Muhterem Hocam, ailemle aram çok kötü. Haramlardan yani günahlardan kurtulamıyorum. Bir kere düşüyor, toparlanıyorum ama tekrar aynı günaha sarılıyorum. Ne yapmalıyım?

Soru

Muhterem Hocam, ailemle aram çok kötü. Haramlardan yani günahlardan kurtulamıyorum. Bir kere düşüyor, toparlanıyorum ama tekrar aynı günaha sarılıyorum. Ne yapmalıyım?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî diyor ki: “Akıl günde 100 kere tövbe eder ama nefs 500 kere tövbeyi bozar.”

Nefsin afetleri var olduğu süre içerisinde bizim tövbemize sadık kalmamız imkânsız. Allahû Tealâ da Kur’ân-ı Kerim’de üç çeşit tövbeden bahsediyor. Tövbe, yaptığımız günahlardan pişmanlık duyarak bir daha yapmamak talebi ve azmidir.

Kişi tek başına tövbe ettiği zaman Allahû Tealâ’nın bir kabul garantisi yok. Dilerse kabul eder ama kabul etmek gibi bir garanti Allahû Tealâ Kur’ân’da zikretmemiş.

Ama kim mürşid önünde 12 tane ihsanla tövbe ederse Allahû Tealâ dört âyet-i kerimede bunun kabul garantisini ifade ediyor:

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAK 4 ÂYET

1. NİSÂ-64 Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

2. HÛD-112 Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.

NİSÂ-80 Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.

3. MUMTEHİNE-12 Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile…

4. FURKÂN-70 Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir…

Şu anda her kavmin içerisinde o kavmin insanıyla Allah’ın velî resûlleri var mı? Var. Nereden biliyoruz? Kur’ân-ı Kerim’deki âyet-i kerime bunu bize ispat ediyor. Mü’minûn Suresinin 44. âyet-i kerimesi:

23/MUMİNÛN-44 Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).

Sonra Biz, resûllerimizi art arda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü’min olmayan kavim (Allah’ın rahmetinden) uzak olsun.

Öyleyse her kavmin içerisinde o kavmin insanıyla şu anda tebliğ yapanlar var. Ve eğer Allahû Tealâ bu resûlleri boşuna göndermedik, insanlar itaat etsin diye gönderiyoruz diyorsa o zaman 7 tane âyet-i kerimede resûller Allah’a davet ediyor:

KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESUL GÖNDERMESİDİR

1. NİSÂ – 165 (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.

2. İBRÂHİM – 4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi’dir.

3. NAHL – 36 …Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu...

4. İSRÂ – 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

5. TÂHÂ – 134 Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: ""Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece bize de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbîi olsaydık.""

6. KASAS – 47 ... ""Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbi olur ve mü'minlerden olurduk."" diyecek olmasalardı (seni Nebi-Resûl olarak göndermezdik).

KASAS – 59 Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı.

7. ZUMER – 71 ... ""Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?"" dediler ki: ""Evet."" Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

MULK - 8-9 ... onun bekçileri ... ""Size nezir gelmedi mi?"" diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

Bunun gibi mutlak surette resûlün tebliğine muhatap oluyor insan. Tebliğe muhatap olmayan hiç kimse kalmıyor. Eğer olay buysa o zaman mutlak surette Allah’ın resûlü geliyor, onlara tebliğ yapıyor ve onların kurtuluşa ulaşması babında tâbiiyetin olmasını söylüyor. Çünkü nefs tezkiyesi mürşide tâbiiyetledir. Mürşide tâbiiyet olduğu zamandır ruhumuz bizden Sıratı Mustakîm’e ulaşıyor. Mürşide tâbî olduğumuz zaman kalbimize îmân yazılıyor. Mürşide tâbî olduğumuz zaman nefs tezkiyesi gerçekleşiyor.

Burada söylediğim üç şarttan bir tanesi kalbe îmânın yazılması ve de mürşide tâbî olduğumuz zaman nefs tezkiyesine başlamamız. Çünkü:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Taharet 1, Darimi, Vudu 2; Müsned 5/342,344; Acluni, Keşf-ul Hafâ 291

“En nezafetu min’el iman”

“Temizlik imandan gelir.”

hadîsi gereğince îmân kalbe yazılmazsa kişi mürşide tâbî olsa da nefs tezkiyesi olmaz. Nefs tezkiyesinin olabilmesi için üç şart lâzım. Bir: Kalbe îmânın yazılması. İki: Ruhun vücudumuzdan ayrılıp Sıratı Mustakîm’e ulaşması. Üç: Nefs tezkiyesine başlamamız, yani Allah’ı zikretmeye başlamamız. İşte bunlarla ancak kişi yavaş yavaş nefsin manevî kalbindeki o karanlıklar, afetler nura dönüşüyor.

MÜ’MİN OLMANIN 7 İNANÇ ŞARTI

1. Allah’a inanmak. BAKARA - 285

2. Meleklerine inanmak. BAKARA - 285

3. Allah’ın kitaplarına inanmak. BAKARA - 285

4. Resûllerine inanmak. BAKARA - 285

5. Ruhun ölmeden evvel Allah’a ulaştırılmasına inanmak. RA’D - 21

6. Hayrın Allah’tan, şerrin insanın nefsinden olduğuna inanmak. NİSÂ - 79

7. Ba’su ba’del mevt’e, ölümden sonra tekrar canlandırılacağınıza inanmak. BAKARA - 28, 56

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYEN KİŞİNİN 7 KALP ŞARTI

1. Kalpteki ekinnet alınır. EN’ÂM - 46

2. İhbat konur. HACC - 54

3. Kalp Allah’a döndürülür. KAF - 33

4. Kalbe giden nur yolu açılır. EN’ÂM - 125

5. Kalbin mührü açılır. ZUMER - 22

6. Kalpteki küfür kelimesi alınır. EN’ÂM - 46

7. Kalbe îmân yazılır. MUCÂDELE - 22

7 Nİ’MET

1. Devrin imamının ruhu gelir. MU’MİN - 15

2. Kalbe îmân yazılır. MUCÂDELE - 22

3. Günahlar sevaba çevrilir. FURKÂN - 70

4. Ruh vücudu terk eder. NEBE - 39

5. Fizik vücut Allah’a kul olmaya başlar. RA’D - 36

6. Salih amel (zikir) başlar. ZUMER - 23

7. İradenin güçlenmesi. BAKARA - 257

Bu tövbedir ki, mürşid önünde yapılan tövbedir ki tövbe garantisini Allahû Tealâ veriyor. Ve daha sonraki noktalarda kötü alışkanlıkları kişi bırakmak isteyince yavaş yavaş şeytanın üzerimizdeki tesiri azalıyor. Çünkü ruh Allah’ın Zat’ına ulaşana kadar şeytanın artık bizimle ilişkisi yok. Allahû Tealâ söz vermiş: “Ben onun ruhunu Kendime ulaştıracağım.” Öyleyse ruhumuz Allah’a ulaşana kadar şeytan tatilde, bizimle uğraşamaz.

Ama yaptığımız zikirlerle de devamlı Allah’ın katından iki çift nurun gelmesiyle kalbimiz nurlanmaya başlar. Kalbimizin nurlanması, şeytanın üzerimizdeki etkisinin daha sonra azalacağının ifadesidir.

Ve o noktadan itibaren ne diyelim? Kabul edelim ki kötü alışkanlığı olan bir kişi sigara kötü alışkanlığına sahip olsun. Bu noktadan itibaren hem zikrini yapar hem de hacet namazıyla Allah’tan bu konuda yardım isterse, Rabbimizden yardım isterse muhtemeldir ki Rabbimizin kabul edeceği ve yavaş yavaş o kişi kendisinde beğenmediği birtakım davranışlar, kötü alışkanlıklardan Allah’ın yardımıyla bir bir kurtulabilir.

Ama Allah’a ulaşmayı dilemedikçe, mürşidine tâbî olmadıkça “Ben işte bunu bırakmak istiyorum, şunu bırakmak istiyorum.” ne yazık ki öyle değil. İnsan acziyet içindedir. Aciz olan bu varlığın güçlü olabilmesi, kendisindeki birtakım kötü alışkanlıklardan kurtulabilmesi ancak Allah’ın yardımıyladır. Nitekim Zumer Suresinin 54. âyet-i kerimesinde Allah şöyle buyuruyor:

39/ZUMER-54 Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).

Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

Öyleyse teslimlerimizi gerçekleştirebilmek ancak Allah’ın yardımıyladır. Ama bunun başlangıç noktası bir dilektir. Kişinin kalpten Allah’a ulaşmayı dilemesi. Kısacası Allah’tan yardım istemek, Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Çünkü Allah’a ulaşmayı dilemezseniz zikri artırsanız dahi o zikrin size bir faydası yok.

Öyleyse Allah’ın yardımını alabilmek için mutlaka kalben Allah’a ulaşmayı dilemek lâzım. Arkasından nefs tezkiyesiyle o zaman yavaş yavaş kişi kötü alışkanlıklardan, yanlışlardan kurtulabilir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 18 Ekim 2026Son güncelleme: 18 Ekim 20268 dk okuma0