Muhterem Hocam, Ahzâb Suresinin 70. âyet-i kerimesindeki “sedîd” ifadesinin mürşide tâbiiyetle bir bağlantısı var mıdır?
Soru
Muhterem Hocam, Ahzâb Suresinin 70. âyet-i kerimesindeki “sedîd” ifadesinin mürşide tâbiiyetle bir bağlantısı var mıdır?
Cevap
"Muhterem Efendimiz'in tefsirinde bu âyet, Allah’a karşı takva sahibi olmayan fakat Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde takva sahibi olacak kişilerden bahsetmektedir. Yani kişi âmenûdür, ama takva sahibi değildir. Âmenû olması halinde, o kişinin takva sahibi olacağı da belirtiliyor. Âmenû olanlardan kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi takva sahibi olmuştur. Burada ifade edilen istek, Allah’a ulaşmaya vesile olanı Allah'tan istemektir. Yani kişi, Allah’a ulaşmaya vesile olanı (mürşidi Allah'tan) talep eder ve kişiyi ikinci takvaya götürür. Kişi Allah’a ulaşmayı dilediği takdirde Allah'ın mutlaka ruhunu Kendisine ulaştıracağına kesin olarak inanırsa, Allahû Tealâ mutlaka ona mürşidini gösterir.
Bütün mürşidler, Allah’a ulaştırmaya vesiledir. Allah’a ulaştıran ise sadece devrin imamıdır. En alt seviyedeki mürşidden devrin imamına kadar, devrin imamı hariç, bütün irşad kademeleri Allah’a ulaştırmakla vazifeli olan devrin imamına bağlıdır. Bir insanın bulunduğu yere en yakın olan mürşid, Allah ona gösterecektir. Bu mürşid de olabilir, mürşidin vekili de olabilir, hatta vekilin vekili de olabilir. Eğer ilk tâbî olunan yetkinin sahibi değilse, kendisine ulaşan kişiyi, gerçek anlamda el öptürme yetkisine sahip olana, mutlaka ulaştıracaktır.
33/AHZÂB-70 Yâ eyyuhâllezîne âmenûttekullâhe ve kûlû kavlen sedîdâ(sedîden).
Ey âmenû olanlar, Allah’a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin!
Doğru sözün söylenmesi kişinin mürşide tâbîiyetiyle gerçekleşir. Çünkü doğru sözü söyleyen mürşiddir. Mutlaka o kişinin mürşidine tâbî olması lazım. Allah razı olsun."