Muhterem Hocam, Allah'ın yolunda olan insanlar için, kişi negatif bir fiil işlemese de başına musîbetler gelebilir mi? Bu durumda Allah'ın muradı nedir, açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, Allah'ın yolunda olan insanlar için, kişi negatif bir fiil işlemese de başına musîbetler gelebilir mi? Bu durumda Allah'ın muradı nedir, açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, hepimiz imtihandayız ve afetler var olduğu sürece nefsimiz de bu imtihanlar hep devam ediyor. Musîbetler de sadece birer imtihan vasıtasıdır. Öyleyse elbette yani Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz, Allah'ın indirdiği Kur'ân-ı Kerîm'de musîbetlerin insanların nefsin afetine tâbî olarak işlediği, kaybettiği dereceler sebebiyle gerçekleştiğini ifade buyuruyor. Allahû Tealâ insanın mutlu olmasını istiyor. Hayır Allah'tandır, şerr bizim nefsimizdendir. Öyleyse her nefsimizin talebine uyduğumuz zaman derecat kaybediyoruz ama Allahû Tealâ da insanı çok seviyor.
Sevdiği insanın o kaybettiği derecatın telafisini gerçekleştiriyor; musîbetlerle onu imtihan ediyor. İşte musîbetlerden ders alabilirsek o zaman Allah'ın yoluna gidiyoruz. Başlangıçta insanlar iki gruba ayrılır: Seçilenler ve seçilmeyenler. Her devirde insanların yüzde ondan azı seçilmiyor. Allahû Tealâ seçilmeyen de hayır görmediğini ifade ediyor. Geri kalan insanların yüzde doksandan fazlası seçiliyor ama seçilenler de musîbetlerle imtihan oluyorlar. Âyetlerde görüldüğü gibi musîbet, insanların kendi yaptıklarının bir neticesidir.
MUSİBETLER KENDİ YAPTIKLARIMIZDAN KAYNAKLANIYOR
1. ÂL-İ İMRAN – 182: İşte bu (azap), Allah kullara zulmedici olduğundan değil, ellerinizle takdim ettiğiniz (yaptığınız) şeyler sebebiyledir.
2. NİSÂ – 62: Bundan sonra onlara, elleriyle işlediklerinden dolayı bir musîbet geldiği zaman halleri nasıl olur...
3. ENFÂL – 51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir...
YÛNUS – 44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.
4. HAC – 10: İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, âbidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.
HAC – 35:... Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infak ederler.
5. KASAS – 47: Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse:
“Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin, böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olurduk ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).
6. RÛM – 36: Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler.
7. ŞÛRÂ – 30: Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder.
ŞÛRÂ – 48: ... Ve muhakkak ki Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlar.
Ve eğer elleriyle takdim ettikleri sebebiyle bir kötülük isabet ederse, işte o zaman insan mutlaka kefûr olur (inkâr eden nankör olur).
Musîbet bir sebeptir; "Kula musîbet gelmez Hak yazmayınca, ama Hak musîbet yazmaz kul azmayınca." Kul nefsine tâbî olmuş, Kirâmen Kâtibîn melekleri de yazmış, derecat kaybı olarak yazmış. O zaman da derecat kaybından kaynaklanarak musîbet devreye giriyor. Allah imtihan ediyor ki o kaybettiği derecatı kazansın diye. İşte âyetler, musîbetlerin nefsimizden kaynaklandığını Allahû Tealâ ifade buyuruyor, elleriyle takdim ettikleri şerrler sebebiyle onlara bir musîbet isabet ettiği zaman derler ki: "Rabbimiz, bize bir resûl gönderseydin de âyetlerine tâbî olsaydık."
Âyetlere tâbî olmak; âyetlere imân etmek, Allah'a ulaşmayı dilemek, resûle de tâbî olmak ve peşinden sırasıyla ruhu, fizik vücudu, nefsi ve irâdeyi Allah'a teslim etmektir. İşte Allah'ın insanlardan istediği bu teslimler, insanın kâmil insan olabilmesi meyanında ulaşılması gereken hedeflerdir. Allahû Tealâ'nın muradı, musîbetlerle bizi kendisine yaklaştırmaktır. İşte musîbetlerden ders alanlar var, ders almayanlar var.
Tevbe 126'da ders almayanlardan bahsediyor:
9/TEVBE-126 E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).
Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).
"Onları senede bir kere imtıhan ediyoruz. Tövbe edip zikre başlamıyorlar. Ama Bakara 155-156'ya baktığımız zaman:
2/BAKARA-155 Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).
Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.
2/BAKARA-156 Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
Musîbetlerden ders alıp "Biz Allah içiniz ve mutlaka Allah'a döneceğiz" diye Allah'a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbî olan ve nefs tezkiyesiyle ruhunu Allah'a ulaştıran ermiş evliyadan bahsediyor. Allah razı olsun.