Muhterem Hocam, Allah’a ulaşmak ne demektir? Buna nasıl niyet edilir?
Soru
Muhterem Hocam, Allah’a ulaşmak ne demektir? Buna nasıl niyet edilir?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, eğer Kur’ân aynasından kendinize bakacak olursanız, Allahû Tealâ tüm insanları, bay ve bayanları bu dünya hayatını yaşayabilmesi için bir fizik bedenle halk etmiş. Hicr 26’da bunu açıklıyor. Bu biyolojik bedenimizdir.
HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Bu üç vücudumuza baktığımız zaman, "halaka" fiiliyle Benî Âdem, Âdem (A.S)’ın zürriyeti, fizik bedeni yarattığını söylüyor. Ve biz bu fizik bedenle bu dünya hayatını yaşıyoruz.
Ama fizik bedenin içerisinde iki vücudumuz daha var. Berzah âlemine ait olan nefsimiz. “Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.”: “Biz insanı bir nefsle dizayn ettik." Nefsin manevî kalbinde de 19 tane hastalık var. Öyleyse içimizde hasta bir nefsin de sahibiyiz.
ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun)
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilalar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
Ama bir de doğar doğmaz, fizik vücut ve nefs ikisi birlikte dünyaya gelir gelmez Allahû Tealâ Zat’ından ona ruh üfürüyor. Ruh da 19 tane hasletle mücehhez, Allah’ın emrinden.
SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
Öyleyse bir denge varlık olarak dünyaya geliyoruz, ruhu dengeleyen fizik vücut ve nefstir. Fizik vücut ve nefs negatif kutbu, ruh da pozitif kutbu ifade ediyor. Ya negatif kutup aklı ikna edecek, kişi şerr işleyecek veya pozitif kutup aklı ikna edecek, kişi hayır işleyecek.
Başlangıçta denge söz konusu. Ruh, fizik vücut ve nefs dengesi. Ama bir de bu bulunduğumuz dünyada şeytan devreye giriyor ve nefsin afetlerine %100 tesir ediyor. Eğer mürşid devreye girmezse o zaman kesinlikle o kişinin şeytanın pençesinden kendisini kurtarması mümkün değil.
Allah’a ulaşan ruhumuzdur. Ama ruhumuzun aklı ikna edebilmesi için mutlaka iradenin de devreye girmesi lâzım. İşte bir kenarı ruhumuz, diğer kenarı irade ve akıl, bu durumda akıl pozitif ortamda şuurlanır. Aklın mürşidle pozitif istikamette şuurlandığını görüyoruz; öyleyse mürşid, akıl ve serbest irade.
Akledebilmemiz için Mülk Suresinin 8, 9, 10. âyet-i kerimelerinde mürşidi işitmek gerekiyor. “Size nezir gelmedi mi?”, "Geldi" itiraf ediyorlar, “Ama biz onları yalanladık.”
67/MULK-8 Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
(Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu.
67/MULK-9 Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Yalanlayan kim? Şeytan. Şeytan afetlere tesir ediyor, bu afetlerin tesiri altında nefsle birlikte aklı kandırıyorlar. Ama sonra"Eğer işitseydik, mürşidi işitseydik ve akletseydik, itaat etseydik bugün cehennemde olmazdık." diyorlar. Öyleyse kişinin kurtuluşa ulaşabilmesi için mutlaka mürşide itaat gerekli.
Davete icabet etmeyenler Allah ve Resûl’üne âsi olmuştur, bunlar davete icabet etmeyen, daveti kabul etmeyenler. Mürşid onları ruhun Allah’a ulaşmasına davet ediyor. Ama daveti kabul etmeyenler Allah ve Resûl’üne âsi oluyorlar.
Allah ve Resûl’ü, mürşidi ifade ediyor. O zaman "Eğer işitseydik, akletseydik bugün cehennemde olmazdık." diyorlar. Cehennemlikler hepsi bu dizayn içerisinde.
“İrademi bu yolda nasıl kullanacağımı bilmiyorum.” İradeni mürşidin daveti istikametinde kullanacaksın. Kullanırsan doğru kullanmış olursun.
“Namaz bana ağır geliyor.” Tamam ama sen eğer davete icabet edersen namazı Allah sana sevdirecek.
“İbadetlerimde devamlılık sağlayamıyorum.” Evet ama eğer sen Allah’a ulaşmayı dilersen, mürşidine tâbî olursan o zaman ibadetlerinde de devamlılık sağladığını göreceksin.
“Bu durumda ne yapmam lâzım?” Bu durumda mürşidin davetini kabul etmen lâzım.
Hadîs-i şerifte: “Allah’ın davetine icabet etmeyen, Allah’ın Resûl’üne âsi olmuştur.” Hadîs-i Şerif bu:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: (Buhari, Nikâh 71, 74; Müslim, Nikâh 103, (1429); Tirmizi, Nikâh 11, (1098))
"Allah’ın davetine icabet etmeyen, Allah’ın resûlüne âsi olur."
Davete icabet etmeyen Allah’ın Resûl’üne âsi olur. Resûl’e âsi olan... Ne diyordu Mümtehine 12’de? “Ma’ruf bir iş konusunda sana âsi olmamak üzere.” Öyleyse Resûl onları Allah’a davet ediyor. Ama daveti kabul etmeyenler ma’ruf, irfan konusunda Resûl’e isyan edenlerdir. Onlar bu dünyada da mutlu olamazlar, ahirette de mutlu olamazlar.