Muhterem Hocam, Allah’ın Zat’ını görmek sadece Miraca özel bir durum mudur?

Soru

Muhterem Hocam, Allah’ın Zat’ını görmek sadece Miraca özel bir durum mudur?

Cevap

"Hayır. Necm 11’de Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

53/NECM-11 Mâ kezebel fuâdu mâ reâ.

Kalbindeki fuad (gönül gözü görmesi), gördüğü (ruhun gözlerinin gördüğü) şeyi tekzip etmedi.

Daha evvel Hazreti Musa (A.S), fizik VÜCUTun baş gözüyle Allahû Tealâ’yı görmeyi diliyor. A’râf 143’te zikrediyor. Ama sevgili kardeşlerim, sadece peygamberlere değil, hiç kimse fizik VÜCUTunun baş gözüyle Allahû Tealâ’yı göremez. Nitekim âyet-i kerimede de bunun imkânsız olduğunu Allahû Tealâ’nın dağa tecelli etmesiyle bizlere anlatıyor:

7/ARÂF-143 Ve lemmâ câe mûsâ li mîkâtinâ ve kellemehu rabbuhu kâle rabbi erinî enzur ileyke, kâle len terânî ve lakininzur ilâl cebeli fe inistekarre mekânehu fe sevfe terânî fe lemmâ tecellâ rabbuhu lil cebeli cealehu dekkan ve harra mûsâ saıkan, fe lemmâ efaka kâle subhâneke tubtu ileyke ve ene evvelul mu’minîn (mu’minîne).

Musa (A.S), tayin ettiğimiz (belirlediğimiz) zamanda gelince, Rabbi onunla konuştu. (Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, bana (Kendini) göster, Sana bakayım.” (Allahû Tealâ): “Beni asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutabilirse (yerinde durabilirse); o zaman sen, Beni görürsün.” buyurdu. Rabbi, dağa tecelli ettiği zaman onu paramparça etti. Musa (A.S), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman: “Sen Sübhan’sın (Seni tenzih ederim). Sana tövbe ederim. Ben, mü’minlerin ilkiyim.” dedi.

Allah görülür mü, görülmez mi? Tabii ki görülür. Allahû Tealâ birçok âyet-i kerimede bunu söylüyor. Bunlardan bir tanesi de Bakara Suresinin 140. âyet-i kerimesi:

2/BAKARA-140 Em tekûlûne inne ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâta kânû hûden ev nasârâ kul e entum a’lemu emillâh(emillâhu), ve men azlemu mimmen keteme şehâdeten indehu minallâh(minallâhi), ve mâllâhu bi gâfilin ammâ ta’melûn(ta’melûne).

Yoksa siz: “Muhakkak ki İbrâhîm (a.s), İsmail (a.s), İshak (a.s), Yakup (a.s) ve torunları yahudi veya hristiyan’dılar” mı diyorsunuz. De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah tarafından verilen, O'nun yanındaki şahitliği gizleyen kimseden daha zalim kim vardır? Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir.

“Allah katındaki şehadeti ketmedenden daha zalim kim vardır?” Demek ki Allah’ın katında bir şehadet vardır. Bu şehadet Allah’ın Zat’ının görülmesidir.

Zuhrûf Suresinin 86. âyet-i kerimesi:

43/ZUHRÛF-86 Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).

Ve onların, O’ndan (Allah’tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk’a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk’ı) bilirler.

Kaf Suresinin 37. âyet-i kerimesi:

50/KAF-37 İnne fî zâlike le zikrâ li men kâne lehu kalbun ev elkâs sem’a ve huve şehîdun.

Muhakkak ki bunda kalpleri olan ve ilka edilenleri işitebilen ve (kalp gözleri ile Allah’a) şahit olan kişiler için mutlaka ibret vardır.

Birçok daha başka âyetlerde Allahû Tealâ’nın Zat’ının görülebildiğini Allahû Tealâ âyetlerde bir bir bize açıklıyor.

Nebîler Sultanı Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, Allah’ın katına fizik VÜCUTuyla çıkmadan önce defaatle Allahû Tealâ’yı kalp gözüyle görmüştü. Miraçta da ruhunun baş gözüyle Allah’ı bir defa daha gördü. Bu sebeple Allahû Tealâ diyor ki: “Kalbi, gözleriyle gördüklerini tekzip etmedi.” Yani gördü ki kalp gözüyle gördüğü ve ruhunun baş gözüyle gördüğü birbirinin aynıdır.

Allah’ı görenler her devirde mutlaka vardır. Kim iradesini Allah’a teslim eder, Allah tarafından irşada memur ve mezun kılınırsa bunun bir hediyesi olarak Allahû Tealâ Zat’ını da gösteriyor.

Nitekim Yûnus Suresinin 25 ve 26. âyet-i kerimeleri hem Allah’ın Zat’ına ulaşmayı hem de Allah’ın Zat’ını görmeyi muhtevasına alıyor:

10/YÛNUS-25 Vallâhu yed'û ilâ dâris selâm(selâmi), ve yehdî men yeşâu ilâ sırâtin mustekîm(mustekîmin).

Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.

10/YÛNUS-26 Lillezîne ahsenûl husnâ ve zîyâdetun, ve lâ yerheku vucûhehum katerun ve lâ zilletun, ulâike ashâbul cenneti, hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).

Onlar için Ahsenül hüsna (Allah'ın Zat'ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah'ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır.

Allah’ın bütün peygamberleri de bütün resûlleri de Allah’ı görmüşlerdir ama baş gözüyle değil, kalp gözleriyle."

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma4