10.02.2024 HKHM Konferansı Bölüm 2
Soru
10.02.2024 HKHM Konferansı Bölüm 2
Cevap
Dikkat edin, genellikle bu tövbe ruhbanlık sınıfıyla karıştırılıyor. Hristiyanlar eskiden geliyorlarmış, bir perdenin arkasında günahlarını itiraf ediyorlar. O da diyor ki: “Ben seni azad ettim.” Hatta öyle olaylar yaşanmış ki bu Protestan mezhebinin çıkışına da sebep oluyor. Herkes gidiyor, parasını cebine koyuyor. Ondan sonra papazın yanına gidip perde arkasından itiraf ediyor, cenneti satın alıyor. Öyle olunca kilise bu korkunç şeyi görüyor. Yani parayla cennet satın alınıyor. Protestan mezhebindeki bir Allah dostu da gidiyor, şikâyet ediyor. Diyor ki: “Ben cehennemi satın almak istiyorum.”
Kimse bana vermiyor. Rahipler diyor: “Bunlar cehennem satın almak mı? Git kendi işine, sen deli misin, divane misin?” “Hayır.” diyor. “Onlar cenneti satın alıyor, ben cehennemi satın almak istiyorum, bana vermiyorlar.” Nihayetinde niye istiyorsun diye soruyorlar. “İstiyorum.” diyor. “ Tamam kardeşim, sen istiyorsun, sana biz cehennemi verdik.” Ondan sonra çıkışta bütün insanlara sesleniyor: “Sevgili kardeşlerim, ben cehennemi satın aldım. Artık korkmanıza gerek yok. Gidip de artık ulu orta paranızı vermeyin. Çünkü ben cehennemi satın aldım.” Hani Hz. Ebû Bekir (R.A) de diyor ya: “Ya Rabbi!
O kadar vücudumu büyüt ki cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın.” Bu neyin eseridir? Bu, kalbindeki merhametin eseridir. İşte Efendimiz’in başkaları için yaşamak, sevmek ve sevilmek bunu gerektiriyor. Yani “Ben yaptım, bana dokunmayan bin yaşasın.” olayı hayır, geçerli değil. Allah için yaşamak, başkaları için yaşamak ve onların mutluluğu için her türlü fedakârlığı göstermektir.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Beyhaki, es Sünenü-l Kübra
“Allah'ın en sevgili kulları; Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşanlardır.”
Görüyoruz ki kesinlikle durum kişinin sevgisine, Allah’ın da affı ve mağfiretine bağlı. Yani günahları örten Allah’tır, günahları sevaba çeviren de Allah’tır. Onun için ruhban sınıfıyla karıştırmamak lâzım. Bizden istenen Allah’a ulaşmayı dilemek. Bunun bedeli günahların örtülmesidir. Bizden istenen 12 tane ihsanla Allah’ın tayin ettiği mürşide tâbî olmak. Bunun bedeli de günahların sevaba çevrilmesidir, Allah’ın izniyle.
Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allah’a ne kadar hamd etsek, şükretsek az. Daima tövbe kapıları açıktır. Ve Resûlullah (S.A.V) Efendimiz hadîsinde şöyle buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.
“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizî, Daavât, 98; İbn Mâce, Zühd, 30.
“Şüphesiz ki Allah, can boğaza gelmedikçe, kulun tövbesini kabul eder.”
Ne zaman can boğaza geliyor? Ölünün yanında bulunan kişilere bakarsanız göreceksiniz ki onlar size bakıyor ama başkalarıyla görüşüyorlar. Siz onlara bakıyorsunuz, konuşuyorsunuz. Hayır, o başkasına dönüyor. O anda anlıyorsunuz ki perde açılmıştır, artık öbür âleme geçmiştir. İşte can boğaza gelmeyinceye kadar tövbe kapıları daima açık. Ve kişinin kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesiyle mutlak surette mürşidine de ulaşması lâzım.
Üçüncü basamakta Allah’a ulaşmayı dilediniz. Allahû Tealâ bu talebi kalbinizde gördü. Dördüncü basamakta mutlaka Rahîm esmasıyla size tecelli ediyor. 99 esmanın sahibi Rabbimiz. O 99 esmadan bir tanesi de Er-Rahîm’dir. Rahîm esmasıyla tecelli edince sizdeki Allah’a açılan kapalı sistemleri bir bir açıyor.
Ne yapıyor? Baş gözünüzde hicab-ı mesture var. Mürşidi mürşid olarak görmüyorsunuz. Başka bir deyimle sevgili kardeşlerim, ahiret hayatına açık olan uzuvlarınız algılamıyor. Mürşidi mürşid olarak görmüyor. Kur’ân’ın âyetlerinin mânâsına varmıyor, kalbine indirmiyor, kendisine mal etmiyor. Böyle olunca sağır, dilsiz ve kör olan bir kişi, kalpten Allah’a ulaşmayı dilediği an Allah Rahîm esmasıyla tecelli edince bütün perdeleri kaldırıyor. O zaman mürşidi mürşid olarak görüyor, mürşidin sözlerini artık alelade sözler değil, mânâsına varıyor ve kalbine indiriyor. Ne demiştik? Allah’a ulaşmayı dilemek Kur’ân’ın şifresi. Dilemezse 100 kere Kur’ân okursa Kur’ân kursaklarından geçmiyor, kalbine inmiyor. Allah Resûl'ü, mü’min kulağından sulanır. Öyle değil mi? Kulağından sulanır. Bunu sulayacak olan kişi kim? Allah’ın Resûl'ü. Nereden biliyoruz? Âyet-i kerime gayet açık.
7/ARÂF-204 Ve izâ kuriel kur’ânu festemiû lehu ve ensıtû leallekum turhamûn(turhamûne).
Kur’ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz.
Ne diyordu Allah Resûl'ü? “Benim rahmetim halifelerimin üzerine olsun.” Soruyorlar: “Ya Resûlullah, halifelerin kimler?” “Benim sünnetimi ihya edenler.” Yani Allah’ın velî mürşidleri. Bu rahmet onlarla birlikte. Hz. İsa (A.S)'a soruyorlar: “Îmân nedir?” “Allah’ın gönderdiğine bağlanmaktır, îmân etmektir.” Dolayısıyla sağır, dilsiz ve kör olan bir kişi bu dilekle gören, işiten, idrak eden birisi olur. Ama Allahû Tealâ o hâlde bırakmıyor. Kalbine hidayetle ulaşıyor, kalbi Kendisine çeviriyor ve göğsünden kalbine nur yolu açıyor. Dört kalp şartının sahibi olan kişinin kalbine %2 rahmet giriyor ve kişi huşû sahibi kılınıyor.
Bugün ifade etmiştim, iki grup insan var: Huşû içinde namaz kılanlar, Mu’minûn Suresi’nin 1 ve 2. âyet-i kerimeleri. Bir de huşûdan yoksun namaz kılanlar. Camiyi doldurup huşûdan yoksun, yani huşû yok ama namaz kılıyor. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz diyor ki: “Kıyâmet gününde camiler dolup taşacak ama kalplerinde ne olmayacak? Hidayet olmayacak.” Yani camiler dolup taşacak ama kişi huşû sahibi olmayacak. Kimdir bu huşû sahibi olmayanlar? Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemeyenler. İşte kalpten Allah’a ulaşmayı dilemeyenler namaz kılıyorlar ama namazın da sevr içindedirler. Mâûn Suresi’nin 3 ve 4. âyet-i kerimesi. Ama huşû içinde namaz kılanlar, Mu’minûn Suresi’nin 1 ve 2. âyet-i kerimeleri.
NAMAZLARINDA HUŞÛ DUYANLAR
1. MU’MİNÛN-1: Mü’minler felâha ermiştir.
BAKARA – 46: Onlar (o huşû sahipleri) ki, Rab’lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâkî olacaklarına ve (sonunda ölümle) O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.
2. MU’MİNÛN-2: Onlar, namazlarında huşû duyanlardır.
BAKARA – 45: (Allah’tan) sabırla ve namazla istiâne (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah’a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
NAMAZLARINDAN GAFİL OLANLAR
3. MÂÛN-4: İşte o namaz kılanlara yazıklar olsun.
4. MÂÛN-5: Onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır.
Onlar kalpten Allah’a ulaşmayı dileyenler. Dilediği zaman dört kalp şartına sahip olan kişiyi Allah huşû sahibi kılıyor. Ve huşû sahibi kılan kişi, perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarsa Allah ona mürşid gösteriyor.
Sevgili kardeşlerim, Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor ki: “Benden sonra nübüvvet yok, mübeşşirât var.” Sahâbe sual soruyor: “Mübeşşirât ne?” “Sâlih rüya.” diyor ve Peygamber Efendimiz (S.A.V) başka bir açıklamasında üç çeşit rüya var: Şeytanın korkutması rüyası, nefsin hadisâtı rüyası, Allah’ın müjdesi olan rüya.
İşte müjdeli rüya, kişi hacet namazıyla mürşidini Allah’tan sorduğu zaman Allah gösteriyor mutlaka ve gidip o kişi mürşidine tâbî oluyor.
Allah’a ulaşmayı dilediği an Enfâl Suresi’nin 29. âyet-i kerimesinde nasıl Allahû Tealâ o güne kadar işlediği bütün günahları ne yapıyor? Örtüyor. Bir dilekle bütün günahlar örtülüyor ve birinci kat cennetin sahibi oluyor.
RÜYA HADÎSLERİ
1. HADÎS-İ ŞERİF
Resûlullah (S.A.V) şöyle demişti: “Benden sonra, peygamberlikten sadece mübeşşirat (müjdeciler) kalacaktır!” Yanındakiler sordu: “Mübeşşirat da nedir?” “Salih rüyadır!” diye cevap verdi.
Bkz. Buhârî, Tabir 5; Muvatta, Rüya 3,(2, 957); Ebû Dâvûd, Edeb 96
2. HADÎS-İ ŞERİF
Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.
Bkz. Buhârî, Tabir 4; Muvatta, 1, (2,956)
3. HADÎS-İ ŞERİF
“Rüya üçtür. Biri salih rüya olup Allah'tan müjdedir, ikincisi şeytanın verdiği üzüntüdür, üçüncüsü kişinin kendi kendine konuşmasıdır.”
Bkz. Buhârî, Tabir, 26; Müslim, Rüya, 6.
8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Ama Allahû Tealâ o hâlde bırakmıyor. Mürşidini gösteriyor. Mürşidin önünde tövbe ettiği zaman bu sefer o güne kadar işlediği günahların hepsini de sevaba çeviriyor. Mürşide tâbiyetle günahların sevaba çevirmesi... Şimdi birçok insan diyor ki: “Mürşid yoktur. Biz kendi kendimize tövbe ederiz.” Sevgili kardeşlerim, 4 tane âyet-i kerime mürşidin önünde yapılan tövbenin kendi kendine yapılamayacağını söylüyor. Bunlardan bir tanesi Nisâ-64, ikincisi Hûd-112, Nisâ-80, Furkân-70, Mumtehine-12.
MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAK 4 ÂYET
1. NİSÂ-64 Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.
2. HÛD-112 Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.
NİSÂ-80 Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.
3. MUMTEHİNE-12 Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile…
4. FURKÂN-70 Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir…
Burada Allahû Tealâ’nın Resûl'üne: “Biz resûllerimizi insanlar itaat etsin diye gönderiyoruz.” O nefslerine zulmedenler sana gelselerdi, Allah’tan mağfiret dileselerdi, Resûl de onlar için dileseydi Allah iki tarafın tövbesini kabul ederdi ve böylece onların günahlarını sevaba çevirdi. Öyleyse Allahû Tealâ kapıları sonsuza kadar bize açmış. Evet, nefsimiz var, 19 afet var. Ona uyarak günah işliyoruz ama ümitsiz değiliz. Rabbimizin rahmetine ümitvarız ve ne yapmamız lâzım? El açıp Rabbimizden tövbe ve istiğfarda bulunmamız lâzım.
Hele hele bu tövbeyi mürşid önünde yapıyorsa o zamana kadar işlenen bütün günahları Allahû Tealâ ne yapıyor? Sevaba çeviriyor ve o kişi Allah’ın bir dostu oluyor. Doğarken kişinin günahı da yok, sevabı da yok. Ama mürşid önünde tövbe ettiği zaman kişinin sevapları çok ama günahları yok. Çünkü bütün günahları ne yapmıştır Allahû Tealâ? Sevaba çevirmiştir. Öyleyse Allahû Tealâ herkesten kesinlikle bunu istiyor.
Sevgili kardeşlerim, 14. basamakta mürşidine tövbe ve Allah Resûl'ü diyor ki: “Tövbe sona ermedikçe hicret sona ermez. Güneş batıdan doğmadıkça tövbe sona ermez.” Bu tövbe mürşidine yapılan tövbedir. Hicret sona ermez. Hicret nedir? Ruhun bizden ayrılarak seyri sülûk ile Allah’a ulaşması.
İKİNCİ 7’Lİ BASAMAK
14. Basamak: MÜRŞİDE BAĞLANMAK (TÂBÎ OLMAK) ÂLİ İMRÂN 31, ÂLİ İMRÂN 164, MERYEM 43,
YÂSÎN 21, MU’MİN 38, ZUHRÛF 61, CUMA 2
13. Basamak: MÜRŞİDİN ARANMASI BAKARA 45-46, MÂİDE 35, FÂTİHA 5-6, BAKARA 153, CİNN 14,
NAHL 9
12. Basamak: HUŞÛNUN OLUŞMASI HADİD 16, MU’MİNUN 1-2
11. Basamak: KİŞİNİN ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMASI ZUMER 22
10. Basamak: KİŞİNİN GÖĞSÜNDEN KALBİNE NUR YOLUNUN AÇILMASI EN’ÂM 125
9. Basamak: KALBİN ALLAH’A DÖNMESİ KAF 33
8. Basamak: ALLAH’IN KALBE HİDAYETLE ULAŞMASI TEGÂBUN 11
Hangi âyet bunu söylüyor? Allahû Tealâ Ankebût-26’da ne diyor?
29/ANKEBÛT-26 Fe âmene lehu lût (lûtun) ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Bundan sonra Lut (A.S), O’na (İbrâhîm (A.S)’a) îmân etti (tâbî oldu) ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbime hicret edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah’a ulaştıracağım). Muhakkak ki O; Azîz’dir (çok yücedir), Hakîm’dir (hüküm sahibidir)."
Lût (A.S), İbrâhîm (A.S)’a tâbî olduğu zaman: “Ben Rabbime hicret edeceğim.”
Öyleyse hicret sadece bizlerin dünya üzerinden bir mekândan başka bir mekâna zorlukla gitmesi değildir. Asıl hicret nedir? Allah’ın emaneti olan ruhun bizden ayrılarak Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûk ile Allah’ın Zat’ına ulaşmasıdır. Âyet-i kerime bunu açıklıyor.
Öyleyse her hâlükârda Allah Resûl'ü ne diyor? “Ben size dinlemeyi emrediyorum.” diyorum. Ben size itaati emrediyorum. Allah’a ulaşmayı dileyin. Ben size cihadı emrediyorum, nefsinizi tezkiye edin. Ben size hicreti emrediyorum.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Mâce: 4019.
“Şu beş şey sizin aranızda vuku bulsa nasıl olursunuz?
Onların aranızda vuku bulmasından veya onlara ulaşmanızdan Allah’a sığınırım.
1. Bir toplulukta kötülükler ortaya çıktığı, fuhuş açıktan yapıldığı zaman, orada tâûn ve geçmiş nesillerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar.
2. Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü göremezlerdi.
3. Bir topluluk ölçü ve tartıyı eksik tuttuklarında, kıtlık, geçim sıkıntısı ve zâlim idareci ile cezalandırılırlar.
4. Âmirleri Allah’ın indirdiğinden başka şeylerle hükmettiklerinde Allah, onların üzerlerine düşmanları musallat kılar ve ellerinde bulunan şeylerin bir kısmını tüketir.
5. Allah’ın Kitab’ını ve Resûlullah’ın sünnetlerini bir kenara bıraktıklarında, Allah birbirine düşürür.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buharî, Menâkıb 17.
Cübeyr İbnu Mut’im’den rivayet edilen bir Hadîs.
“Benim beş ismim var: Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben ALLAH’ın benimle küfrü mahvedeceği el-Mâhi (mahvedici)yim. Ben Hâşir (toplayıcı)yım, insanlar benim arkamda haşredilecektir. Ben Âkıb (sondan gelen)im, benden sonra peygamber gelmeyecektir.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Rikak, 3; Tirmizî, Zühd, 25. Hâkim, Müstedrek, IV, 341.
“Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil.
1- İhtiyarlığından önce gençliğini,
2- Hastalanmadan önce sıhhatini,
3- Fakirliğinden önce zenginliğini,
4- Meşgul zamanlarından önce boş vakitlerini,
5- Ölümünden önce hayatını!”
Dolayısıyla hicret de farz mıdır? Evet, hicret de farz. Hicret nedir? Ruhun bizden ayrılarak Sıratı Mustakîm üzerinden seyr-i sülûk ile Allah’ın Zat’ına ulaşmasıdır.
“Ben size hicreti emrediyorum. Ben size kul olmayı emrediyorum. Ben size cemaati emrediyorum. Cemaatten ayrılan şeytana lokma olur.”
Sürüden ayrılanı kurt kapar.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Tirmizi 3022, Ahmed bin Hanbel Müsned 16042, Hakim Müstedrek, İbni Hibban.
"…Size Allah’ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum:
Dinlemeyi, İtaat etmeyi, Cihad etmeyi, Hicret etmeyi ve Cemaat olmayı.
Kuşkusuz ki, kim cemaatten bir karış ayrılırsa, Andolsun ki, İslam bağını boynundan çıkarmış olur. Ancak cemaate tekrar dönerse bu müstesna.
Kim cahiliye davasını iddia ederse (cahiliye sistemlerini müdafaa ederse) kuşkusuz ki o, cehennemlik kimselerdendir.
Bunun üzerine bir adam:
−Ey Allah’ın Resulü bu kimse namaz kılsa da oruç tutsa da aynı mıdır? diye sordu.
Nebiler Sultanı Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
−"Namaz kılsa da oruç tutsa da durum aynıdır. Siz, Allah’ın davasına, Allah’a davet ediniz! Çünkü Allah, size Müslümanlar, mü’minler ve Allah’ın kulları diye isimlendirmiştir."
Ve 7-8 aylık süre içerisinde emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiye, mardiyye ve tezkiye kademelerine kişi birer birer geçiyor. Sonuçta ruh Allah’ın Zat’ına ulaşıyor. Her kademede kişinin kalbinde %7 fazıl birikimi sağlanıyor ve kişinin 7 kademedeki nefs tezkiyesiyle ruh da Allah’ın Zat’ına ulaşıyor ve ermiş evliyâ oluyor kişi. Öyleyse sevgili kardeşlerim, kutsal kitapların hepsinde Allah’a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbî olmak ve ruhunun dünya hayatında Allah’a ulaşması, evliya olmak bir dilektir.
ŞÛRÂ-13 ... kebure alâl muşrikîne mâ ted'ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
... Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O'na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).
Allah’a ulaşmayı diliyor musunuz? Dilden mi? Kalpten mi? "Dünya mı, Allah mı? "Habil mi, Kabil mi? Evet. Eğer bunları yerine getiren birisi iseniz bilin ki, kesinlikle siz kalpten Allah’a ulaşmayı dileyen, tövbesini gerçekleştiren, günahları sevaba çevrilen birisisiniz ve mutlaka Allah’ın cennetine gideceksiniz, Allah’ın izniyle.