Muhterem Hocam, Allah’a inanan, îmân sahibi olan herkes hidayete erer mi?

Soru

Muhterem Hocam, Allah’a inanan, îmân sahibi olan herkes hidayete erer mi?

Cevap

Aslında suali şöyle sormak lâzım. Allah’a inanan herkes hidayete erer mi? İnanmak, kişiyi inanç sahibi kılıyor ama îmân sahibi kılmıyor. Allah ile olan ilişkilerimizde bu sualin cevabını aramak durumundayız. Allah’a îmân etmek bir insanı hidayete erdirir mi? Yani Allah’a inanmak…

İşte Müslümanlara baktığımızda hepsi de Allah’a inanıyorlar. Hristiyanlara bakıyoruz, Yahudilere bakıyoruz, Allah’a inanıyorlar. Ve Müslümanlara bakıyoruz Allah’a inanıyorlar ve insanlar diyorlar ki: “Madem biz Allah’a inanıyoruz, îmân sahibiyiz, öyleyse Allah bizi hidayete erdirecek.”

Ama Allahû Tealâ hidayete ermemiz için sadece Allah’a inanmayı yeterli görmüyor. Allah’a inanan kişinin mutlaka Allah’a ulaşmayı dilemesini de emrediyor. Yani:

1. Allah’a inanmak, hidayete ermek için yeterli değil.

2. Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasına inanmak, hidayete ermek için yeterli değil.

3. Farz olduğuna inanmak, hidayete ermek için yine yeterli değil.

Mutlaka o kişinin iradesini kullanması lâzım. Yani Allah’a ulaşmayı dilemesi gerekir.

Allahû Tealâ bütün insanları üç vücut ve serbest iradeyle yaratmış. Ruhu Allahû Tealâ Zat’ından bize üfürmüş.

32/SECDE-9: Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(efidete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).

Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem'î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.

Fizik vücudu, bu zahirî hayatı, dünya hayatını yaşayabilmemiz için bize bir fizik beden bahşetmiş.

15/HİCR-26: Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).

Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.

Nefs, berzah âlemine ait olan bir vücudumuzdur.

91/ŞEMS-7: Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.

Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).

Bütün bunların en üst noktasında ruhumuzun da, fizik vücudumuzun da, nefsimizin de Allah’ın emrettiği şekilde kullanılabilmesi irademizin Allah’ın emrinde olmasına bağlıdır. İrade için hedef ne?

İrade için 1. hedef ruhun Allah’a ulaşması.

İrade için 2. hedef fizik vücudun Allah’ın Kur’ân’da vaz ettiği bütün emirlere itaat etmesi, yasak olan fiilleri işlememesi.

İrade için hedef kalpteki 19 âfetin temizlenmesi.

Hedef budur. Ve sonunda da sahibine, Allah’a teslim olmasıdır.

İşte bütün insanlar için hedef teslim i küllî ile Allah’a teslim olmaksa, bunun birinci etabı nefs tezkiyesiyle ruhun Allah’a ulaşması, ikinci etabı nefs tasfiyesi ile iradenin Allah’a teslimidir.

Ama tekrar ediyoruz. Allah’a inanmak, hidayete ermek için, ruhun Allah’a ulaşması için yeterli değil. Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasına inanmak yine yeterli değil. Farz olduğuna inanmak, farz ama yeterli değil. Mutlaka o farzı yerine getirmek gerekir. 12 tane farz emirle ruhumuzun dünya hayatında ruhun Allah’a ulaşmasını Allah üzerimize farz kılmış. “Bunu dünya hayatında gerçekleştirin.” diyor.

ÖLMEDEN ÖNCE RUHUN ALLAH’A ULAŞTIRILMASI 12 DEFA FARZ

(İlk üç âyeti kerime; Nisâ-58, Mâide-7, Enâm-152, ruh ile birlikte fizik vücut ve nefsin de Allah’a teslimini farz kılar.)

1. 4/NİSÂ-58: Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder....

2. 5/MÂİDE-7: Allah’ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misâkınızı hatırlayın...

3. 6/EN'ÂM-152: ...Allah’ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti.

4. 10/YÛNUS-25: Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

5. 13/RA'D-21: Ve onlar Allah’ın (ölümden evvel), Allah’a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O’na (Allah’a) ulaştırırlar...

6. 30/RÛM-31 O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

7. 31/LOKMÂN-15: ... Bana yönelenlerin (ruhunu Allah'a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır...

8. 39/ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.

9. 42/ŞÛRÂ-47: Rabbinize icabet edin, Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur.

10. 51/ZÂRİYÂT-50: Öyleyse Allah’a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O’ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim.

11. 73/MUZZEMMİL-8: Ve Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kesilerek O’na ulaş.

12. 89/FECR-28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

HADİS-İ ŞERİF:

Kaynak: Acluni keşfü’l hafa c2.shf 291 (2669) - 14. Basamak

“Ölmeden evvel ölün, Allah’a dönün ki; (ölmeden önce ruhunuzu Allah’a ulaştırınız ki, teslim ediniz ki) Allah size 10'dan 700'e kadar artan yardımlarda bulunsun.”

İşte kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse Allah onu hidayete erdiriyor. Ama Yûnus Sûres'nin 7 ve 8. âyetlerinde: Kim Allah’a ulaşmayı dilemezse, o zaman Allah’a ulaşmayı dilemeyenler, dünya hayatını dileyenlerdir ve onlar kazançları sebebiyle gideceği yer cehennemdir. Hiçbir zaman kurtuluşa ulaşması mümkün değil.

10/YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).

Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.

10/YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).

İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir.)

İşte Kur’ân-ı Kerîm’de bunu Allahû Tealâ söylüyor: “Dilleriyle îmân edenler ama kalpleri îmân etmeyenler…” Çünkü Allahû Tealâ kalpteki talebi yerine getiriyor. Ama kişinin talebi var fakat dilinde, dili kalbe indirmemiş. Dili kalbe indirmediği zaman bir insanın dilinden Allah’a ulaşmayı dilemesi hiç kimseyi hidayete erdirmemiştir. Ama o dili kalbe indirdiği zaman Allahû Tealâ daima kalpteki talepleri yerine getiriyor.

DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLMAYANLAR

Mâide-41: Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip, kalpleri îmân etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin.

Hucurât-14: Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah’a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi...

Ali İmran-167: ...onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar...

Fetih-11: Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar...

Munâfıkûn-1: ...“Biz şehadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah’ın Resûl’üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl’ü olduğunu biliyor. Ve Allah şehadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar.

Hadîs-i Şerîf: “...Bu kimsenin soyundan öyle bir kavim türeyecek ki, onlar Kur’ân’ı okuyacaklar fakat Kur’ân’ın tatlılığı onların gırtlaklarından öteye geçmeyecek...”

Müslim 1064/143, Buharî 6123, 6124, Ebu Davud 4764

DİLİNİN SÖYLEDİĞİ KALBİNDE OLANLAR

Bakara-45: Sabırla ve namazla istiane isteyin. Ve muhakkak ki o huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.

Bakara-46: Onlar ki, Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına ve O’na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar.

En’âm-125: Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah’a) teslime açar.

En’âm-36: (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem’î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir...

Enfâl-29: Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan sahibi kılar! Ve sizden günahlarınızı örter ve size mağfiret eder.

Hacc-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidâyet edendir.

Kaf-33: Gaybda Rahmân’a huşû duyanlar ve münîb (Allah’a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah’ın huzuruna) gelenler (için)...

Evet, Allahû Tealâ daima kalpteki talepleri yerine getiriyor.

İşte Mâide 41: “Ey Resûl! Ağızlarıyla îmân ettik deyip kalpleri îmân etmeyenler…” Dilleriyle îmân ediyor ama kalbine baktığı zaman dilin söylediği kalbinde yok.

Hucurât 14: “Biz de âmin olduk.” Allahû Tealâ: “Hayır, siz âmenû olmadınız.” diyor. “Dilinizle söylediniz ama kalbinize îmân girmedi.”

Âli İmrân 167: “Onlar îmândan çok küfre yakındırlar.” diyor.

Fetih 11: “Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar.”

Münâfikûn sûresinde: “Biz şehadet ederiz muhakkak ki sen gerçekten Allah’ın resûlüsün.” Yani “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” diyorlar münâfıklar. Ama Allahû Tealâ bunların dillerinin söylediğinin kalplerinde olmadığını söylüyor.

“Muhakkak ki Allah senin gerçekten Kendisi’nin Resûl’ü olduğunu biliyor ama Allah şehâdet eder ki münafıklar gerçekten yalan söylüyorlar.”

Ve görüyoruz ki sadece dille söylemek yeterli değil. Mutlaka dilin kalbe inmesi gerekir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20267 dk okuma2