Muhterem Hocam, 14 asırdır süregelen İslâm âlimleri hidayetin doğru yol olduğunu tercüme etmekteler. hidayet, doğru yol mudur, açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, 14 asırdır süregelen İslâm âlimleri hidayetin doğru yol olduğunu tercüme etmekteler. hidayet, doğru yol mudur, açıklar mısınız?
Cevap
"Sevgili kardeşlerim, bu hidayeti ""doğru yol"" olarak tarif edenler dinlerini Kur'ân'dan, Allah'ın emrettiği velî resûl, velî mürşidten öğrenmedikleri için kendi zanlarına tâbî olarak böyle bir tarif yapmışlar. Ama söylenen her neyse mutlaka Kur'ân'la karşılaştırılması lâzım. Kur'ân'a uymuyorsa o doğru değil. Doğrular var; Kur'ân'ın belirlediği hedeflerdir. Yanlışlar var; bu hedeflerden sapan insanların zanlarıdır.
Doğrular; Allah'ın doğruları: Allah'a ulaşmayı dilemek, mürşide tâbîiyet, ruhun Allah'a teslimi (ruhun hidayeti), fizik VÜCUTun Allah'a teslimi (fizik VÜCUTun hidayeti), nefsin Allah'a teslimi (nefsin hidayeti), ihlâs ve iradenin Allah'a teslimi (iradenin hidayeti) olarak Kur'ân'da yer alıyor. Yanlışlar da; şeytanın insanlara kabul ettirdiği zanlardır.
DOĞRULAR (ALLAH’IN DOĞRULARI) 1. RÛM 31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O’na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. ANKEBÛT 5 Kim Allah’a mülâki olmayı (hayattayken Allah’a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah’a ulaşacaktır). … 2. MÂİDE 35 Ey âmenû olanlar; Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na ulaştıracak vesileyi isteyin. … BAKARA 256 ... Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. ... 3. RA’D 21 Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar. … BAKARA 120 ... “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” ... ÂLİ İMRÂN 73 ... “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır) ... 4. NİSÂ 125 Ve hanif olarak Hz. İbrâhîm’in dinine tâbî olmuş ve vechini (fizik VÜCUTunu) Allah’a teslim ederek muhsin olan kimseden, dinen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz. İbrâhîm’i dost edindi. 5. NİSÂ 103 Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah'ı zikredin! … ÂLİ İMRÂN 191 Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah'ı zikrederler. … 6 — BEYYİNE 5 Ve onlar, Allah için hanifler olarak dinde halis kullar olmaktan ve namazı ikame etmekten ve zekatı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar... BAKARA 186 ...Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar). 7 — BAKARA 132 Ve, İbrâhîm (a.s) onu (Allah’a teslim olmayı) kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yâkub (a.s) da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dini sizin için seçti. Artık siz, Allah’a teslim olmadan ölmeyin.” diye (vasiyet etti). ÂLİ İMRÂN 102 Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı “O’nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah’a) teslim olmadan ölmeyin!
YANLIŞLAR (YALANLAR / ŞEYTANIN BİZE KABUL ETTİRDİĞİ ZANLAR) 1. YÛNUS 7 Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah’a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. YÛNUS 8 İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). 2. KEHF 17 … Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah’a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz. KASAS 50 … Allah'tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? … 3. RA’D 25 … Allah’ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah’a teslim etmezler). Ve Allah’ın, O’na (Allah’a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah’a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar … A'RAF 30 …bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah'tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar). 4. MÂİDE 79 Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü ... ŞEMS 10 Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır. 5. A‘LÂ 11 Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek). 6. ÂLİ İMRÂN 110 ... Allah'a îmân ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îmân etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü'mindir ve onların çoğu da fâsıklardır. ÂLİ İMRÂN 119 …Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar... 7. HACC 8 Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Ben size iki emanet bırakıyorum; bunlardan bir tanesi Allah’ın kitabı, ehlibeytim. Allah’ın kitabı, sünnetim.”
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Sünen-i Tirmizî C.5, S.663 “Sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum; onlara sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz; Allah’ın kitabı Kur’ân ve Ehl-i Beyt’im.” “Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın Kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberi’nin sünnetidir.”
İster A şeklinde, ister B şeklinde. dinin iki kaynağından birincisi Allah’ın kitabı. Ve bu kitabı da her devirde açıklayan, Allah’ın tasarrufunda olan devrin imamıdır.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.”
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21) Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57. Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu “Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.” “Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELÎNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”
Öyleyse Resûlullah'ın (S.A.V) beyan ettiği; en hayırlı olan, Kur'ân'ı öğrenen, Allah'tan öğrenen ve öğretenden hidayetin ne olduğunu öğrenmemiz lâzım. O da hidayeti Kur'ân âyetleriyle bize açıklıyor.
Bakara 120'de: ""Yahudiler ve Nasraniler senden razı olmazlar, onların dinine tâbî olmadıkça.""
Mesela Bakara 111’de: Yahudiler diyorlar ki, “Yahudi olmadığı için kimse cennete giremez.” Hristiyanlar da: “Hristiyan olmadığı için kimse cennete giremez.”
2/BAKARA-111 Ve kâlû len yedhulel cennete illâ men kâne hûden ev nasâr(nasârâ), tilke emâniyyuhum kul hâtû burhânekum in kuntum sâdikîn(sâdikîne). Ve dediler ki: “Cennete yahudi veya hristiyan olan kimselerden başkası asla girmeyecektir.” Bu, onların emaniyyesidir (zan ve kuruntularıdır). “Eğer siz sadıklar iseniz delillerinizi getirin.” de.
Allahû Tealâ: “Bu onların zanlarıdır, bu onların emaniyyesidir, zan ve kuruntularıdır. Eğer siz sadıklardansanız delillerinizi getirin.”
İşte Bakara 120’ de de aynı şekilde Allahû Tealâ buyuruyor ki, Allah’ın hidayet tarifi: ""Allah’a ulaşmak var ya işte o hidayettir.""
2/BAKARA-120 Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin). Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.” Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
Öyleyse Allahû Tealâ hidayetin, ruhun Allah'a ulaşması olduğunu açıklıyor.
Eğer bu sana gelen ilim, yani Allah'ın hidayet tarifi: hidayetin ruhun Allah'a ulaşması olduğunu; dünya hayatında Allah'a ulaşması olduğunu, o ilim sana geldikten sonra eğer onların hevasına tâbî olursan, ""Hayır, hidayet doğru yoldur; dünya hayatında kimse Allah'a ulaşamaz; ruh candan çıkınca kişi ölür, o zaman senin için böyle."" dediğin zaman, senin için bir velî ve yardımcı yok.
Hidayet doğru yol mudur? Hayır. Hidayet bu âyet-i kerimede bildirildiği gibi, insan ölmeden evvel insan ruhunun Allah'a ulaşmasıdır.
Öyleyse Allahû Tealâ Kur'ân-ı Kerim'de hidayeti ruh açısından nasıl tarif ediyorsa, bizim de aynen onu kabul etmemiz söz konusu. Kendi zannımıza tâbî olmamız doğru değil.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor: ""En hayırlınız Kur'ân-ı Kerim'i öğrenen ve öğretendir.""
Zanlarına tâbî olanlar, Kur'ân-ı Kerim'in Arapçasını öğrenen, okuyan, okumasını öğrenen, öğretenler çevirmişler ve bugün bu insanlar; Kur'ân-ı Kerim'i tecvitle öğrenmişler, tecvitle öğretiyorlar ve ""En hayırlı biziz."" diyorlar. Şimdi bunu bu şekilde yapan insanların, 14 asır evvel sadece ne vardı? Kur'ân vardı ve Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) vardı.
Âl-i İmran 73’te de: “De ki: hidayeti Allah’a ulaşmaktır.”
2/BAKARA-73 Fe kulnâdribûhu bi ba’dıhâ kezâlike yuhyîllâhul mevtâ ve yurîkum âyâtihî leallekum ta’kılûn(ta’kılûne). Bunun üzerine Biz: “Onun (ineğin) bir parçasıyla ona (öldürülen adama) vurun.” dedik. (O zaman ölen kişi dirilip katilini söyledi). Allah, işte böyle ölüleri diriltir ve size âyetlerini (kudretini) gösterir. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz.
Öyleyse Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de hidayeti ruh açısından nasıl tarif ediyorsa, bizim de aynen onu kabul etmemiz söz konusu. Kendi zannımıza tâbî olmamız doğru değil.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) buyuruyor: “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim’i öğrenen ve öğretendir.”
Zanlarına tâbî olanlar, Kur’ân-ı Kerim’in Arapçasını öğrenen, okuyan, okumasını öğrenen, öğretenler çevirmişler ve bugün bu insanlar; Kur’ân-ı Kerim’i tecvitle öğrenmişler, tecvitle öğretiyorlar ve """"En hayırlı biziz.” diyorlar. Şimdi bunu bu şekilde yapan insanların, 14 asır evvel sadece ne vardı? Kur’ân vardı ve Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) vardı.
Bakın ne diyor Allah Resûlü: ""Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Kur'ân okuyacaklar fakat Kur'ân feyzi onların boğazlarından öteye geçmeyecektir; yalnız dilde kalacaktır. Nitekim onlar okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar, bir daha da ona dönmeyeceklerdir. İşte bütün insanların ve hayvanların en kötüsü bunlardır. Bir zamanlar gelecek; Kur'ân'ın ismi, İslâm'ın ismi kalacak; mescitleri dışarıdan mamur olacak, içindeki insanlarda hidayetten eser olmayacak. O gün yaşayan âlimler gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrlileri."" Bakın, bütün insanların ve hayvanların içerisinde en kötüsü bunlardır.
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Müslim:1067 ""Şüphesiz ki benden sonra ümmetimden bir zümre gelecektir. Onlar Kur’ân okuyacaklar. Fakat Kur’an’ın feyzi onların boğazlarından öteye geçmeyecektir (Yalnız dilde kalacaktır). Nitekim onlar, okun avı delip geçtiği gibi dinden çıkacaklar, bir daha da ona dönemeyeceklerdir. İşte bütün insanların ve hayvanların en kötüsü bunlardır.""
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Beyhaki; Son Zamanlarla İlgili hadîsler, s. 24 ""Bir zamanlar gelecek, Kur’ân-ı Kerim’in resmi, İslâm’ın ismi kalacaktır. İnsanlar İslâmî isimlerle anılacaklar ama İslâm’dan en uzak kişiler olacaklar. Mescidlere dışarıdan bakıldığı zaman mamur ama içindeki insanlara bakıldığı zaman, kalplerinde hidayetten eser olmayacak. O gün yaşayan âlimler, gök kubbenin altında yaşayan insanların en şerrrlileridir. Fitne onlardan çıkmıştır ve tekrar onlara dönecektir.""
Kimler bunlar? Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mani olan insanlar. "