10.02.2024 HKHM Konferansı Bölüm 1

Soru

10.02.2024 HKHM Konferansı Bölüm 1

Cevap

Günahların örtülmesi ve sevaba çevrilmesi... Evvela bunun muhatabı varlık insan, biz insanlarız. O zaman yaratılışımıza beraberce bakalım. Allahû Tealâ’nın en üstün olarak, en çok sevdiği, uğruna kâinatı yarattığı varlık insan, Allah tarafından 3 vücut ve serbest iradeyle yaratılmıştır.

Hicr Suresinin 26. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ insanın kalıbı olan bir fizik bedenden bahsediyor bu zahirî âleme ait. Şems Suresinin 7. âyet-i kerimesinde:” Biz insanı bir nefse dizayn ettik." Berzah âlemine ait olan bir nefsimiz var ve Secde-9’da ruh. "Biz insana ruhumuzdan üfürdük." Bir de hepimize Allahû Tealâ serbest irade vermiş.

HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verillsalinden) yarattık.

ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Burada günahı işleyen fizik beden ve nefstir. İkisi birlikte günah işliyorlar. Yani günahların örtülmesi ve sevaba çevrilmesi bu iki vücudumuzla alâkalı bir konudur. Allah’ın Zat’ından üfürülen ruhun günah işlemesi söz konusu değil. Tekâmülün en üst noktasında yaratılan ruhumuz 19 tane hasletle mücehhez: Sevgi, îmân, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekînet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet, hakikat, faziletler, vefa, ihlâs ve tevhid. 19 tane haslet ruhta var.

ORTAK AKIL

NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.

1. Kin ve Nefret

2. Küfür

3. Yalan

4. Zulüm

5. Haset

6. Cehalet

7. Cimrilik

8. Öfke ve Gayz

9. İsyan

10. Sabırsızlık

11. Kibir ve Gurur

12. Hırs ve Şehvet

13. Nankörlük

14. Dedikodu

15. Zan

16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)

17. Vefasızlık

18. Mürailik

19. Fitne Fesat

RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.

1. Sevgi

2. Îmân

3. Doğruluk

4. Adalet

5. Edep

6. İlim

7. Cömertlik

8. Sekînet

9. İtaat

10. Sabır

11. Tevazu

12. Kanaat

13. Şükür

14. Ketumiyet

15. Hakikat

16. Faziletler

17. Vefa

18. İhlâs

19. Tevhid

Dolayısıyla ruhun günahı işleyebilecek bir yapısı yok. Yetmez, ruhun cennet ve cehennem hayatıyla da bir alâkası yok. Ruh Allah’ın Zat’ından bize üfürülmüştür ve ruh sadece Allah’ı diler. Yani ruha bütün kâinatı verseniz ilgi duymaz. O hep "Allah" der. Allah’tan gelmiştir ve tekrar Allah’ı dilemektedir. Ama fizik beden ve nefs öyle değil. Fizik beden ve nefs için bu dünya hayatı var. Fizik beden ve nefs için bir de ölümden sonra cennet ve cehennem hayatı var. İşte cennet ve cehennem hayatı olan nefs için günahların örtülmesi, cennet ve cehennem hayatı olan fizik beden için günahların örtülmesi ve sevaba çevrilmesi önemli oluyor.

Sevgili kardeşlerim, her zaman açıkladığımız gibi Kur’ân-ı Kerim, mu'cize-i baki. Allahû Tealâ’nın en çok sevdiği varlık olan insanın uğruna kâinatı yaratmış. İstediği tek şey insanların iki cihan saadetine ulaşması. Ama iki cihan saadetinin anahtarı Kur’ân’dır. Kur’ân bütün insanlar için bir mutluluk daveti, reçetesi, garantisidir. Tevrat da öyle, İncil de öyle. Yani kısacası Allahû Tealâ’nın bütün peygamberlerine verdiği din tek bir dindir.

O, babamız Hz. İbrâhîm (A.S)’ın hanif dini, Arapça adı ile İslâm’dır ve bu dinin kutsal kitaplardaki muhtevasına baktığımız zaman 7 safha 4 teslimi içeriyor: Allah’a ulaşmayı dilemek, Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbî olmak, ruhun teslimi, fizik vücudun teslimi, nefsin teslimi, ihlâs ve iradenin teslimi olmak üzere 7 safha 4 teslim. Sevgili kardeşlerim, bu 7 safha 4 teslim, insanla Allah arasındaki ilişkide 28 basamaklık İslâm merdivenini muhtevasına alıyor. 28 tane basamak. Buna yükselme ve yücelme merdiveni de diyebiliriz ama 28 basamağı içeriyor.

Hepimiz bu dünya hayatında gözlerimizi açıyoruz ve hayata başlıyoruz. Yaşadığımız her olay, her saniye bir olaydır. Sevgili kardeşlerim, herkes olayları yaşar, olayları değerlendirir. Ama ikinci basamakta olayları yaşayan, olayları değerlendiren insanları Allahû Tealâ ikiye ayırıyor: Seçilenler ve seçilmeyenler. Kim tarafından seçilenler, kim tarafından seçilmeyenler? Allah tarafından seçilenler ve Allah tarafından seçilmeyenler.

Herkes yaratılışta Allah’ın kulu ama Allahû Tealâ böyle bir sınıflandırmayı uygun görmüş. Kur’ân-ı Kerim’de bazı insanları Allah seçmiyor. O zaman neden seçilmiyorlar? 1- Olayları yanlış değerlendiriyorlar. 2- Sadece yanlış değerlendirmekle kalmıyorlar, bu yanlışlarını virüs gibi başkalarına da aktarıyorlar. Yani onları da etkiliyorlar, onların da Allah’ın yolundan sapmasına sebep oluyorlar. İşte bunlar Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mani olan insanlar. Bunlar nasıl olayları değerlendiriyorlar? Bunlar fayda ve zarar ilişkisi içerisinde olayları değerlendiriyorlar.

Bir misal vermek gerekirse; bir hırsız başkasının evinin önündeki arabasını çalmış. Çalan seviniyor bu olaya ama derecat kaybetmiştir. Öte yandan mal sahibi de arabası çalındığı için üzülüyor. O da derecat kazanmıştır. Şimdi insanlara göre doğru değerlendirme, Allah’a göre doğru değerlendirme, Allah'a göre doğru değerlendirme. . . İnsanlar değerlendirmelerini işte az evvel ifade ettiğim gibi kendi akıllarıyla kâr ve zarar ilişkisi içerisinde değerlendiriyorlar. Hırsız diyor ki: “Ben haybeden bir araba kazandım.” O faydaya ulaştı, seviniyor buna. Allah’a göre durum ne?

Allah’a göre hırsızlık fiilini işlediği için derecat kaybediyor. Neden? Çünkü Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Mâide Suresinin 38. âyet-i kerimesinde hükmünü koymuş. Mâide-38’de ne diyor?

5/MÂİDE-38 Ves sâriku ves sârikatu faktaû eydiyehumâ cezâen bimâ kesebâ nekâlen minallâh(minallâhi) vallâhu azîzun hakîm(hakîmun).

Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz’dir, Hakîm‘dir (hüküm ve hikmet sahibidir).

Öyleyse yasak bir fiili işlemiştir, hırsızlık yapmıştır ve derecat kaybetmiştir. Öte yandan mal sahibi de üzülüyor ama üzüldüğü olay aslında kendisini mutlu etmesi lâzım. Çünkü derecat kazanıyor. Öyleyse dikkat edin, başlangıç noktasında insanlar olayları yanlış algılıyorlar, yanlış değerlendiriyorlar. Ama Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de hayır nedir, şerr nedir tarif etmiş. Hayır, bize derecat kazandıran herşeydir. Şerr, bize derecat kaybettiren herşeydir. Önemli mi? Çok çok önemli. Çünkü ahiret hayatımız buna göre şekilleniyor. Allahû Tealâ âyet-i kerimede Mu’minûn Suresinin 102 ve 103. âyet-i kerimelerinde ölçüyü veriyor:

23/MUMİNÛN-102 Fe men sekulet mevâzînuhu fe ulâike humul muflihûn(muflihûne).

O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir.

23/MUMİNÛN-103 Ve men haffet mevâzînuhu fe ulâikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn(hâlidûne).

Ve kimin mizanı (sevap tartıları) hafif gelirse, işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır.

Sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ ölçüyü vermiş. Şimdi dünyada 8 milyar insan var. Mikrofon tutsak: "Arkadaş, sen ahirette ne istersin? Cennet mi, cehennem mi? Herkesten alacağımız ortak cevap nedir? Tabiî ki cennet. Ama cennetin de bir bedeli var. Bedeli ne? Bedeli, kazandığımız pozitif derecelerin negatif dereceden fazla olması. O zaman mal sahibinin ne yapması lâzım bu duruma göre? Sevinmesi lâzım. Çünkü dünya hayatıyla ahiretini mukayese ederseniz nedir? Üç günlük bir dünya hayatı ama ahiret hayatı sonsuz. Öyleyse Allahû Tealâ o kişinin arabasının çalınmasına müsaade etmesi onun aleyhine değil, onun lehine. Sonsuz bir hayatı o araba karşılığında cennette geçirecek, fakat bilmediği için yanlış değerlendiriyor ve üzülüyor.

İşte doğru ölçüleri ona ulaştıracak mutlaka Allah’ın resûlleri her devirde var. Yani Allah’la aramızda verici-alıcı olayı var. Veren daima kimdir? Allahû Tealâ’dır. Alan kimdir? Bizleriz. Yani almadan vermek kime mahsustur? Allah’a mahsustur. Biz her zaman el açıyoruz, ona ihtiyaç duyuyoruz. “Rabbim, bize bunu ver, bunu ver, bunu ver, bunu ver.” Hep O’ndan dileniliyor. Veren de O. Dolayısıyla alıcı-verici noktasında burada bir elçi görevi var. Risalet, resûller. Allahû Tealâ diyor ki: “Hiç ama hiçbir kavim yoktur ki içinden o kavmin ana lisanıyla âyetlerimi insanlara okuyan bir Resûl olmasın.” 7 âyet-i kerimede Allahû Tealâ kesin bu hayatı garanti ediyor. İşte Nisâ-165, işte İbrâhîm-4, işte diğer âyetler; Nahl-36, İsrâ-15, Tâhâ-134...

KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESÛL GÖNDERMESİDİR.

1. NİSÂ – 165 (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.

2. İBRÂHİM – 4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi’dir.

3. NAHL – 36 …Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu...

4. İSRÂ – 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

5. TÂHÂ – 134 Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: "Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece bize de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbîi olsaydık."

6. KASAS – 47 ... "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbi olur ve mü'minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebi-Resûl olarak göndermezdik).

KASAS – 59 Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı.

7. ZUMER – 71 ... "Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?" dediler ki: "Evet." Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

MULK - 8-9 ... onun bekçileri ... "Size nezir gelmedi mi?" diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

Yani Allah bu âyetlerde mutlaka insanlara Resûl gönderiyor. Resûl gönderiyorsa, âyetlerle o Resûl insanları Allah’a davet ediyorlar. Evet, ne diyorlar? “Ey insanlar, duymadık demeyin. Kalpten Allah’a ulaşmayı dileyin.”

Şimdi başlangıç noktasında herkes âyetlerden gafil. Neden? Nahl-78’de Allahû Tealâ buyuruyor: “Allah sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez bir halde çıkardı.” Yani başlangıçta herkes âyetlerden gafil. Allah’ın âyetlerini bilmiyor. Öyleyse hiçbir şey bilmeden dünyaya geliyorsa, âyetlerden gafil olan birisine bu Resûl'ün âyetleri öğretmesi lâzım birinci görevi bu. Öğreten Allah’ın Resû'lü, öğrenen de muhatap olan insan. Bu insan dilerse öğrenmek isteyecektir, dilemezse istemeyecektir. Onun için Allah Resûl'ü (S.A.V) Efendimiz: “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.” buyuruyor. Öğreten Allah’ın Resûl'ü, öğrenen de onun muhatabı olan insanlar.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78

2. Şirktedir. Zumer-65

3. Küfürdedir. Sebe-20

4. Dalâlettedir. Ra’d-27

5. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En’âm 39 -122 / Enfâl 24

6. Fısktadır. Bakara-26

7. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17

8. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43

9. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27

10. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142

11. İsyandadır. Yûnus-11

12. Sebîlel gayy’dadır. Arâf-146

13. Fitnededir. A’râf-27 / Enfâl-28

14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103

15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65

16. Takva sahibi değildir. Rûm-32

17. Mü’min değildir. Sebe-20

18. Hidayette değildir. Yûnus-45

19. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A’râf-178

16/NAHL-78 Vallâhu ahracekum min butûni ummehâtikum lâ ta’lemûne şey’en ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’idete leallekum teşkurûn(teşkurûne).

Ve Allah, sizi bir şey bilmiyor halde annelerinizin karnından çıkardı. Ve sizi, işitme hassası, görme hassası ve idrak etme hassası (sahibi) kıldı. Umulur ki; böylece şükredersiniz.

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)

Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.

Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu

“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”

“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELÎNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.

İşte üçüncü basamakta Allah’a ulaşma dileği karşımıza çıkıyor. Muhterem Efendimiz'in buyurduğu gibi, Allah’a ulaşmayı dilemek cennetin de anahtarıdır. Kur’ân-ı Kerim’in giriş kapısının da anahtarıdır.

BİRİNCİ 7'Lİ BASAMAK

7. Basamak: EKİNNETİN KALDIRILMASI KEHF 57, FUSSİLET 5, HACC 54

6. Basamak: VAKRANIN KALDIRILMASI İSRÂ 46, EN'ÂM 46

5. Basamak: HİCAB-I MESTURENİN KALDIRILMASI ENFÂL 29, İSRÂ 45

4. Basamak: ALLAH’IN RAHÎM ESMASI İLE TECELLİ ETMESİ YÛSUF 53, HÛD 118-119

3. Basamak: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK

Ruhun Allah’a Ulaşması 12 Defa Farz: NİSÂ 58, MÂİDE 7, EN'ÂM 152, YÛNUS 25, RA’D 21, RÛM 31, LOKMAN 15, ZUMER 54, ŞÛRÂ 47, ZÂRİYÂT 50, MUZEMMİL 8, FECR 28

2. Basamak: OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Seçilenler: TEVBE 126, ŞÛRÂ 13, YÛNUS 7

Seçilmeyenler: NİSÂ 167-168-169, BAKARA 79

1. Basamak: OLAYLARI YAŞAMAK BAKARA 216

Kur’ân-ı Kerim’in şifresi nedir? Allah’a ulaşmayı dilemektir. Evet, hepiniz şifrenin ne olduğunu biliyorsunuz. O şifreyi bilmeden sizin bilgilere sahip olmanız kimse için mümkün değildir. İşte Kur’ân-ı Kerim de Allah’ın ilmini içeriyor ve onun da şifresi herkes için nedir? Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. Dilemezseniz, serbest iradeyi Allah size vermiş. Dilemezseniz, sittinsene kalsanız âyetlerden gâfil olan birisisiniz. Hangi âyet gereğince? Yûnus-7 ve 8. âyetler: “Onlar bize ulaşmayı dilemezler.”

10/YÛNUS-7 İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatmeennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8 Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).

Yani Kur’ân’ın şifresini kullanmazlar. Kur’ân’ın şifresini istemeyen kişi neyi diliyor Allah’tan? Dünya hayatını diliyor. Tamam, diyor Allahû Tealâ: “Sen madem Benden dünyayı istiyorsun...” 7 tane âyet-i kerime cevabını veriyor: “Bizden dünya hayatını talep edenlere biz veririz ama onların ahirette nasibi yoktur.”

ALLAH’A YÖNELMEYEN DÜNYA HAYATINA YÖNELEN “BİZE DÜNYADA VER” DİYENLER

1. BAKARA 200 … artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah’ı zikredin. Fakat insanlardan kim: ‘Rabbimiz bize dünyada ver.’ derse, ahirette onun bir nasibi yoktur.

2. YÛNUS 7 … Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

YÛNUS 8: İşte onların kazandıkları gereğince varacakları yer ateştir.

3. HÛD 15 Kim dünya hayatını ve onun ziynetini isterse onların amellerinin karşılığını orada, onlara öderiz. ...

HÛD 16 İşte onlar, onlar için ahirette ateşten başka bir şey yoktur. …

4. KASAS 78 … ‘Allah’ın ondan daha kuvvetli (güçlü) olan ve ondan daha çok şey toplayan nesilleri (zenginleri) helâk etmiş olduğunu’ bilmiyor mu?

KASAS 79 Dünya hayatını isteyenler: ‘Keşke Karun’a verilenler kadar bizim de olsaydı.’

KASAS 80: Ve ilim verilenler: ‘Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır…

5. ŞÛRÂ 20: Kim ahiret hasadını isterse, Biz onun kazancını artırırız. Kim dünya kazancını isterse, ona (da) ondan (dünya kazancından) artırırız. Ve onun ahirette nasibi yoktur.

6. NÂZİÂT 38: Ve dünya hayatını tercih etmiş ise.

NÂZİÂT 39 O taktirde, muhakkak ki alevli ateş (cehennem), o, barınacak yerdir.

7. FÂTIR 5 Ey insanlar! Muhakkak ki Allah'ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar.

Hadîs-i Şerif “Allah niyeti önce ahiret olana dünyayı da verir. Ama niyeti sadece dünya olana ahireti vermez.”

Kaynak: İbn-i Mübarek, Kütübi Sitte.

İşte bu âyetler: Bakara-200, Yûnus-7, 8, 15, 16 ve diğer âyetler. Öyleyse insanlar iradece serbest. Ne diyordu Allah Resûl'ü hadîsinde?

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Camiu’s-Sağir.

“Yüce Allah kulunu dünya ile Kendisine mülâki olma arasında serbest bıraktı. Cenneti isteyen kul da O’na mülâki olmayı seçti.”

Allah kullarını kendi dünya hayatıyla, Allah’ın nasibi arasında serbest bıraktı. Serbest irade verdi. Ama Allah’a kul olanlar neyi seçiyor? Allah’a kul olanlar likâallahı seçiyor. Öyleyse likâallahı dilemeyi dilemeden herkes olayları yaşıyor. Bu olayları yaşamakta Allah’ın muradı ne? Onun likâallahı dilemesi. Bu yaşanan olayların Kur’ân’daki adı ne? Musîbet.

İşte 7 âyet-i kerimede Allahû Tealâ musîbetleri tarif ediyor. Neden musîbetler yaşanıyor? Kişi nefsine uyuyor. Nefsin manevî kalbinde de 19 tane afet var: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, müraîlik, fitne ve fesat olmak üzere şeytanın pençelerini geçirebildiği 19 tane afet. Şeytan bunlara tesir ediyor. Tesir edince şeytan nefsi, nefs de aklı kandırıyor ve kişi şerr işliyor. Şerr işliyor ve derecat kaybediyor. Ama Allahû Tealâ o şerrlerin bir kısmını affediyor, bir kısmını da aklı başına gelsin diye tattırıyor. Mesela şimdi size bir âyet paylaşacağım. Rûm-41:

30/RÛM-41 Zaharel fesâdu fîl berri vel bahri bimâ kesebet eydin nâsi, li yuzîkahum ba’dallezî amilû leallehum yerciûn(yerciûne).

İnsanların elleriyle kazandıkları sebebiyle karada ve denizde fesat zuhur etti (ortaya çıktı), yaptıklarının bir kısmının onlara tattırılması için. Umulur ki böylece onlar, (Allah’a) dönerler (yönelirler).

Şu anda dünya bir fesadı yaşıyor. Karada da denizde de her gün çatışmalar, alabildiğine vesaire... Ama bunlar neden kaynaklanıyor? İnsanların elleriyle kazandıkları şerrler sebebiyle. Tam 7 tane âyet-i kerimede Allahû Tealâ bu musîbetleri tarif ediyor. Öyleyse yaşanan olaylardan Allah’ın beklentisi ne? Allah’ın beklentisi, kişi musîbeti yaşasın, aklı başına gelsin, Resûl'ün davetini kabul etsin, Allah’a ulaşmayı dilesin.

MUSÎBETLER KENDİ YAPTIKLARIMIZDAN KAYNAKLANIYOR

1. ÂLİ İMRÂN – 182: İşte bu (azap), Allah kullara zulmedici olduğundan değil, ellerinizle takdim ettiğiniz (yaptığınız) şeyler sebebiyledir.

2. NİSÂ – 62: Bundan sonra onlara, elleriyle işlediklerinden dolayı bir musîbet geldiği zaman halleri nasıl olur. ...

3. ENFÂL – 51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir...

YÛNUS – 44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç) bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.

4. HACC – 10: İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.

HACC – 35:... Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

5. KASAS – 47: Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: “Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin, böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olurduk ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).

6. RÛM – 36: Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler.

7. ŞÛRÂ – 30: Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder.

ŞÛRÂ – 48: ... Ve muhakkak ki Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlar. Ve eğer elleriyle takdim ettikleri sebebiyle bir kötülük isabet ederse, işte o zaman insan mutlaka kefûr olur (inkâr eder, nankör olur)

Ama Allahû Tealâ bu işlediğimiz şerrlerden bir kısmını affediyor. Şûrâ-30’da ama bir kısmını da bize tattırıyor ki tekrar Allah’ın yoluna gelebilelim. İşte, "Kula musîbet gelmez Hakk yazmayınca." Kişi şerr işliyor. 4 tane melek var üzerinde, kirâmen kâtibîn melekleri bir bir yazıyorlar. O zaman yazınca, eğer kişinin hayrı yoksa ve o şerrleri yazınca Allahû Tealâ ne yapıyor? Aklı başına gelsin diye ona tattırıyor. Niçin? Allah’a ulaşmayı dilesin. Mesela Kasas-47’de:

28/KASAS-47 Ve lev lâ en tusîbehum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).

Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: "Rabbimiz keşke bize bir Resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü’minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).

Şimdi bunu söyleyenlere Allah öbür tarafta 7 âyet-i kerimede: “Resûl göndermezsem azap etmem.” diyor. Bu da şerr işlemiş, nefsine uymuş. “Ya Rabbim, bana Resûl göndermezsen olmaz mı?” Allah diyor ki: “Resûl göndermezsem zaten azap etmem.” diyor. Öyleyse Resûl gönderiyor ama kişi Resûl'ün davetini kabul etmiyor. O zaman da şerr işliyor ve şerr sebebiyle de huzursuz ve mutsuz bir hayatı yaşıyor. Ama "Kula musîbet gelmez Hakk yazmayınca." Kirâmen kâtibîn melekleri yazmış ama Hakk, musîbet yazmaz kul azmayınca. Kul azmış, şerr işlemiş, kirâmen kâtibîn melekleri de yazmış. Şimdi gelelim: Biz bu işlediğimiz şerrlerin esiri miyiz? Yani rehine miyiz? Bunlardan kurtulmak mümkün değil mi? İşte konferansımızın konusu bugün bu: Af ve mağfiret.

Allah’ın 99 esmasına bir tanesi nedir? El-Gaffâr. Mağfiret eden. El-Afuvv, affeden. Öyleyse kesinlikle Allahû Tealâ çözümü vermiş. Olayları yaşar, olayları değerlendirir. Sonuçta Allahû Tealâ herkesi Kendisine davet ediyor: “Ey insanlar, duyduk duymadık demeyin. Kalpten Allah’a ulaşmayı dileyin.” İki âyet-i kerime: Birisi Bakara-38, diğeri Tâhâ-123. Ne diyor Allahû Tealâ?

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî, Deâvât, 82.

“Allahû Tealâ’nın doksan dokuz ismi vardır birisi de "Gaffar"dır.”

2/BAKARA-38 Kulnâhbitû minhâ cemîa(cemîan), fe immâ ye’tiyennekum minnî hudenfe men tebia hudâye fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.”

20/TÂHÂ-123 Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvvun, fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.

(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”

Hidayet ne o zaman? O sual akla geliyor. Hidayeti iki âyet-i kerimede Allahû Tealâ tarif ediyor: Bakara-120, Âli İmrân-73.

2/BAKARA-120 Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

3/ÂLİ İMRÂN-73 Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

Hidayet, Allah’a ulaşmaktır. Hidayet, ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasıdır. İşte Allah’ın resûlleri diyor ki: “Ey insanlar, Allah’ın sizde bir emaneti var. Bu emanet ruhtur. Emaneti geri veriniz. Cimri kimdir? Cimri, bırakın zekâtını vermeyen kişi cimridir. Ama cimri bir de neyi vermeyendir? Emaneti. Evet, emaneti yani komşu gelmiş, demiş ki: “Ya arkadaş, senin araban var, benim de arabam yok. Bir yerden bir yere gideceğim. Bana ödünç verir misin?” “Tamam.” demiş. Adam üstüne konmuş, bir daha demiş: “Ne arabası? Yok senin böyle bir şeyin. Bende böyle bir şey yok. Git işine.” demiş. Ne yapıyor o adam?

Yani cimrinin de ötesinde, zekâtı vermeyi ne yapıyor? Emanete ihanet ediyor, emaneti geri vermiyor. İşte insanla Allah arasındaki ilişkide de Allahû Tealâ bunu Kur’ân-ı Kerim’de zikrediyor. Enfâl Suresinin 27. âyet-i kerimesinde ne diyor Allah? “Benden size bir emanetim var. Ruhtur bu. Bu ruhu hayattayken bana verin.” Ama kişi dinlemiyor Resûl'ü.

8/ENFÂL-27 Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tehûnûllâhe ver resûle ve tehûnû emânâtikum ve entum ta'lemûn(ta'lemûne).

Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı dileyenler), Allah’a ve Resûl’üne ihanet etmeyin! Ve siz, kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz.

Kimdir Allah ve Resûl'üne ihanet edenler? Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, günahları örtülmeyenler. Kimdir Allah’ın Resûl'üne ihanet edenler? Resû'le tâbî olmayıp günahları mağfiret edilmeyen, sevaba çevrilmeyenler. Öyleyse sevgili kardeşlerim, bugün konferansın konusu çok önemli: Kur’ân âyetleriyle günahların örtülmesi ve sevaba çevrilmesi insan hayatının vazgeçilmezidir. Dinin birinci ve ikinci safhası mutlaka bunu gerektiriyor. Birinci safha günahların örtülmesidir. İkinci safha günahların sevaba çevrilmesidir. Şimdi biz dua kitaplarını inceledik. İnsanlar acaba Allah’tan ne talep ediyorlar? Ne diyorduk? Veren daima Allah’tır. Almadan vermek Allah’a mahsustur. Alan da biz kullarız.

Nitekim Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerifinde buyuruyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim - Riyadussalihin s.137

“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.

Ey kullarım, ben zulmü kendime haram kıldım, sizin aranızda da zulmü haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyiniz.

Ey insanlar! Hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Ni’metlendirdiklerim müstesna. Dileyin ki sizi ni’metlendireyim.”

Hidayet neydi? Allah’a ulaşmak. Ruhun dünyada Allah’a ulaşması. O zaman Allah’a ulaşmayı dileyeceğiniz. Öyleyce hep dileyeceğiz, dileyeceğiz. Dilek ne? Dilek bir niyettir, dilek bir taleptir. Yani niyetiniz olmazsa Allah katında ne kıymetiniz var? Duanız olmazsa... Dolayısıyla hep Allah’tan talep edeceğiz. Allah’tan talep ettiğimiz zaman mutlak surette Allahû Tealâ’nın yardımı bize gelecektir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor: “Ben Allah’a tövbe eder, Allah’tan mağfiret isterim.” Eğer Allah Resûl'ü bize örnekse, O tövbe ediyor ve günde 70 kere tövbe ediyor, Allah’tan mağfiret talep ediyorsa bizim de ne yapmamız lâzım? Bizim de tövbe edip Allah’tan mağfiret dilememiz lâzım ve Resûlullah (S.A.V) Efendimiz bu konuda şöyle buyuruyor. Mağfiret talebinin önemini Resûlullah (S.A.V) Efendimiz anlatırken günahlarından şikâyet eden sahâbilere şöyle söylüyor: “

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Tövbe,11; Ahmed b. Hanbel, II, 309.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) mağfiret talebinin önemini anlatmak için kendisine günahlarından şikâyet eden sahâbilere şöyle söylemiştir:

"Şayet siz günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi giderir, sizin yerinize günah işleyen ve Allah'tan mağfiret talep eden bir kavim getirir."

Ne diyor Allah Resûl'ü? Herkes hata yapabilir. Neden öyle? Bizim nefsimiz var. Nefsimizde 19 afet var. Herkes hata yapabilir ama hata yapanların en hayırlısı kimdir? Tövbe edenlerdir. Öyleyse her hâlükârda bu tövbeyi mutlak surette gerçekleştirmemiz lâzım. Tövbenin gerçekleşmesi, o günahların örtülmesi ve sevaba çevrilmesini ifade ediyor.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e Nasr Suresi indirildiği zaman, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle dua ediyor:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Tefsiru sûreti’n-Nasr, I.

Hz. Aişe (r.a) şöyle buyurmuştur: “Nasr sûresi nazil olunca Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle dua ederdi:

“Ey Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana hamd ederim. Ey Allah’ım bana mağfiret et!”

Öyleyse görüyorsunuz ki bu mağfiret olayı herkes için geçerli. Kur’ân nasıl herkese farz ise, bu farz surelerinden bir tanesi de Nasr Suresidir. "Allah’ın yardımı geldiği zaman insanlar fevc fevc, dalga dalga İslâm’a girecekler." Bu fevc fevc, dalga dalga ne zaman İslâm’a girecek biliyor musunuz? Dinlerin birleştirilmesiyle. Yani Hristiyanlar anlayacak ki ezelî ve ebedî tek bir din var. Yahudiler anlayacak ki dinler farklı değildir, ezelî ve ebedî tek bir din vardır. Müslümanlar anlayacak ve o zaman hepsi İslâm’da birleşecekler. O zaman herkes İslâm'da birleşince geride kalan insanlar çok azınlıkta kalıyor ve onlar da artık ulu orta diğer insanları rahatsız eder duruma gelemiyorlar.

Öyleyse sevgili kardeşlerim, herşey o kadar güzel ki… Mu'cize-i bâkî Kur’ân’da herşey açıklanıyor. Tabiî ki Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in bu konuda söyledikleri çok şey var:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Deavât, I; Tirmizî, Deavât, 15; Nesâ’i, İsti’âze, 57, 63; Ahmed b. Hanbel, IV,122.

"Allahumme ente Rabbi, lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abduke ve ene ala ahdike ve va’dike ma’steta’tü. Ebûu leke bi’n-ni’meti ve Ebûu leke bi zenbi feğfirli innehu lâ yağfiru’z-zunûbe illâ ente"

"Ey Allah’ım Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilâh yoktur. Beni yaratan Sensin, ben Senin kulunum. Ben gücüm yettiğince Senin ahdine ve Senin vaadine bağlıyım. Ben Senin ni’metlerini buna karşılık da kendi günahlarımı itiraf ediyorum. Beni mağfiret eyle. Çünkü günahları Senden başkası mağfiret edemez."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 22 Ekim 2026Son güncelleme: 22 Ekim 202624 dk okuma2