12.01.2024 HKHM Konferansı Bölüm 1
Soru
12.01.2024 HKHM Konferansı Bölüm 1
Cevap
1. BÖLÜM
“Bütün peygamberler insanları affetmeye davet etmişler.” konulu konferansımıza hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Allah hepinizden razı olsun.
Peygamberlere Allah’ın verdiği kutsal kitapların hepsi bütün insanlar için bir mutluluk davetiyesi, mutluluk reçetesi ve mutluluk garantisidir. İster Tevrat (A.S), ister İncil (A.S), ister Kur’ân-ı Kerîm; kronolojik tarih itibarıyla ifade ettim. Hepsi Allah’tan bize mutluluk daveti, reçetesi ve garantisi olarak peygamberlere verilmiştir.
Allahû Tealâ’nın insanlardan istediği tek bir hedef var: Mutluluk.
Ama bütün insanlar için mutluluğun iki kanadı var. Bir, insanla Allah arasındaki ilişkiler. Bu bütünüyle emir ve nehiylere itaat etmeye bağlı. En üst seviyedeki vasıta zikir. Bir de insan sosyal bir varlıktır. Sosyal varlık olan insanın başkalarıyla birlikte yaşamasında Allah’ın emrettiği davranış biçimlerine riayet etmesiyle elde edilen mutluluktur.
Allah’la ilişkilerdeki mutluluk enfüsî olarak Kur’ân’da yer almıştır. Kullar ile ilişkilerdeki mutluluk ise afakî olarak Kur’ân’da yer alıyor. Fussilet Suresinin 53. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
41/FUSSİLET-53: Se nurîhim âyâtinâ fîl âfâkı ve fî enfusihim hattâ yetebeyyene lehum ennehul hakk(hakku), e ve lem yekfi bi rabbike ennehu alâ kulli şey’in şehîd(şehîdun).
Âyetlerimizi afakta (ruhumuzun baş gözüyle) ve enfüste (nefsimizin kalp gözüyle) onlara göstereceğiz. O’nun hak olduğu onlara tebeyyün etsin (açıkça belli olsun) diye. Rabbinin herşeye şahit olması kâfi değil mi?
İşte afakta gösterilmesi, insanlarla ilişkilerdeki mutluluğu ifade ediyor. Allahû Tealâ’nın enfüste gösterilmesi de Allah’la ilişkilerimizde karşımıza çıkıyor. Yani insanoğlu için enfüsî mutluluk ve afakî mutluluk bir bütünü ifade ediyor. Ve Allahû Tealâ biz insanlardan ahiret ve dünya saadetine ulaşmamızı istiyor.
Bugünkü konumuz: Bütün peygamberler insanları affetmeye davet etmişlerdir.
Mutluluğun afakî kısmı insanlar arasındaki ilişkileri ifade ediyor. Mutluluğun kutsal kitaplara göre ifadesi, üç âlemde kavganın tamamen bittiği sulh ve sükûn hâlini yaşamaktır.
MUTLULUĞUN 3 ŞARTI:
1. Şart: Mutluluk, üç âlemde de olmalıdır: İç dünyada mutluluk, dış dünyada mutluluk, Allah ile olan ilişkilerde mutluluk.
2. Şart: Mutluluk, daimî olmalıdır.
3. Şart: Mutluluk, üç âlemde de sulh ve sükûn hâlini ifade etmelidir.
İNSAN NEDEN MUTSUZ – MUTLULUK NASIL SAĞLANIR
BAŞLANGIÇ NOKTASINDA, NEFSİN KALBİ %100 KARANLIK:
1. İç dünyasında; nefs ve ruh arasında kavga var.
2. Dış dünyasında; başka insanlarla kavga hâlinde.
3. Allah ile olan ilişkilerinde; Allah’ın emirlerine isyan eden, yasakları işleyen bir yapı içerisinde, nefsini ilâh edinmiş durumda.
Nefsle ruh arasındaki iç kavga, nefsin mânevî kalbindeki 19 afet sebebiyledir. Nefste 19 afet var: Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat olmak üzere 19 tane hastalık söz konusu.
Ruhta da 19 tane haslet var: Sevgi, îmân, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekînet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet, hakikat, faziletler, vefa, İhlâs ve tevhid olmak üzere 19 tane haslet. İşte birisi gündüzü, diğeri de geceyi andırıyor. Ve başlangıç noktasında ikisinin arasında bir kavga var. Nefsin mânevî kalbinde, şeytanın %100 etki ettiği 19 afetle mücehhez olan insan, nefsi sebebiyle, nefsindeki afetler sebebiyle başka insanlarla devamlı bir kavga içindedir. Ve Allah’la ilişkilerinde, eğer fizik vücudun kumandanı olan akıl nefsin taleplerine uyarsa, hevâya uyarsa devamlı olarak Allah’ın emirlerine isyan eden, yasak olan fiilleri işleyen durumdadır. Ve bu sebeple de iç dünyamızda, dış dünyamızda, Allah’la ilişkilerimizde hep kavga içerisinde huzursuz ve mutsuz bir hayatı yaşıyoruz.
NEFSİN KALBİ %51 NURLANINCA:
İç dünyada %51 mutluluk, dış dünyada diğer insanlarla uzlaşma, Allah ile olan ilişkilerde %51 itaatle (zikir) ruhun teslimi.
NEFSİN KALBİ %81 NURLANINCA: İç dünyada %81 mutluluk, dış dünyada diğer insanlarla paylaşma, Allah ile olan ilişkilerde %81 itaatle (zikir) fizik vücut teslimi.
NEFSİN KALBİ %100 NURLANINCA: İç dünyada %100 mutluluk, dış dünyada diğer insanlarla yardımlaşma, Allah ile olan ilişkilerde %100 itaatle (zikir) nefsin teslimi.
Ölüm sonrası hayatta da kişinin cennete gitmesi söz konusu. İşte enfüsî mutluluk Allah’la ilişkilerimizde karşımıza çıkıyor. Ama afakî mutluluk, diğer insanlarla olan ilişkilerimizde o sonuca ulaşıyoruz.
Şimdi, tüm peygamberler insanları affetmeye davet etmişler. İnsan ilişkilerinde Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerîm’de de vazettiği üç tane davranış biçimi söz konusu. Şûrâ Suresinin 40, 41, 42 ve 43. âyetlerine bakacak olursak Allahû Tealâ burada hep özetlemiştir:
42/ŞÛRÂ-40: Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ, fe men afâ ve asleha fe ecruhu alâllâh(alâllâhi), innehu lâ yuhıbbuz zâlimîn(zâlimîne).
Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah’a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez.
Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Yani kötülüğe karşı kötülükle mukabele etmek, kısas.
42/ŞÛRÂ-41: Ve le meninteşara ba’de zulmihî fe ulâike mâ aleyhim min sebîl(sebîlin).
Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa, işte onların aleyhine bir yol yoktur.
42/ŞÛRÂ-42: İnnemes sebîlu alellezîne yazlimûnen nâse ve yebgûne fîl ardı bi gayril hakk(hakkı), ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).
Fakat insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların üzerine (aleyhlerine) yol (ceza) vardır. İşte onlar; onlar için elîm bir azap vardır.
42/ŞÛRÂ-43: Ve le men sabere ve gafere inne zâlike le min azmil umûr(umûri).
Ve elbette kim sabreder ve bağışlarsa muhakkak ki bu, gerçekten azîm (büyük) işlerdendir.
Ve gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan kimseler, işte onlar; onların üzerine (aleyhlerine) bir yol (ceza) yoktur. Ama kim affeder ve ıslah eder, kötülüğe karşı hayırla mukabele ederse onun mükâfatı Allah’a aittir. Yani affetmek derecat kazanmaktır. Kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek daha büyük derecelerin sahibi olmaktır.
Şûrâ-41’de kısas. Kısası tatbik eden üzerinde bir günah yoktur. Gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan kimseler; onların üzerine bir ceza, bir günah yok.
Ceza kimin üzerinedir? Zulmedenlerin üzerinedir. İnsanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların üzerine bir ceza vardır. Onlar için elîm bir azap var. Şûrâ-43’te ise Allahû Tealâ’nın insanlarla aramızdaki ilişkide kazanmamız gereken ahlâkî davranış biçimlerini ifade ediyor: Yani Allahû Tealâ affetmemizi ve kötülüğe karşı hayırla mukabele etmemizi istiyor.
İşte Resûlullah’ın ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı. Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanın. Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e Allahû Tealâ A’râf Suresinin 199. âyet-i kerimesinde bakın ne buyuruyor:
7/A’RÂF-199: Huzil afve ve’mur bil urfi ve a’rıd anil câhilîn(câhilîne).
Affı ahzet (affı kendine usûl edin) ve irfanla emret ve cahillerden yüz çevir.
Her zaman Efendimiz’in bize anlattığı bir kıssa var. Tasavvufa yeni giren kişiye mürşidi diyor ki:
“Evlâdım, şu anda merdiven altında Kur’ân okumakta olan bir kişi var. Gidip onun ensesine bir tokat atacaksın ve yaşadıklarını gelip bana anlatacaksın.”
Evet, aynen söylediğini yapıyor. Tokat attığı zaman birinci odadaki şahıs da ayağa kalkıyor, onun ensesine bir tokat atıyor. Gelip mürşidine anlatıyor.
“Evet.” diyor. “Evlâdım, bu Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın belirlediği kısas. Kötülüğe karşı kötülükle mukabele etmek.”
“Şimdi ikinci odada Kur’ân okumakta olan kişinin ensesine bir tokat atacaksın.”
Oraya gidiyor. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali, tokat attığı zaman geri geri çekiliyor. Ama ikinci şahıs yukarıya bakıyor, gülümsüyor ve tokat atmıyor.
Gelip hocasına diyor ki:
“Efendim, ben tokat atmama rağmen o gülümsedi ve tokat atmadı.”
“Evet, evlâdım.” diyor. “Bu da tasavvufta ikinci davranış biçimi olan affı ifade ediyor.”
“Şimdi üçüncü odadaki şahsın ensesine gidip tokat atacaksın.”
O da Kur’ân okuyor. Ama o üçüncü odadaki şahıs tokat yediği zaman gülümseyerek:
“Evlâdım.” diyor. “Senden özür dilerim. Muhakkak ki daha evvel sana veya bir başkasına yaptığım bir yanlış fiil sebebiyle onun bana karşılığının yansıması, kefareti olmuştur. Ben senden özür diliyorum. Hatta bana hatamı söyle, düzelteyim; sana karşı bir daha yapmayayım.”
“İkinci olarak, ensem senin elini acıttığı için senden özür diliyorum.”
“Ve üçüncü olarak da bu tokatta bir dost kazandın. Bu noktadan itibaren nerede bir yardıma ihtiyacın varsa ben hazırım.”
ALLAH'IN ADALETİNİN TECELLİ ETMESİ
KİŞİ KÖTÜLÜK / ZULÜM (ŞERR) YAPARSA
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybeder.
(+100) Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecat kazanır.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (ZULÜM) (KISAS) YAPARSA
(-100 +100) Tokat atan kişi tokat yerse derecat kazanır.
(+100 -100) Tokat yiyen kişi karşılık verirse derecat kaybeder.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF)
CASİYE-14: …(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybetmiş olur.
(+100) Tokat yiyen kişi affettiği için derecat kazanır.
KİŞİ KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE
FUSSİLET-34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için kaybettiği derecat ile kalır.
(+100 +100) Tokat yiyen kişi affetmesi yanında, iyilikle karşılık verdiği için yine derecat kazanır.
İşte sevgili kardeşlerim, üç tane davranış biçimi: Şeriat kısası, tarikat affı ve hakikat, yani kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek. Hakikat, kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeyi ifade ediyor.
Öyleyse insanla Allah arasındaki ilişkide 28 basamaklı İslâm merdivenine baktığımız zaman, bu üç davranış biçiminin hangi seviyede gerçekleştiğine beraberce bir bakalım.
BİRİNCİ 7’Lİ BASAMAK
1. Basamak: OLAYLARI YAŞAMAK
BAKARA-216
2. Basamak: OLAYLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Seçilenler: TEVBE-126, ŞÛRÂ-13, YÛNUS-7
Seçilmeyenler: NİSÂ-167–168–169, BAKARA-79
3. Basamak: ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEK
Ruhun Allah’a Ulaşması 12 Defa Farz: NİSÂ-58, MÂİDE-7, EN’ÂM-152, YÛNUS-25, RA’D-21, RÛM-31, LOKMAN-15, ZUMER-54, ŞÛRÂ-47, ZÂRİYÂT-50, MUZZEMMİL-8, FECR-28
4. Basamak: ALLAH’IN RAHÎM ESMASI İLE TECELLİ ETMESİ
YÛSUF-53, HÛD-118, HÛD-119
5. Basamak: HİCAB-I MESTURENİN KALDIRILMASI
ENFÂL-29, İSRÂ-45
6. Basamak: VAKRANIN KALDIRILMASI
İSRÂ-46, EN’ÂM-46
7. Basamak: EKİNNETİN KALDIRILMASI
KEHF-57, FUSSİLET-5, HACC-54
Başlangıç noktasında herkes olayları yaşar. İkinci basamakta olayları değerlendirir. Ama olayları yaşayan, olayları değerlendiren insanlar seçilenler ve seçilmeyenler diye ikiye ayrılır.
Seçilmeyenler; Hacc-8’de, bir ilmi yok, mürşide tâbî değil, nurlu bir kitaba dayanmadan Allah yolunda Allah’ın âyetleriyle mücadele ediyor. İşte bunlar seçilmeyen, Allah’ın kendilerinde hayır görmediği insanlar. Bunlar zorba insanlar. Bunlar devamlı iyiliğe karşı kötülükle mukabele eden insanlar.
22/HACC-8: Ve minen nâsi men yucâdilu fîllâhi bi gayri ilmin ve lâ huden ve lâ kitâbin munîr(munîrin).
Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.
İkincisi, kalbi bu zorbalara meyleden, seçilmesine rağmen insan ve cin şeytanları dost edinenler. Onlar da aynı şekilde hep kısası tatbik ederler ve kötülük yaparlar.
Ama üçüncü basamakta seçilenlerden kim Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ âyetlerde buyurduğu gibi, kim Allah’a ulaşmayı dilerse: “Ben onun ruhunu Kendime ulaştıracağım.”
İşte Allah’ın verdiği garanti. Ankebût-5 ve 6’ya bakalım.
29/ANKEBÛT-5: Men kâne yercû likâallâhi fe inne ecelallâhi le âtin(âtin), ve huves semîul alîm(alîmu).
Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir.
Kim kalpten ulaşmayı dilerse Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir. Öyleyse Allah’a ulaşmayı dilemek, ruhun Allah’a ulaşmasını mutlak mânâda ifade ediyor. Yani Allah gerçekleştirecek. Allahû Tealâ o kişinin ruhunu Kendisine ulaştırabilmek için yedi kademede nefs tezkiyesini gerçekleştirmesi gerekir. O sebeple Allahû Tealâ Ankebût-6’da:
29/ANKEBÛT-6: Ve men câhede fe innemâ yucâhidu li nefsih(nefsihî), innallâhe le ganiyyun anil âlemîn(âlemîne).
Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden mutlaka Ganî’dir (müstağnidir).
Kim cihad ederse kendi nefsi için cihad eder.
İşte birinci yedi basamakta kalben Allah’a ulaşmayı dileyen kişiye Allahû Tealâ 4. basamakta Rahîm esmasıyla tecelli ediyor. 5. basamakta gözlerindeki hicab-ı mestureyi alıyor. 6. basamakta kulaklardaki engeli, vakrayı alıyor. 7. basamakta ekinneti alıyor. O kişi gören, işiten ve idrak eden birisi hâline geliyor. Neyi görüyor, neyi işitiyor? İrşad makamını irşad makamı olarak görüyor. İrşad makamının sözlerinin mânâsına varıyor, işitiyor ve kalbindeki ekinneti almak suretiyle idrak ediyor.
Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla o hâlde bırakmıyor o kişiyi. Kalbine ikinci yedi basamakta hidayetle ulaşıyor. Kalbi Allah Kendisine çeviriyor ve En’âm-125’e göre göğsünden kalbine nur yolunu açıyor. Dört kalp şartının sahibi olan kişi Allah’ın ismini tekrar ettiği zaman kalbine Allah nurunu gönderiyor ve kişi huşû sahibi oluyor. Hadîd-16’ya göre huşû sahibi olan kişi, perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarsa ki Allahû Tealâ her devirde hidayete erdiren olarak devrin imamını tayin ediyor. Diğer bütün kavim resûlleri, velî mürşidler ve vekil mürşidlerin hepsi hidayete vesile olanlardır. Allahû Tealâ Mâide-35’te vesileyi Allah’tan isteyin, buyuruyor.
5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekullâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihî leallekum tuflihûn(tuflihûne).
Ey âmenû olanlar (Allah’a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O’nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
Hacet namazıyla mürşidini Allah’tan talep eden kişi huşû sahibiyse Allahû Tealâ ona mutlaka mürşid gösteriyor. Ve gösterilen mürşide gidip tâbî oluyor. 12 ihsanla mürşide tâbî olan insanın ruhu vücudundan ayrılıyor, Sıratı Mustakîm’e ulaşıyor ve nefse karşı cihad başlıyor.
İKİNCİ 7’Lİ BASAMAK
14. Basamak: MÜRŞİDE BAĞLANMAK (TÂBÎ OLMAK)
ÂLİ İMRÂN-31, ÂLİ İMRÂN-164, MERYEM-43,
YÂSÎN-21, MU’MİN-38, ZUHRÛF-61, CUMA-2
13. Basamak: MÜRŞİDİN ARANMASI
BAKARA-45-46, MÂİDE-35, FÂTİHA-5-6, BAKARA-153, CİNN-14,
NAHL-9
12. Basamak: HUŞÛNUN OLUŞMASI
HADÎD-16, MU’MİNÛN-1-2
11. Basamak: KİŞİNİN ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMASI
ZUMER-22
10. Basamak: KİŞİNİN GÖĞSÜNDEN KALBİNE NUR YOLUNUN AÇILMASI
EN’ÂM-125
9. Basamak: KALBİN ALLAH’A DÖNMESİ
KAF-33
8. Basamak: ALLAH’IN KALBE HİDAYETLE ULAŞMASI
TEGÂBUN-11
İşte yedi kademedeki nefs tezkiyesi: Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Raziye, Marziye ve Tezkiye kademelerini bir bir geçiyor.
15.000 zikirle Nefs-i Emmare, ruh birinci gök katında.
17.000 zikirle Nefs-i Levvame, ruh ikinci gök katında.
19.000 zikirle Nefs-i Mülhime, ruh üçüncü gök katında.
21.000 zikirle Nefs-i Mutmainne, ruh dördüncü gök katında.
23.000 zikirle Nefs-i Raziye, ruh beşinci gök katında.
25.000 zikirle Nefs-i Marziye, ruh altıncı gök katında.
33.000 zikirle Nefs-i Tezkiye, ruh yedinci gök katında.
NEFS TEZKİYESİNİN 7 KADEMESİ
1. NEFS-İ EMMARE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1’e 100 derecat
YÛSUF-53: Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...
2. NEFS-İ LEVVAME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1’e 200 derecat
KIYÂME-2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.
3. NEFS-İ MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1’e 300 derecat
ŞEMS-8: Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti.
4. NEFS-İ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1’e
400 derecat
FECR-27: Ey mutmain olan nefs!
5. NEFS-İ RADİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1’e 500 derecat
FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
6. NEFS-İ MARDİYYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1’e 600 derecat
FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
7. NEFS-İ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1’e 700 derecat
FÂTIR-18: ...Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).
Görüyorsunuz, ruhun yükselebilmesi nefsin tezkiyesine bağlı. Nefsin tezkiyesinin yegâne vasıtası zikir.
Nefs tezkiyesi aşağı yukarı 3-4 saat zikri gerektiriyor. Bu 3-4 saatlik zikirle nefsinin mânevî kalbinde %51 nura ulaşıyor kişi. Şeytan artık sadece %49’a tesir edebiliyor. %51 nura şeytan tesir edemiyor. Böylesi bir insan bir kötülükle karşılaştığı zaman, evvelden kalbi %100 karanlıklar içerisindeyken kötülükle karşılaştığı zaman nefsindeki afetlerin kümülatif toplamı o kişiyi de kötülük yapmaya sevk ediyordu. Kötülüğe karşı kötülük yapıyordu, yani kısas tatbik ediyordu. Ama şimdi yedi kademede nefs tezkiyesini yapan kişi artık kötülüğe karşı af diyor. Yani af kimlerin davranış biçimidir? Yedi kademede nefs tezkiyesi yapanların davranış biçimidir.
İşte Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in vazettiği hadîslere baktığımız zaman şunu görüyoruz:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Birr, 69; Tirmizî, Birr, 82.
“...Kul başkalarının hatalarını affettikçe, Allah da onun şerefini yükseltir....”
Yani her zaman Muhterem Efendimiz (S.A.V)’in buyurduğu gibi başkalarını affetmek büyüklüktür.
Hz. Ebû Bekir (R.A):
“Olgun insan affetmeyi borç, iyilik yapmayı farz bilir.”
Evet, yani yedi kademe nefs tezkiyesi.
Mevlânâ’nın sözünü hatırlayın:
“Hamdım, piştim, yandım.”
Bu, pişme dönemini ifade ediyor. Ama yanma da mutlak surette kötülüğe karşı hayırla mukabele etme standardına bizi ulaştırıyor.
Hz. Âişe Validemiz, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in ahlâkını vazederken:
“O kötü sözlü ve çirkin ağızlı değildi. Çarşı pazarda bağırıp çağırmaz, kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Bilâkis bağışlar ve hoş görürdü.”
Yine Hz. Âişe Validemiz:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Hudûd, 42.
Hz. Âişe (R.A) anlatıyor:
“Allah Resûlü, kendisine yapılan bir şeyden dolayı şahsî olarak kimseyi cezalandırmamıştır; ancak Allah’ın yasaklarının çiğnenmesi durumunda Allah için ceza vermiştir.”
Her zaman Efendimiz’in bize anlattığı başka bir kıssa var. Osmanlı döneminde Bursa’da tasavvufu yaşayan tarikat mensupları kafalarını sıfıra vururlarmış. Yine böyle birisi berberde tıraş olurken bir beyzade geliyor, kafasına fiske vuruyor:
“Kabak olgunlaşmadı mı? Kalk buradan, ben tıraş olacağım.” diyor.
Yine ses çıkartmadan kalkıyor.
Ama beyzade tıraş olduktan sonra gidiyor, atına binmek üzereyken at gemi azıya alıyor ve sürüklene sürüklene korkunç şekilde kan revan içerisinde kalıyor.
Berber, kafasını usturaya vuran tasavvuf ehline diyor ki:
“Bu ceza ağır olmadı mı?”
“Bana sorsaydınız.” diyor, “Kesinlikle asla ve asla biz ceza talep etmeyiz. Ama kabağın sahibi kabul etmiyor.”
İşte Allahû Tealâ davranış açısından Câsiye Suresinin 14. âyet-i kerimesinde: “Allah’ın cezalandıracağı kavmi bağışlayın.” Bize düşen aftır.
45/CÂSİYE-14: Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
De ki: “Âmenû olanlara (Allah’a ulaşmayı dileyenlere), Allah’ın günlerini ummayanları (Allah’ın cezalandıracağı kavmi) bağışlamalarını söyle. Çünkü (Allah), kazandıkları şeyler sebebiyle bir kavmi cezalandıracaktır.”