Muhterem Hocam, Allah'a ulaşmayı dilemeden neden cennete girmemiz mümkün değil, açıklayabilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, Allah'a ulaşmayı dilemeden neden cennete girmemiz mümkün değil, açıklayabilir misiniz?
Cevap
Yaratılışımıza baktığımız zaman Allahû Teâlâ şu Zahirî âlemi yaşayabilmemiz için bir fizik beden, Berzah âlemine ait olan bir nefs ve Allah'ın Zat'ından üfürülen bir ruhumuz var.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilâlar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
SECDE-9 Summe sevvâhu ve nefeha fîhi min rûhihî ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel efidete, kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem’î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
Fizik vücut Allah'a ulaşmaz. Nefs de Allah'a ulaşmaz. Ama ruh Allah'ın bizde bir emaneti ve bizde temsilcisidir. Muhtevasında 19 tane haslet var, Allah'ın emrinden. Şimdi ruh amir, fizik vücut şahit, nefs de memur. Memur daima amirin emrine itaat etmeli. Memur, muhtevasındaki 19 tane afet sebebiyle ve de şeytanın bu afetleri azdırmasıyla devamlı amire isyan ediyor. Ruh sevmemizi istiyor, memur nefret ediyor. Ruh (amir) îmân ediyor, nefs küfrediyor. Ruh (amir) doğruluğu söylüyor, nefs hep yalan söylüyor. Birbirinin zıttı. Ama değişmesi gereken ruh değil. Allah'ın değişmesini istediği nefstir.
Öyleyse ruhun talebi 19 haset itibariyle dünya hayatında sahibi olan Allah'a ulaşmak, teslim olmak. Ama nefs şeytanın tesiri altında buna engel oluyor. Nefsin değişmesi lâzım. Neye göre? Ruha göre. Fizik vücut Allah'a ulaşmaz, nefs Allah'a ulaşmaz ama ruh Allah'a ulaşır. Kişi, ruhun talebine uyar da Allah'a ulaşmayı dilerse, o zaman ruh, akıl ve irade üçü birden neye karşı mücadele edecektir? Nefse ve şeytana karşı.
O zaman bir tarafta ikili var, bir tarafta üçlü var. Ruh, irade ve akıl... İrade nefsin afetlerine karşı koyan güçtür. Akıl da karar organıdır. O zaman karar organı olan akıl fizik vücudu ruhun talebi istikametinde kullanır. O zaman kişi Allah'a ulaşmayı dilemediği takdirde, âyetlerde bildirildiği gibi yapılan amellerin hepsi boşa gidiyor. .
Örneğin Kehf Suresinin 103, 104 ve 105. âyet-i kerimelerinde çok güzel amel yaptıklarını sananlar (onlar kâfirler), likâallahı inkâr ettikleri için ameller boşa gidiyor. Ama öbür taraftan likâallahı dileyen, takva sahibi olan kişi hiçbir cennetlik ameli yoksa, Enfâl 29'a göre Allah onun günahını örtüyor ve cennete gidiyor.
18/KEHF-103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen).
De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
18/KEHF-104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an).
Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen).
İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zül fazl-ı azîm(azîm).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl-ı azîm sahibidir.
Öyleyse gerçekten kurtuluş, ruhun talebine uyarak Allah'a ulaşmayı dilemekte, geri kalan irade; Nefsin afetlerine karşı koyan güç ve akıl da verdiği kararla ruhun emrini yerine getirmek istikametinde fizik bir harekete geçirirse kişi hayır işler, şerr işlemez ve o bu sırada, bu noktada kişi kurtuluşa ulaşır.