08.12.2023 Soru Yok

Soru

08.12.2023 Soru Yok

Cevap

Din konusunda faydalı ilim, Kur'ân'ın muhtevası içerisinde Allah'ın bize farz kıldığı ilimdir. Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz; "İlim öğrenmek, Kur'ân öğrenmek her kadın ve erkeğin üzerine farz kılınmıştır" buyurmuştur.

Çünkü Kur'ân ilmi bütün insanlar için bir mutluluk davetiyesidir, bütün insanlar için bir mutluluk reçetesidir ve bütün insanlar için bir mutluluk garantisidir.

​İşte Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) "Dünya ve onun içinde olanlar değersizdir, sadece Allah'ı zikretmek, O'na yaklaştıran şeylerle ilim öğreten alim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan müstesnadır" buyurmuştur.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Zühd 14.

“Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allah'ı zikretmek ve O'na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen öğrenci bundan müstesnadır.”

En faziletli sadaka müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi, Kur'ân öğrenmesi, sonra da o ilmi başka bir müslüman kardeşine öğretmesidir.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak. İbn Mace, Mukaddime, 20.

“En faziletli sadaka müslüman bir kişinin ilim öğrenmesi, sonra da o ilmi başka bir müslüman kardeşine öğretmesidir.”

O sebeple Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) "En hayırlınız Kur'ân-ı Kerîm'i öğrenen ve öğretendir" buyurmaktadır.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhari, Fezailül Kur'ân 21

Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.

Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu: “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir."

"Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ'DİR.

​Din konusunda faydasız ilimden de bahsedilebilir mi? Evet, içinde hidayetin yer almadığı, el yazması kitaplarda insanlara öğretilen emaniyye denilen bilgi, Kur'ân-ı Kerîm'e muhalif düşen bilgiler; onlar faydasız ilimdir. İşte Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.)'in vechiz sözüyle, hadîs-i şerîfiyle "Faydasız ilimden Allah'a sığınırım"dır. Bu konuda Resûlullah (S.A.V.)'in birbiriyle çakışan şu iki Hadîs-i Şerif: "Allah'ım! Faydasız ilimden, itaat etmeyen kalpten, kabul olunmayan duadan ve doymak bilmeyen nefisten Sana sığınırım."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Davud, Salât 367; İbn Mâce, Fedâilu’l Kur’ân 18; Nesâî, İstiâze 51; Müslim, Zikr 73; Tirmizî, Daavât, 68.

“Faydasız ilimden, itaat etmeyen kalpten, kabûl olunmayan duadan, doymayan (açgözlü) nefsten Sana sığınırım.”

​Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz dört şey sayıyor: Faydasız ilim, itaat etmeyen kalp, kabul olmayan dua ve doymak bilmeyen nefis. Gerçekten de muhtevaya baktığımız zaman, kim on iki tane ihsanla Allah'ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbi olursa onun için ruhun hidayeti, onun için fizik vücudun hidayeti, onun için nefsin hidayeti ve onun için iradenin hidayeti başlıyor. İşte nefsin hidayeti, iradenin hidayeti, itaat etmeyen kalp ve faydasız ilim; bütün bunlar bizi bir hakikate ulaştırıyor.

O kişinin insanla Allah arasındaki ilişkide Allah'ın üzerimize farz kıldığı yedi safhanın birincisi kalben Allah'a ulaşmayı dilemektir. İşte kalben Allah'a ulaşmayı dilemek Kur'ân-ı Kerîm'in giriş kapısıdır, aynı zamanda cennetin de anahtarıdır. Eğer bir insan Yûnus Suresinin 7. âyet-i kerîmesinde bildirildiği gibi kalben Allah'a ulaşmayı dilemiyorsa o âyetlerden gafildir ve o din konusunda eğer bir şey söylüyorsa onun sahip olduğu ilim faydasız ilimdir.

10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

​İşte Allah Resûlü (S.A.V) . Efendimiz bu konuda bizi uyarmış: "Bu ümmet için en çok korktuğum şey diliyle alim ama kalbiyle cahil olan insanlardır." Kimlerdir onlar diliyle alim kalbiyle cahil olanlar? Onlar kalben Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir.

[Elimizde mevcut olan üç tane kutsal kitaba baktığımız zaman, indiriliş sırası itibariyle ifade etmem gerekirse Tevrat Mâide 44'te hidayet ve nurdur, Mâide 46'da İncil hidayet ve nurdur, Şûrâ 52 ve Ahkaf 12'de Kur'ân'ın hidayet ve nur olduğu ifade ediliyor.

Allah’ın Kitapları Öğüttür, Hidayet ve Nurdur

1. TEVRAT

MÂİDE – 44 Muhakkak ki Tevrat’ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk’a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb’lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah’ın Kitab’ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben’den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.

2. İNCİL

MÂİDE – 46 Onların izleri üzerine, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem’in oğlu İsâ’yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidayet ve bir nur olan, Tevrat’tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri) için, hidayete erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan İncil’i verdik.

3. KUR'ÂN-I KERİM

ŞÛRÂ – 52 Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur'ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O'nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O'nunla hidayete erdiririz...

AHKÂF – 12 Ve O’ndan (Kur’ân’dan) önce îmâm ve rahmet olarak Hz. Musa’nın kitabı (Tevrat) vardır. Bu, Arap lisanı ile (Hz. Musa’nın kitabını) tasdik eden bir kitaptır. …

Öyleyse kutsal kitaplarda asıl olan hidayettir.

​Acaba hidayet nedir? İki âyet-i kerîmede Allahû Tealâ bize hidayeti tarif ediyor. Bakara 120: "Sen onların dinine tâbi olmadıkça ne yahudiler ne hristiyanlar senden razı olmazlar. De ki: Muhakkak ki Allah'a ulaşmak, Allah'ın kendisine ulaştırması işte o hidayettir. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına tâbi olursan senin için Allah'tan bir dost, bir yardımcı yoktur."

2/BAKARA-120 Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

Öyleyse Allah'a ulaşmayı dilemeyenler hevalarına tâbi olanlardır. Hevalarına tâbi olanların ilmi faydasız ilimdir. İçinde hidayetin yer almadığı din konusundaki ilim, o faydasız ilimdir. Âli İmrân Suresinin 73. âyet-i kerîmesinde: "De ki: Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır." Özellikle ehli kitap "Sizin dininize tâbi olandan başkasına inanmayın" diyorlar. Yahudiler ve nasraniler "Size indirilen başka kitaplara inanmayın" diyorlar. De ki: "Muhakkak hidayet Allah'a ulaşmaktır."

3/ÂLİ İMRÂN-73 Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

İnsan ruhunun ölmeden önce Allah'a ulaşmasıdır. Size verilenin bir benzerinin bir başkasına verilmesidir. Yoksa onlar Rabbinizin huzurında sizinle çekişiyorlar mı? Onlara de ki: "Muhakkak ki fazl Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir." Allah Vasi'dir ve Âlim'dir.

Öyleyse hidayet, ölmeden evvel hayattayken insan ruhunun Allah'a ulaşması olduğunu görüyoruz.

​İlim ne ilim? İlim, ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşmasıdır. Her devirde en üst noktada Allah'ın kendisine şeriat kitabı verdiği nebî resûller veya onların olmadığı dönemlerde nebî resûlün şeriatı ile amel eden velî resûller arasından seçilen asaleten ve vekaleten devrin imamının insanlara hidayeti anlattığını net olarak ifade edebilirim. Nebî resûller için Allahû Tealâ Enbiya 73'te: "Biz onları emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık."

21/ENBİYÂ-73 Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâti, ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).

Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah’a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular.

Onların olmadığı dönemde velî resûller için Secde 24'te: "Biz onlardan emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık."

32/SECDE-24 Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).

Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk’ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.

Her iki halde de her devirde mutlaka hidayete erdiren imamlar var. Her kavmin içerisinde arda arsa kesilmeksizin velî resûller var ve onların etrafında velî mürşidler, vekil mürşidler hep insanları Allah'a davet ederler ve "Duyduk duymadık!" derler, kalpten Allah'a ulaşmayı dileyin!

​Öyleyse başlangıç noktasında bütün insanlar için bir yol ayrımı söz konusudur: Davete icabet ederek Allah'a ulaşmayı dilemek; daveti kabul etmeden isyan ederek Allah'a ulaşmayı dilememek. Birisi irşad yolunu, hidayet yolunu; diğeri gayy yolunu, dalâlet yolunu gösteriyor ve insanlar serbest iradenin sahibi.

Kutsal kitapları incelediğimiz an, özellikle son şeriat kitabı Kur'ân-ı Kerîm'e baktığımız an bütün insanlar bay ve bayan kim olursa olsun başlangıç noktasında on dokuz tane negatif özelliğin sahibidirler: Âyetlerden gafildirler, şirktedirler, küfürdedirler, dalalettedirler, sağır-dilsiz ve kördürler, fısktadırlar, şeytanın kulu ve dostudurlar, dinde fırkalara ayrılmışlardır, zalimdirler, cahildirler, isyandadırlar, sebili gayydadırlar, fitnededirler, birbirine düşmandırlar, amelleri boşa gitmiştir, takva sahibi değildirler, mü'min değildirler, hidayette değildirler ve gidecekleri yer cehennemdir.

On dokuz tane negatif özelliğin sahibi.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78

2. Şirktedir. Zumer-65

3. Küfürdedir. Sebe-20

4. Dalâlettedir. Ra’d-27

5. Fısktadır. Bakara-26

6. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142

7. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27

8. İsyandadır. Yûnus-11

9. Fitnededir. A'râf-27 / Enfâl-28

10. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En’âm 39 -122 / 8-24

11. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17

12. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43

13. Sebîlel gayy’dadır. A'râf-146

14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103

15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65

16. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A'râf-178

17. Takva sahibi değildir. Rûm-32

18. Mü'min değildir. Sebe-20

19. Hidayette değildir. Yûnus-45

İşte bu on dokuz negatif özelliğin sahibi olan insanlara her devirde en üst noktada, üst makamda devrin imamı hidayete erdirir. Onun dışındakiler hidayete vesile olanlar, hidayete erdirenlerdir. İster asaleten ister vekaleten devrin imamları beş görevin sahibidirler; hikmetin ötesindeki bilinmeyen şeyleri de öğretirler. Ama diğer velî resûller ve velî mürşitlerin dört görevi söz konusudur: Âyetleri tilavet etmek (1), nefslerini tezkiye etmek (2), ruhu Allah'a ulaştırmak (3), kitabı ve hikmeti öğretmek (4).

NEBÎ RESÛL'LERİN 5 GÖREVİ

BAKARA – 151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, (1) âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve (2) sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, (3) size Kitap’ı (Kur’ânı Kerim’i) ve (4) hikmeti öğretsin ve (5) (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

Kitabı öğretmek fizik vücut teslimiyle, hikmeti öğretmek nefsin teslimiyle, nefis tezkiyesi yapmak ruhun teslimiyle gerçekleşen bir durumdur. Ama bunlar için âyetlerin tilavetiyle bir hazırlık safhası vardır. Bu insanların şirkten kurtulması âyetlerin tilavetiyle gerçekleşir; şirkten kurtulmak, küfürden kurtulmak, dalâletten kurtulmak... Yani Allah'a ulaşmayı dileyen kişinin on dokuz tane pozitif özelliği söz konusudur, bu işin bir hazırlık safhasıdır.

​Evet, Allah'a ulaşmayı dileyenlerin on dokuz pozitif özelliği: Allah'ın âyetlerine imân edenlerdir, şirkten kurtulmuşlardır, küfürden kurtulmuşlardır, dalâletten kurtulmuşlardır, sağır-dilsiz ve kör olmaktan kurtulmuşlardır, fısktan kurtulmuşlardır, şeytanın kulu ve dostu olmaktan kurtulmuşlardır, fırkalara ayrılmaktan kurtulmuşlardır, zulümden kurtulmuşlardır, cehaletten kurtulmuşlardır, isyandan kurtulmuşlardır, fitneden kurtulmuşlardır, birbirine düşman olmaktan kurtulmuşlardır. Bütün bunlar hepsi pozitif özellikleri ifade ediyor.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYENLERİN 19 POZİTİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın ayetlerine yakîn hasıl edenler. Ra’d-2 / Secde-24

2. Şirkten kurtulmuştur. Rûm-31

3. Küfürden kurtulmuştur. Sebe-20

4. Dalaletten kurtulmuştur. Ra’d-27

5. Sağır, dilsiz ve kör olmaktan kurtulmuştur. Hacc 51 / Enâm 46 -122 / İsrâ 46- / Enfâl 24

6. Fısktan kurtulmuştur. Bakara 27

7. Şeytanın kulu ve dostu olmaktan kurtulmuştur. Zumer 17

8. Kurtuluşa eren fırkadır. Âli İmrân 103 / Rûm 32 / Zilzâl 20

9. Zulümden kurtulmuştur (nefsine zulmetmeyendir). Bakara 257

10. Cehaletten kurtulmuştur (akledendir). Bakara 2 / Ra’d 4

11. İsyandan kurtulmuştur. Hucurât-7

12. Sebîlel rüşddedir (rüşd yolundadır). Mu’min-38

13. Fitneden kurtulmuştur. Enfâl-28

14. Birbirine dost olmuşlardır. Âli İmrân 103

15. Amelleri boşa gitmeyendir (hüsranda değildir). Âli İmrân 100 / Rûm 32 / Zilzâl 20

16. Takva sahibidir. Rûm-31

17. Mümindir. Sebe-20

18. Hidayettedir. Ra’d-27

19. Gideceği yer cennettir. Mu’minûn-102

Demek ki âyetlerin tilavetiyle işin hazırlık safhası on dördüncü basamağa kadar devam ediyor. Ama "Faydasız ilimden Allah'a sığınırım" bundan sonra başlıyor.

​Çünkü bir kişinin İlm el-yakîn, Ayn el-yakîn ve Hakk el-yakîn sahibi olması söz konusudur. Hakk el-yakîn Allah'ın Zât'ının görülmesiyle gerçekleşiyor. Ayn el-yakîn ise kişi daimî zikre ulaştığı zaman söz konusudur. İlm el-yakîn ilim ile irfan arasındadır. Eğer kişi daimî zikre ulaşana kadar kalp gözü ve kalp kulağı açılmazsa o İlm el-yakînde devam ediyor. Ama eğer kişi ruhu Allah'ın Zât'ına ulaştıktan sonra kitabın öğretilmesiyle fizik vücut teslimine giden yolda ister kalp gözü açılsın ister kalp kulağı açılsın ister ikisi birden açılsın irfanın sahibidir ama hikmetin sahibi değildir ve Allahû Tealâ onu İlm el-yakînin sahibi kılıyor.

​Nedir durum? Durum şöyle ifade edilebilir: "Faydasız ilimden, itaat etmeyen kalpten, kabul olmayan duadan, doymak bilmeyen nefisten Sana sığınırım ya Rabbim!" Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V.) faydalı ilmi öğrenmeyi Allah'tan isteyiniz. Ve Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz bir başka açıklamasında: "Allah'ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, ihtiyarlıktan, kabir azabından Sana sığınırım.

Allah'ım! Nefsime takvasını ver, onu temizle, temizleyenlerin en hayırlısı Sensin, nefsimin velisi ve mevlası Sensin. Allah'ım! Faydasız ilimden, Senden korkmayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan Sana sığınırım."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Sahih, K. Zikr, bab 18.

"Allah’ım, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, ihtiyarlıktan, kabir azabından, sana sığınırım. Allah’ım, nefsime, takvasını ver ve onu temizle, temizleyenlerin en hayırlısı sensin. Nefsimin velîsi ve Mevlâ’sı sensin. Allah’ım, faydasız, ilimden, senden korkmayan kalpten, doymayan nefisten, kabul edilmeyen duadan sana sığınırım."

Her halükarda kabul edilmeyen dua, doymak bilmeyen nefs ve korkmayan kalp faydasız ilimdir. Bütün bunlar bizi bir hakikate ulaştırıyor: Kişinin Kur'ân hakikatlerini öğrenebilmesi için olmazsa olmaz şart, o kişinin kalpten Allah'a ulaşmayı dilemesidir.

​Bu konuda Kur'ân âyetlerini incelediğimiz zaman, yedi tane âyet-i kerîmede Allahû Tealâ Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerden bahsediyor ve dilemeyenler dalâlette kalıyor, onlar için bir hidayetçi yok. Ama kim kalben Allah'a ulaşmayı dilerse 7 âyet-i kerîmede Allahû Tealâ onları mutlaka mürşidlere ulaştırıyor ve mürşidlerinden ilim öğreniyorlar, Kur'ân ilmini öğreniyorlar: Bakara 46, Bakara 49, En'âm 154, Ra'd 2, Kehf 110, Ankebût 5 ve İnşikak 6.

ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – ALLAH’I SEVENLER – SEBÎLİ REŞAD ÜZERİNDE

1. BAKARA-46 …Rab’lerine muhakkak mülâki olacaklarına....yakîn derecesinde inanırlar.

BAKARA-156 …"Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız)” derler.

2. BAKARA-249 …O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler…

3. EN’ÂM-154 …onlar, Rab’lerine mülâki olacaklarına inanırlar…

4. RA’D-2 …Âyetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâki olmaya yakîn hasıl edersiniz.

5. KEHF-110 …Kim Rabbine mülâki olmayı dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın…

6. ANKEBÛT-5 Kim Allah’a mülâki olmayı dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir…

7. İNŞİKAK-6 Ey İnsan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru cehd ile (nefsinle) cihad edersin.

Sonunda O’na mülâki olursun.

ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – MÜRŞİDE TÂBÎ – TARÎKİ VE SIRATI MUSTAKÎM ÜZERİNDE

1. ÂLİ İMRÂN-31 …Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin…

2. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir nî'met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder...

3. MERYEM-43 …bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye’ye hidayet edeyim.

RA’D-7 …Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır.

4. YÂSÎN-21 (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir.

5. MU’MİN-38 Ve âmenû olan adam şöyle dedi: “Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım.”

6. ZUHRÛF-61 …Sakın şüphe etmeyiniz! Ve bana tâbî olun, işte bu Sıratı Müstakîm’dir.

7. CUMA-2 Ümmîler arasında kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder....

Eğer kişi kalpten ulaşmayı dilemezse, bu insanların dilememesinin arkasında şeytanın telkinlerinin varlığını görüyoruz. Allah onları dalâlette bırakıyor ve şeytan onlara tesir etmek suretiyle onları zanlarla hayatta tutuyor. İster on dokuz tane bid'at deyin ister on dokuz tane zan deyin, durum değişmez. Şeytanın Allah'a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mani olan insanların kalplerine ulaştırdığı o negatif zanlar; onlar zaman içerisinde emaniyye denilen el yazması kitaplarla on dokuz tane bid'at din tatbikatına koymuşlar.

​Nedir bu on dokuz tane bid'at?

​Bütün resûller peygamberdir, nebî olmadan resûl olunmaz.

​Allah peygamberlerden başkasına âyet indirmez.

​Vahiy Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ile sona ermiştir.

Allah görülmez.

​Nefs tezkiyesi kalbe nurların ulaşmasıyla, girmesiyle oluşmaz.

​Mürşidsiz de nefs tezkiyesi yapılabilir.

​Allah'la kul arasına kimse giremez.

​Mürşide tâbiiyet şirktir.

​Allah'a ulaşılmaz, hidayet de doğru yoldur, Sırat-ı Müstakîm de doğru yoldur.

​Dinde zorlama vardır.

​Dünyada rahat yoktur.

​Kalbinde zerre kadar imân olan cezasını cehennemde çektikten sonra mutlaka cennete girer.

​Şekil şartına uymayan namazlar ve tecvidsiz okunmayan Kur'ân'lar kabul edilmez.

​Kıyamet günü şefaat vardır.

​Takva Allah'tan korkmaktır.

​Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür.

​Yevm'ül ahir kıyamet günüdür.

​Hayır da şerr de Allah'tandır.

​"La ilahe illallah" diyen cennete girer. On dokuz tane bidat.

KUR’ÂN’A TERS DÜŞEN HURAFELER

ŞEYTANIN ÖĞRETTİKLERİ FUHŞİYAT VE MÜNKERDİR

BİDATLER - DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR.

1. Tüm Resûller peygamberdir.

2. Nebî olunmadan Resûl olunmaz.

3. Allah peygamberlerden başkasına âyet indirmez.

4. Vahiy, Peygamber Efendimiz (S.A.V) ile sona ermiştir.

5. Allah görülmez.

6. Nefs tezkiyesi kalbe nurların girmesiyle oluşmaz. Mürşidsiz de nefs tezkiyesi yapılabilir.

7. Allah ile kul arasına kimse giremez. Mürşide tâbiyeti şirktir.

8. Allah’a ulaşılamaz.

9. Hidayet de doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.

10. Dinde zorlama vardır.

11. Dünyada rahat yoktur.

12. Kalbinde zerre kadar îmânı olan cehennemde cezası kadar yandıktan sonra cennete girer.

13. Şekil şartlarına riayet etmeyenlerin namazı kabul olmaz. Tecvide ve harflerin mahreçlerinden çıkışına telaffuza uymayan kıraatler kabul olmaz.

14. Kıyamet günü şefaat vardır.

15. Takva Allah’tan korkmaktır.

16. Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür. İrcîi emri bir ölüm emridir.

17. Yevmil ahir kıyamet günüdür.

18. Hayır da şerr de Allah’tandır.

19. “LÂ İLÂHE İLLALLÂH” diyen cennete girer.

İSLÂM’DAN KOPAN KUR’ÂN KAVRAMLARIYLA TARİKAT

DEVRİN İMAMININ ÖĞRETTİĞİ – MARUFU EMRETMEK

VE MÜNKERDEN NEHYETMEK

1. Resul ve Nebî

2. Zikir ve Ehli Zikir

3. Hikmet

4. Teslim

5. Mürşîd

6. İhlâs

7. Ululelbab

8. İrfan

9. Zühd

10. Birr

11. Nefs Tezkiyesi

12. Amilussalihat

13. Sıratı Mustakîm

14. Tövbe ve Mağfiret

15. Takva sahibi olmak

16. Allah’a ulaşmayı dilemek

17. Abd ve Abid

18. Âmenû olmak

19. Dalâlet

İşte ne yazık ki insanların yüzde doksanından fazlası seçilmesine rağmen Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için bu on dokuz tane bid'atle faydasız ilmin sahibidirler ve faydasız ilim sahibi olan insanlar zanlarla dini yaşadıklarını zannediyorlar ama asla Allah'ın hak dininden nasipleri yok. Onun için Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz: "Zandan sakının, zan sözlerin en yalanıdır. Zandan önce ilim öğrenin" buyurmuştur. On dokuz tane zan, on dokuz tane bid'at. Allahû Tealâ: "Vahiye tâbi olun!" buyuruyor 7 tane âyet-i kerîmede. Cahiller ise zanna tâbi olanlardır. Evet, vahiye tâbi olanlar 7 âyet-i kerîmede açıklanmış; ama 7 âyet-i kerîmede de zanlara tâbi olanları görüyoruz. Zanlara tâbi olanlar onlar cahillerdir, cahiller faydasız ilmin sahibidirler ama farkında değiller.

VAHYE TÂBİ OLANLAR

1. BAKARA-170 ... Ve onlara: “Allah’ın indirdiği şeye tâbi olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz.” ...

2. ENÂM-50 ... Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbi olurum.”...

3. A‘RÂF-3 Rabbinizden size indirilene tâbi olun ...

A‘RÂF-203 ... De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbi olurum.”

4. YÛNUS-15 ... Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbi olurum. ...

YÛNUS-109 Ve sana vahyolunan şeye tâbi ol! ...

5. LOKMÂN-21 Ve onlara “Allah’ın indirdiği şeye (Kitaba) tâbi olun!” denildiği zaman: “Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye tâbi oluruz.” dediler.

6. AHZÂB-2 Ve sana Rabbinden vahyedilene tâbi ol. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır.

7. AHKÂF-9 ... Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbi olurum. Ve ben apaçık bir nezîrden başka bir şey değilim.

ZANLARINA TÂBİ OLANLAR

1. NİSÂ-157 ... Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbi olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler).

2. ENÂM-116 Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbi olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar.

3. ENÂM-148 … De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbi oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.”

4. YÛNUS-36 Ve onların çoğu zandan başka bir şeye tâbi olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir.

5. YÛNUS-66 ... Allah’tan başka ortaklara ne dua edenler neye tâbi oluyorlar? Ancak zanna tâbi olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar).

6. NECM-23 ... Allah onlara hiçbir sultan (delil) indirmedi. Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbi oluyorlar. …

7. NECM-28 Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbi olurlar. ...

​İşte Allahû Tealâ bunu açıkça onlara âyetlerle bildiriyor. Buna doğrular ve yanlışlar olmak üzere de bir ayrım yapabiliriz. Doğrular Allah'ın Kur'ân âyetleridir, yanlışlar da Kur'ân'a muhalif olan zanlar ve bid'atlerdir. İblis on dokuz negatif özelliğin sahibi olan insanların afetlerine tesir etmek suretiyle onlara faydasız ilim emaniyye kültürünü oluşturmuş ve insanlar dini zanlarla, bid'atlerle yaşıyorlar ama kendilerini hidayette zannediyorlar. İşte A'râf 30'daki iki grup

âyet-i kerîme: Seçildikten sonra Allah'a ulaşmayı kalben dileyen, mürşidine tâbi olan hidayete eriyor. Ama seçildikten sonra Allah'a ulaşmayı dilemeyen, Allah'ın kendisine mürşid göstermediği dalalette bırakılan faydasız ilmin sahipleri. Allahû Tealâ A'râf 30'da bunu söylüyor. A'râf Suresinin 30. âyet-i kerîmesinde seçilmiş olmasına rağmen bir fırkanın dâveti kabul edip hidayete erdiğini, diğer fırkanın üzerine dalâletin hak olduğunu bildiriyor. Üzerine dalâlet hak olanlar Allah'tan gayrı şeytanları dost ediniyorlar ve onlar kendilerini hidayette zannediyorlar.

7/ARÂF-30 Ferîkan hadâ ve ferîkan hakka aleyhimud dalâletu, innehumuttehazûş şeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).

Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar.

​Zaman içerisinde Allah'ın doğruları yerine şeytan yanlışları ikame etmiştir, yanlışlar doğruların yerini doldurmuştur ve faydasız ilim bu şekilde oluşmuştur. Doğrular nedir? Doğrular on dokuz tane kavramdır; Kur'ân'da yer almasına rağmen din tatbikatından çıkartılmıştır. Kur'ân'dan kopan kavramlar, bunların başında:

​Resûl ve Nebî

​Zikir ve Zikir Ehli

​Teslim

​Hikmet

​Mürşid

​İhlas

​Ulûl'elbab

​İrfan

​Zühd

​Nefis Tezkiyesi

​Amel-i Salihat

​Sırat-ı Müstakîm

​Takva Sahibi Olmak

​Allah'a Ulaşmayı Dilemek

​Abd ve Âbid Olmak

​Âmine Olmak

​Dalâlette Olmak...

​On dokuz, tane bidat Kur'ân'da yer alıyor ve din tatbikatından çıkartılmış. Allah Resûlü (S.A.V)Efendimiz hadîs-i şerîfinde şöyle buyuruyor: "Sözün en doğrusu Allah'ın kitabıdır. En faziletli yol Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimizin yoludur. İşlerin en şerlileri sonradan icat edilen bid'atlerdir. Bid'at dalâlettir, dalâletin sonu nar-ı cehennemdir."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Cuma-463. İbn Mace, Mukaddime-7

"Sözün en doğrusu Allah’ın Kitabıdır. Yolun en faziletlisi Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimizin yoludur. İşlerin en şerrlileri sonradan icat edilen bid’atlardır. Bid’at dalâlettir, dalâletin sonu nar-ı cehennemdir."

​İşte bir faydasız ilim, yedi safha dört teslim Kur'ân âyetleriyle sahabe tarafından yaşanmış olmasına rağmen, doğrular buysa da Allahû Tealâ Kur'ân'da bunları açıklamışken bunun yerini bid'atler almıştır. İşte sahabenin Resûlullah (S.A.V) ile yaşadığı faydalı ilim, yedi safha dört teslim ne yapmış?

​Allah'a ulaşmayı dilemişler (Zümer 17).

​Mürşidlerinin hası Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):e tâbi olmuşlar (Fetih 10, Ra'd 21).

​Ruhlarını Allah'a teslim etmişler (Âli İmrân 20).

​Fizik vücut teslimini yapmışlar (Zümer 18).

​Nefs teslimini yapmışlar (Bakara 139).

​İhlasa ulaşmışlar.

​İradelerini de Allah'a teslim etmişler (Tevbe 100).

SAHÂBE NE YAPMIŞ ve BUNA KARŞILIK GELEN HURAFELER (BİD’ATLER)

1. ZUMER 17: Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler...

1. BİD’AT: “Ruh vücuttan çıkarsa kişi ölür.”

2. FETİH 10: Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah’a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde Allah’ın eli vardır. ...

2. BİD’AT: “Mürşide tâbiiyet şirktir.”, “Kur’ân-ı Kerim, mürşiddir.”

3. EN’ÂM 71: ...De ki: “Muhakkak ki, Allah’a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.”

3. BİD’AT: “Allah’a ulaşılamaz.”, “Hidayet de doğru yoldur, Sıratı Mustakîm de doğru yoldur.”

4. ÂLİ İMRÂN 20: ... “Ben ve bana tâbî olanlar vechimizi Allah’a teslim ettik.” O kitap verilenlere ve ümmilere: “Siz de vechinizi (Allah’a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir.

4. BİD’AT: “İslâm’ın 5 tane şartı vardır. Ben 5 tane şartı gerçekleştiririm; namaz kılarak, oruç tutarak, zekât vererek, hacca giderek, kelime-i şahadet getirerek Allah’a teslim olurum.”

5. ZUMER 18: Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır.

5. BİD’AT: “Devamlı Kur’ân-ı Kerim okuyan bizim gibi insanlar, işte onlar ulûl’elbab’tır.”, “Sizin aklınız Kur’ân-ı Kerim’i anlamaya yetmez!”

6. BAKARA 139: De ki: “Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? Ve O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Ve bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız (dini O’na hâlis kılanlarız).”

6. BİD’AT: “Bir şey içten olursa, o ihlâslı olur.”, “Hadi gelin, ihlâsla bir namaz kılalım.”

7. TEVBE 100: O sabıkûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah’a teslim ederek irşada ermiş ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden bir kısmı ensardan ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı...

7. BİD’AT: “Sahâbe irşada ulaşmamıştır.”

​Ama yedi safha dört teslim sahâbe tarafından yaşanmış olmasına rağmen günümüzde insanlar Allah'a ulaşmayı dilemedikleri için:

​Birinci bid'at: Ruh vücuttan çıkınca kişi ölür.

​İkinci bid'at: Mürşide tâbiiyet şirktir, Kur'ân-ı Kerîm mürşidtir.

​Üçüncü bid'at: Allah'a ulaşılmaz, hidayet doğru yoldur, Sıratı Mustakîm doğru yoldur.

​Dördüncü bid'at: İslâm'ın beş şartı vardır, ben beş şartı gerçekleştiririm ve kurtuluşa ulaşırım.

​Beşinci bid'at: Devamlı Kur'ân-ı Kerîm okumak bizim gibi insanlar, iş insanlarının işidir, işte bunlar Ulûl'elbabtır.

​Altıncı bid'at: Bir şey içten yapılırsa o ihlastır.

​Yedinci bid'at: Sahâbe irşada ulaşmamıştır.

Daha bunun gibi birçok şeytanın uydurduğu faydasız ilim, yani zanlar söz konusudur. Resûlullah (S.A.V)'den önce de ehli kitaptan olan yahudiler ve nasraniler dinde fırkalara ayrılmışlardı ve onlar Tevrat hakikatlerinin, İncil hakikatlerinin yerine kendi zanlarını yerleştirmişlerdi ve dinde fırkalara ayrılmışlardı. İşte Allah Resûlü (S.A.V.)'in ifade buyurduğu: "Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, fırka-i naciye bir tanesi hariç yetmişi cehenneme gidecek. Hristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı, biri hariç diğerlerinin hepsi cehenneme girecek. Müslümanlar yermiş üç fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehenneme gidecek." Her devirde bir fırka (fırka-i naciye) hariç diğerleri hep di'nde fırkalara ayrılan, gidecek yeri cehennem olan bir sonuca bizi ulaştırıyor.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, Îmân, 18; İbn Mace, Fiten, 17; İmam Hanbel, 2/332.

"Yahudiler 71 fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girecek. Hristiyanlar 72 fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girecek. Benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehenneme girecek."

​İşte hidayet insan ruhunun Allah'a ulaşması ise bu dilek, Allah'a ulaşma dileği yoksa, hidayet yoksa o kişiler di'nde fırkalara ayrılmışlardır ve gideceği yer cehennem olan kişilerdir. İblis, Kur'ân Allah'ın muhafazası altında olması hasebiyle değiştirilemediği için yanlışları doğruların yerine geçirerek Kur'ân'ı unutturuyor. Ve gerçekten de içinde bulunduğumuz hidayet çağında dine girmiş olan bid'atleri temizleyecek, di'nleri birleştirecek, İslâm di'nini kuracak olan Mehdi (A.S) O ne diyor? Kur'ân'ın unutulduğunu ifade eden Furkân 30 âyetini söylüyor: "Ve Resûl dedi ki: Ya Rabbi! Benim kavmim bu Kur'ân'dan ayrıldı."

25/FURKÂN-30 Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmîttehazû hâzâl kur’âne mehcûrâ(mehcûran).

Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur’ân’dan ayrıldı (Kur’ân’ı terketti).” dedi.

Bir zamanlar gelecek, Kur'ân'ın resmi, İslâm'ın ismi kalacak. İnsanlar İslâm ismini alacaklar ama İslâm'dan en uzak kişiler olacaklar. Mescitleri dışarıdan mamur ama içindeki hidayetten mahrum.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Beyhaki; Son Zamanlarla İlgili Hadisler, s. 24

"Bir zamanlar gelecek, Kur’ân-ı Kerim’in resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar İslâmî isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescidlere dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman, kalplerinde hidayetten eser olmayacak. O gün yaşayan âlimler, gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır ve tekrar onlara dönecektir."

​Öyleyse Kur'ân'ın unutulmasına sebep hidayetin din tatbikatından çıkartılmasıdır. Hidayet nedir? Ölmeden evvel insan ruhunun Allah'a ulaşmasıdır. Mescitlere dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman kalplerinde hidayetten eser olmayacak. İnsan hayatında hidayet yoksa o zaman din yoktur. İnsan hayatında hidayet yoksa o kişi din konusunda faydasız ilmin sahibidir ve o gün yaşayan alimler gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileridir, fitne onlardan çıkmıştır, tekrar onlara dönecektir.

​İşte faydasız ilim muhtevasında hidayetin yer almadığı ilimdir. Faydalı ilim de Kur'ân-ı Kerîm ilmidir. Ve Allah'a dâvet olunduğunda dâveti kabul edenler, onlar Allah'ın kendilerine ilim verdikleridir. Onlar aynı zamanda yedi safha dört teslimi yaşayarak ilmin sahibi olacaklardır. Ama dâvet kendisine ulaştığında Allah'a ulaşmayı dilemeyenler, onlar hidayetten nasibi olmayan cahillerdir. Cahiller zanlara tâbi olanlardır. Ama ilim verilenler, onlar Kur'ân hakikatlerine tâbi olan, on iki tane ihsanla Allah'ın Hacet namazıyla gösterdiği mürşide tâbi olan, ilmin sahibine tâbi olup Allah'ın ezeli ve ebedi dinini yaşayanlardır.

​Yedi tane âyet-i kerîmede Allahû Tealâ "Şeytanın adımlarına tâbi olmayın" buyurmaktadır. Kimdir şeytanın adımlarına tâbi olanlar?

ŞEYTANIN ADIMLARINA TÂBÎ OLMAYIN

1. BAKARA-208 Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM'e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır.

2. BAKARA-168 Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır.

3. EN'AM-142 …Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden yeyin. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki; o, size apaçık düşmandır.

4. İSRA-53 Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.

5. NÛR-21 Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde muhakkak ki o (şeytan), fuhşu ve münkeri emreder…

6. YASİN-60 Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o size apaçık bir düşmandır.

7. ZUHRÛF-62 Ve şeytan sakın sizi, (Sıratı Mustakîm'den) men etmesin. Muhakkak ki o, sizin için apaçık düşmandır.

Şeytanın adımlarına tâbi olanlar, onlar Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Nur Suresinin 21. âyet-i kerîmesi: "Ey âmîn olanlar! Şeytanın adımlarına tâbi olmayın. Kim şeytanın adımlarına tâbi olursa, yani Allah'a ulaşmayı dilemezse, muhakkak ki şeytan ona fuhşiyatı ve kötülüğü (münkeri) emreder." Öyleyse şeytanın öğretisine tâbi olanlar, onlar Allah'a ulaşmayı dilemeyen, di'nde fırkalara ayrılanlardır. Allah'ın öğretisine tâbi olanlar, onlar Allah'a ulaşmayı kalben dileyen, di'nde fırkalara ayrılmayan, fırka-i naciye içerisinde tek toplumu oluşturanlardır.

​Zaten Allahû Tealâ'nın ezeli ve ebedi dini üç esas üzerine bina ediliyor: Vahdet, Tevhit ve Teslim.

​Vahdet: Allah'ın tekliği.

​Tevhit: Kalben ulaşmayı dileyenlerin vücuda getirdiği tek toplumu, mutlu toplumu oluşturmaktır.

​Teslim: Ruhu, fizik vücudu, nefsi ve iradeyi Allah'a teslim etmektir.

​Her devirde Allah'ın peygamberleri olsun, bunların olmadığı dönemlerde velî resûller arasından seçilen vekaleten devrin imamları olsun; onların çevresinde mutlaka sünnetlerine uyan, emrettiklerini yapan havarileri ve arkadaşları vardır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, O'na tâbi olan sahâbe, sahâbeye tâbi olan tabiin, tabiine tâbi olan tebe-i tabiin ile hepsi kurtuluşa ulaşmışlardır. Ama ne zaman ki tebe-i tabiinden sonra iblis tarafından ruhun dünya hayatında Allah'a ulaşması unutulmuşsa, o zaman şeytan yavaş yavaş insanları Allah'ın yolundan saptırmaya başlamış. Ki Resûlullah (S.A.V.) Sırat-ı Müstakîm için "Allah'a ulaştıran yol" diyor. Ama Sırat-ı Müstakîm'in sağında ve solunda başka yollar var, her birisinin üzerinde yanlışa dâvet eden şeytanlar var. Furkân Suresinin 28. âyet-i kerîmesi: "O gün yazıklar olsun, keşke ben filanı dost edinmeseydim!"

25/FURKÂN-28 Yâ veyletâ leytenî lem ettehız fulânen halîlâ(halîlen).

Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim.

Filan dediği kişi kim? Yanlışa dâvet eden insan ve cin şeytanlar. Yanlışa davet eden insan ve cin şeytanlar insanları faydasız ilimle oyalıyorlar. Hz. Ömer: "Şaşarım o insana ki Allah'ı biliyor, isyan ediyor. Şaşarım o insana ki şeytanı biliyor, itaat ediyor. Şaşarım o insana ki dünyayı biliyor, meylediyor" demiştir. Allah'a isyan eden, şeytana itaat eden, dünyaya meyleden bu insanlar; onlar faydasız ilmin sahipleri. Ve faydasız ilimle iblis insanlara Kur'ân'ı unutturmayı başarmış. Ama son dönem, içinde bulunduğumuz çağ Hidayet Çağı.

Hidayet çağında devrin imamı Mehdi (A.S), Allah'tan aldığı öğretiyle, Resûlullah (S.A.V)'İN'in de ifadesiyle her bir asırda dini bid'atlerden tamamen temizleyecek, kutsal kitaplardaki aslıyla yedi safha dört teslim yaşatılacak olan, her devirde mutlaka adil bir imam ve faydasız ilmin sahiplerinin, hakimlerin tahrifini, batıl ehlinin bid'atlerini ve cahillerin yorumundan dini uzaklaştırarak yok etmek suretiyle bir imam her zaman var olacaktır.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Bihar'ul-Envar, cilt 33, sayfa 30, Hadis 46

“Ümmetin içinde her zaman bir adil imam var olacaktır ki, hâkimlerin tahrifini, batıl ehlinin bidatlerini ve cahillerin yorumlarını dinden uzaklaştırıp yok etsin.”

​İşte bu zamanda da dini bid'atlerden temizleyen, hakimlerin tahrifinden koruyan, batıl ehlinin bid'atlerinden ve cahillerin yorumundan dini uzaklaştıran olan vekaleten devrin imamı Mehdi (A. S.) bir Allah'ın velî resûlüdür. Allah'a sonsuz hamd ve şükrederiz, bu anlattıklarımızı, bu Kur'ân'ın muhtevasını adil imam olan vekaleten devrin imamı Mehdi Resûl'den biz öğrendik ve öğrendiklerimizi sizinle paylaşıyoruz.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 20 Ekim 2026Son güncelleme: 20 Ekim 202629 dk okuma0