Allahû Tealâ, Zumer Suresinin 53. âyetinde şöyle buyurur: ZUMER 53: Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.

Tövbeden sonra aynı günah yeniden işlenirse ne yapılır?

Allah yolunda ilerleyen insan, nefsinin afetleri tamamen temizlenmeden önce yanlış davranışlarda bulunabilir. Böyle bir durumda hatasını kabul etmesi, pişmanlık duyması ve Allah’tan af dilemesi gerekir.

Kul hakkı olan bir günah için tövbe nasıl edilir?

Başka insanlara yapılan haksızlıklar, insanın onlara karşı sorumluluğunu ilgilendirir. Tövbe eden kişinin, hakkına girdiği insanlarla olan ilişkisini de düzeltmesi gerekir.

Tövbe-i Nasuh nedir?

Tahrîm Suresinin 8. âyetinde şöyle buyrulur: TAHRÎM 8: Allah’a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin!

Bu yazıda geçen ayetler
Zumer-53Enfâl-29Furkân-70-71Nisâ-17-18Âli İmrân-135Hûd-3Zumer-54Nisâ-64Nûr-21Muzzemmil-8Tahrîm-8
İlgili Konu Rehberleri

Tövbe ile ilgili sorular

Tümünü Gör