Muhterem Hocam, Allah’ı devamlı zikretmek manevî cepheden insanlara ne sağlar?
Soru
Muhterem Hocam, Allah’ı devamlı zikretmek manevî cepheden insanlara ne sağlar?
Cevap
Zikir, çok zikir ve daimî zikir farzdır. Zumer 9’da: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” buyurulur.
39/ZUMER-9 Em men huve kânitun ânâel leyli sâciden ve kâimen yahzerul âhırete ve yercû rahmete rabbih(rabbihî), kul hel yestevîllezîne ya’lemûne vellezîne lâ ya’lemûn(ya’lemûne), innemâ yetezekkeru ulûl’elbab(elbâbi).
Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl’elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder."
Ulûl’elbab, bilmediği konuların suallerini Allahû Tealâ’ya sorarak cevabını alan kişidir. Enbiyâ 7’de: “Bilmiyorsanız ulûl’elbaba, zikir ehline sorun.” buyuruluyor.
21/ENBİYÂ-7 Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
Âli İmrân 7’de ise Kur’ân-ı Kerim’in muhkem ve müteşâbih âyetlerden oluştuğu buyuruluyor: Kalbi hasta olanlar, müteşâbih âyetleri yorumlayarak fitne sebebi oluyorlar. Râsihûn, 'her ikisi de Allah'tandır' diyorlar, onlar tezekkür edemiyorlar, manasını bilmiyorlar. Ancak ulûl’elbab tezekkür edebiliyor. Ulûl’elbab da kendiliğinden bilmiyor, Allah’ın bildirmesiyle biliyor.
3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl’elbab(elbâbi).
Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimî zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).
Allah daimî zikri farz kılmıştır. Kim daimî zikre ulaşırsa o kişi ehl-i zikirdir. Allah’ın ehli zikir dediği kişiler Allah ile konuşma yetkisine sahip olanlardır, hikmet sahibi âlimlerdir. Âyetlerin mânâsını Allah’tan sorarak doğru istikamette öğrenen ve başkalarına ulaştıranlardır. Allah'ın kendilerine ulaştırdığı bilgilere dayanarak başkalarının bilmediği şeyleri cevaplamaları da söz konusudur. Ulûl’elbab, ihlâs ve salâh makamlarının üçü de daimî zikri ifade eder. Her mertebe kişiyi daha büyük sırların sahibi kılar. Her devirde mutlaka ehli zikir vardır. Cehaletten kurtulmanın yolu ehli zikre sormaktır.