Muhterem Hocam, Allah’a ulaşmayı dilemek konusunda, Allah’a ulaşmak en güzel yoldur. O yola gitmeyenin inancı yoktur. Peygamberini bilmez, Allah’ı bilmez. Dînle alâkası yoktur. All

Soru

Muhterem Hocam, Allah’a ulaşmayı dilemek konusunda, Allah’a ulaşmak en güzel yoldur. O yola gitmeyenin inancı yoktur. Peygamberini bilmez, Allah’ı bilmez. Dînle alâkası yoktur. Allah’a ulaşmayı dilemek, içimizdeki Allah inancının bir göstergesi midir?

Cevap

Allah’ın bir farz emrinin hayata geçirilmesinin bir talebidir.

Hucurât Suresi'nin 14. âyet-i kerimesinde: “Araplar ‘Biz mü’min olduk’ dediler. Hayır, mü’min olmadınız. 'İslâm dairesine girdik.' deyin. Kalplerinizin içine îmân girmedi.”

49/HUCURÂT-14: Kâletil a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’â(şey’en), innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun).

Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah'a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah'a ve O'nun Resûlü'ne itaat ederseniz (Allah'a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah, Gafur'dur, Rahîmdir.”

Demek ki îmânın kalbimize girebilmesi bu dileğe bağlıdır. Kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. Mâide Suresi'nin 56.âyet-i kerimesinde ne görüyoruz?

5/MÂİDE-56: Ve men yetevellallâhe ve resûlehu vellezîne âmenû fe inne hızbellâhi humul gâlibûn(gâlibûne).

Ve, Allah'a ve O'nun Resûlü'ne ve âmenû olanlara dönen kimseler, artık muhakkak ki Allah'ın taraftarlarıdır, onlar galip olanlardır.

Demek ki taraflardan bir tanesi Allah, O’nun Resûlü ve âmenû olanlara dönenler. Âmenû olanlar, onlar Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Onlara dönenler var. Artık muhakkak ki onlar Allah’ın taraftarlarıdır. Kulvara bütün insanlar eşit şartlarla girer. Ama bir gün Allah’a ulaşmayı dilerseniz, o andan itibaren îmân müessesesinde artık bir yeriniz olur. Size âmenû olanlar denir.

Yani asgarî ölçü âmenû olmaktır. Kim âmenû olursa: Allah’a kesin olarak inanır. Ruhun Allah’a ölmeden evvel ulaşması lâzım geldiğinden, farz olduğunu bilir. Ruhunu Allah’a mutlaka ulaştıracağına inanır. Yani bu kişi Allah’a, O’nun Resûlüne bağlı olan bir kişidir.

Öyleyse “Onlar Allah’ın taraftarlarıdır.” diyor Allahû Tealâ.

1. Kişi Allah’a inanıyor.

2. Ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşmasına inanıyor.

3. Farz olduğuna inanıyor.

4. Ve dilemesi halinde (tabiî ki kalpten, kalpten bu talebin sahibi olması halinde) Allah’ın o kişinin ruhunu kendisine ulaştıracağından emindir.

Öyleyse bize düşen, ruhun Allah’a tesliminde bizim görevimiz sadece kalben dilemek. Geri kalan:

Fizik vücudun yerine getirmesinin muhtevasını Allah bize sevdiriyor. Mürşidi Allah bize gösteriyor. Zikri Allah bize sevdiriyor. Nefs tezkiyesini O yapıyor. Ruhu Kendisi'ne, Allah ulaştırıyor. Sanki bütün bunları yapmışız gibi de bizi mükâfatlandırıyor.

Gayret: Allah’a ulaşmayı dilemek

Himmet: mürşidimizin duası

Nusret: o duayla beraber Allah’ın gönderdiği yardım

Allah’ın yardımıyla biz vasıta emirleri yerine getiriyoruz, zikri seviyoruz vs. Bütün bunların hepsinin ortak noktasında istisnasız, o kişinin âmenû olması var.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma1