Muhterem Hocam, Allah’ın adalet sahibi olması neyi ifade eder?
Soru
Muhterem Hocam, Allah’ın adalet sahibi olması neyi ifade eder?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Allah mutlak adaletin sahibidir. Allah El Adl esmasının sahibi olarak mutlak adaletin de sahibidir. Hiçbir sözünde hulf olması mümkün değildir. Yani hilaf, Allah’ın sözünü yerine getirmemesi mümkün değildir. Kanunları koyar ve hangi kanunu koymuşsa o kanun kişiyi hak sahibi kılar. Ve herkese neyi hak ediyorsa onu mutlaka verir. Allah’ın adaleti özellikle mizanımızla ortaya çıkar. Onun, mizanın kıl kadar hata yapması söz konusu değildir. Allahû Tealâ’nın kulları arasında adaletsizlik hiçbir şekilde söz konusu olmaz.
Sevgili kardeşlerim, bu adalet olayı nasıl gerçekleşiyor? Bir kere derecat açısından Allahû Tealâ anında mutlak adaleti yerine getiriyor, olay olur olmaz. Bu ne demek? Adaletin nasıl tecelli ettiğini size bir kıssayla ifade edelim.
Bir slaytımız var.
KÖTÜLÜK (ŞERR) YAPARSA:
TOKAT ATAN KİŞİ ZULÜM YAPTIĞI İÇİN DERECAT KAYBEDER.
TOKAT YİYEN KİŞİ ZULME UĞRADIĞI İÇİN DERECAT KAZANIR.
KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (KISAS) YAPARSA:
TOKAT ATAN KİŞİ TOKAT YERSE DERECAT KAZANIR.
TOKAT YİYEN KİŞİ KARŞILIK VERİRSE DERECAT KAYBEDER.
KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF):
CÂSİYE-14: ...(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.»
TOKAT ATAN KİŞİ ZULÜM YAPTIĞI İÇİN YİNE DERECAT KAYBETMİŞ OLUR.
TOKAT YİYEN KİŞİ AFFETTİĞİ İÇİN YİNE DERECAT KAZANIR.
KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE
FUSSULET-34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
TOKAT ATAN KİŞİ ZULÜM YAPTIĞI İÇİN KAYBETTİĞİ DERECAT İLE KALIR.
TOKAT YİYEN KİŞİ AFFETMESİ YANINDA, İYİLİKLE KARŞILIK VERİRSE YİNE DERECAT KAZANIR.
İki kişi var, geldi birisi tokat atıyor, diğeri tokat yiyor. Tokat atan zalimdir, tokat yiyen mazlumdur. Anında tokat atan kişi mizanda hangi derecat karşılığına geliyorsa o derecatı kaybediyor. Sırf anlayabilmeniz için diyelim ki bu tokadı atan kişi mizandaki karşılığı olarak –100 derece olsun. Anında Kirâmen Kâtibîn melekleri, sol taraftaki melek, bu tokat atan kişinin amel defterine –100 derecat yazıyor. Kaybettiğimiz dereceler kırmızı, kazandığımız dereceler yeşil olarak gösteriliyor. Ve tokat atan kişi zalim, zalim derecat kaybediyor. Tokat yiyen kişi ise mazlum, mazlum derecat kazanıyor. Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecat kazanır, tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybeder.
Şimdi dikkat edin Allahû Teâlâ adaleti anında gerçekleştirdi. Bu kişinin zalim kişinin kaybettiği 100 derecatı, mazlum, yani zulme uğrayan kişi kazandı, +100. Öyleyse anında o kişi bir tokat attı ve 100 derecat kaybetti, diğeri tokat yedi ve 100 derecat kazandı. Derecat aynıdır.
Şimdi gelelim kısasa. Şeriat kısası emrediyor. Diyor ki (Hak olarak veriyor.) "Tokat yiyen kişi isterse karşılık verebilir." Tokat atan kişi tokat yerse derecat kazanır. Ama tokat yiyen kişi karşılık verirse o da derecat kaybeder. O zaman kaybeden kişi kaybettiğini kazanabilir, kazanan kişi de kaybedebilir. Yeşil rakamlarla kazanmıştı. Ama tokat attığı zaman aynı miktarı kaybediyor. Bu sefer tokat yiyen kişi zalim. O kazanıyor. Yine denge söz konusudur. Kısas tatbik ediyor. Allahû Tealâ bunu bize hak olarak veriyor, fakat bunu yapın demiyor.
Gelelim şimdi kötülüğe karşı sessiz kalmak: Tokat attı ama tokat yiyen kişi derse ki: “Allah beni imtihan ediyor, ben karşılık vermeyeceğim.” Affederse, o zaman dikkat edin, yine tokat atan kişi kaybediyor, o ise kazandığı derecatı kendinde tutuyor ve derecat kaybetmiyor, normalde.
O zaman, Câsiye 14’te:
45/CÂSİYE-14: Kul lillezîne âmenû yagfirû lillezîne lâ yercûne eyyâmallâhi li yecziye kavmen bi mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
Âmenû olanlara de ki: “Allah'ın günlerinin (geleceğini) ummayan, kazanmış olduklarından dolayı (Allah'ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.”
“Allah’ın cezalandıracağı kavmi bağışlayın.” Yani “Size zulüm yapıldığı zaman o zulmü affedin.” diyor. O zaman, affederseniz ne olur? Affederseniz derecat kazanırsınız. Nasıl namaz kıldığınız zaman derecat kazanıyorsunuz, nasıl oruç tuttuğunuz zaman derecat kazanıyorsunuz, nasıl zekât verdiğiniz zaman derecat kazanıyorsunuz, birisinin size yaptığı zulmü affederseniz, ondan da derecat kazanırsınız. Allahû Tealâ bunu dile getiriyor.
Bir de kötülüğe (şerre) karşı iyilikle mukabele etmek var. Bu 3.şık.
"Kısas şeriatı, af tarikâtı,..."
Affedebilmeniz için mutlak surette sizin 7 kademede nefs tezkiyesini yapmanız lâzım. Yoksa nefsin afetleri sizde olduğu gibi durursa, ne kadar söylersen söyle siz sabretmek istemezsiniz. Ama hakikat kötülüğe karşı hayırla mukabele etmeyi gerektiriyor. Allahû Tealâ bunu Fussîlet 34. âyette açıklıyor:
41/FUSSİLET-34: Ve lâ testevîl hasenetu ve les seyyieh(seyyietu), idfa’ billetî hiye ahsenu fe izellezî beyneke ve beynehu adâvetun ke ennehu veliyyun hamîm(hamîmun).
Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.
Yani siz düşmanınızın size dost olmasını istiyorsanız, o zaman kötülüğe karşı hayırla mukabele edeceksiniz. Allahû Tealâ bunu söylüyor.
1. Kişi tokat yedi ve karşılık vermedi, derecat kazandı.
2. Bitiminden sonra da o kişiye güzel bir davranışta bulundu. Bir kere daha derecat kazandı. Yani, 1. Affettiği için derecat kazanıyor, 2. Kötülüğe karşı hayırla mukabele ettiği için derecat kazanıyor ve dolayısıyla o kişi sadece mutluluğu yaşıyor.
Öyleyse zulmetmeyiniz. Zulme zulümle karşılık vermeyiniz. Zarar vermeyiniz. Zarara zararla karşılık da vermeyiniz.
Ne diyelim. Birisi gelmiş size zarar vermiş. Kişi ne kendi nefsine ne de başkasına zarar veremez. Zarara mukabil zarar yoktur. Allah razı olsun.
Allahû Teâlâ tam 7 tane âyet-i kerimede ne diyor?
ALLAH HESABI ÇABUK GÖREN, HAKKI VE ADALETİ YERİNE GETİRENDİR.
1. BAKARA-202: İşte onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve Allah, hesabı çabuk görendir.
2. ÂLİ İMRÂN-19: ... Ve kim Allah’ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.
3. ÂLİ İMRÂN-199: ... Allah’a karşı huşû duyarlar. Allah’ın âyetlerini az bir değere satmazlar. İşte onlar, onların mükâfatları, Rablerinin katındadır. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.
4. MÂİDE-4: ... Allah’ın size öğrettiğini onlara öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını artık yiyin ve üzerine de Allah’ın adını anın. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir.
5. RA'D-41: Yeryüzüne gelip, onu etrafından (çevresinden) nasıl eksiltiyoruz onlar görmüyorlar mı? Ve Allah, hüküm verir. O’nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir.
6. İBRÂHİM-51: (Bu azap), Allah’ın bütün nefslerin kazandığının karşılığını (ceza veya mükâfat) vermesi içindir. Muhakkak ki; Allah, hesabı çabuk görendir.
7. MÜ’MİN-17: Bugün bütün nefsler (herkes), kazandıkları sebebiyle cezalandırılır veya mükâfatlandırılır (karşılığı verilir). Bugün zulüm yoktur. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.
Allahû Tealâ hesabı çok çabuk görendir. 7 âyeti-i kerimede seri ül hesap olması hasebiyle, olay olur olmaz derhal Allahû Tealâ mizandaki karşılıklarıyla hesabı görür ve dengeyi, adaleti derecat açısından gerçekleştiriyor.
Soru 2: Allah’ı adaletsiz olarak görenler Allah’ın kanunlarını bilmeyenler midir?
Evet. Allah deyince mutlak adaletin varlığını düşünmelisiniz. %100 evet. Zira Allahû Tealâ’nın kulları arasında adaletsizliği hiçbir şekilde söz konusu değildir. Ama insanlar Allah’ın dağıttığı adaleti ya yerine getirirler ya da onu tersine çevirirler. Eğer yerine getirirlerse Allah’a hizmet etmiş olurlar. Eğer yerine getirmek yerine adaleti paralize ederlerse o zaman da Allah’ın değil, şeytanın dostudurlar.
Allah’ın kanunlarını bilmemek cezayı hak etmemek manasına gelmez. Herkes Allah’ın kanunlarını öğrenmek mecburiyetindedir.
Sevgili kardeşlerim, şu dünya hayatında iyi bir matematikçi olmak zorunda değilsiniz ama Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmek zorundasınız. Bir berber olmak zorunda değilsiniz ama Kur’ân’ı öğrenmek zorundasınız. Yani şu dünyadaki meslek namına ne varsa sizin seçiminizdir. Olmak zorunda değilsiniz. Ama kesinlikle Kur’ân’ı öğrenmek zorundasınız.
Allahû Tealâ Kur’ân’ı öğrenmeyi size farz kılmıştır. Bu seçim değildir. Mesela, Allah’a ulaşmayı dilemek size bırakılmamıştır. Allahû Tealâ emrediyor: “Bana ulaşmayı dile.” diyor. Allahû Tealâ “Mürşidine tâbi ol.” diyor, farz kılıyor.
Öyleyse biz hepimiz Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmekle vazifeliyiz.
İnsan diyebilir ki: “Ben öğrenmem.” Elbette öğrenmeyebilirsin. Ama bunun karşılığı olarak cehenneme gittiğinde sızlanmaya hakkın olmaz. Allah razı olsun.
Soru 3: Gerçek adaletin ahiret yurdunda tecelli edeceği doğru mudur?
Cevap: Herşey merkezinde, burada gerçekleşiyor sevgili kardeşlerim. Allah’ın adaleti bu dünyada da anında teşekkül eder. Ama adaletin tamamlandığı yer ahiret hayatıdır. Nedeni ne? Burada derecat açısından adalet anında gerçekleşiyor, amel defterine yazılıyor. Ama amel defterinde olanların fizikî olarak size tattırılması, mutluluk veya azap şeklinde ahiret hayatında olur. İkisini bir araya toplarsanız (dünya hayatı + ahiret hayatı), o zaman da ilâhî adaletin nasıl tecelli ettiğini kesin göreceksiniz.
Allah’ın adaleti bir bütündür. Kıyâmet günü bütün hayatınız filme alınmış olarak, yetmez düşünceleriniz de filme alınmış olarak. Hiçbir hata yapmaması mümkün olmayan mizanla hayat filminizle rakamların hep eşit olduğunu göreceksiniz. Allah’ın size hiçbir zaman zulmetmediğini göreceksiniz.
“Allah insanlara zulmetmez, lâkin insanlar kendi nefislerine zulmederler.” Allah razı olsun.