Muhterem Hocam, Allah’la konuşmak mümkün müdür?

Soru

Muhterem Hocam, Allah’la konuşmak mümkün müdür?

Cevap

Tabiatıyla. Allahû Tealâ eğer diyorsa ki: “Ben herşeyi Kur’ân-ı Kerîm’de açıkladım.” Bu kardeşimiz şöyle yapabilirdi: “Madem Allah herşeyi Kur’ân’da açıklıyor, öyleyse bir insanın Allah’la konuşup konuşmadığını ben Kur’ân’dan araştırayım.” Araştırmış olsaydı görecekti ki evet.

KUR’ÂN’DA HER KONU AÇIKLANMIŞ

ZUMER - 27: Ve andolsun ki, bu Kur’ân’da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Umulur ki, böylece onlar tezekkür ederler.

EN’ÂM - 38: ...Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab’lerine haşrolunacaklar (olunurlar).

NAHL - 89: Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik.

EN’ÂM - 67: Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz.

BAKARA - 269: (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir. Ve ulûl’elbabtan başkası tezekkür edemez.

ŞÛRÂ - 51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illa vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.

ENBİYÂ - 7: Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

BAKARA - 186: Ve kullarım sana, Benden sordukları zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana îmân etmiş olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

FURKÂN - 33: Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler.

Kim için herşey Kur’ân’da var? Hikmet sahibi âlimler için. Hikmet sahibi âlimler için herşey Kur’ân’da varsa diğer insanlar ne olacak? İşte Allahû Tealâ ona da cevap veriyor. Enbiyâ-7: Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.

Bakara-269: Hikmet sahibi âlimler devamlı Allahû Tealâ ile konuşanlardır. Enbiyâ-7: Allahû Tealâ’nın kendisine vahyettiği Allah ile konuşanlardır. Şûrâ-51’de yine Allah’la konuşanları Allahû Tealâ tarif ediyor. Allah’la konuşmak mümkün müdür? Elbette.

42/ŞÛRÂ-51: Ve mâ kâne li beşerin en yukellimehullâhu illâ vahyen ev min verâi hıcâbin ev yursile resûlen fe yûhıye bi iznihî mâ yeşâu, innehu aliyyun hakîm(hakîmun).

Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir.

Yine Âli İmrân-190, 191’de hikmet sahibi âlimlerin tezekkür ehli olduğu, Allahû Tealâ’nın müteşabih âyetleri onların kalp kulaklarına ulaştırdığı ve onlara açıkladığını biliyoruz.

3/ÂLİ İMRÂN-190: İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vahtilâfil leyli ven nehâri le âyâtin li ulîl elbâb(ulîl elbâbı).

Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, ulûl’elbab için elbette âyetler (deliller) vardır.

3/ÂLİ İMRÂN-191: Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard(ardı), rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılâ(bâtılan), subhâneke fekınâ azâben nâr(nârı).

Onlar (ulûl’elbab, lüblerin, Allah'ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima) Allah’ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): “Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna) yaratmadın. Sen Subhan’sın, artık bizi ateşin azabından koru.”

Yani ulûl’elbab, hikmet sahibi âlim, Allah’la konuşan, vahiyle konuşan birisidir. Vahiyle ilgili âyetlere baktığımız zaman bir başka hurafe devreye konmuş iblis tarafından: “Peygamberlerden başkası Allahû Tealâ ile konuşamaz.” Bu tabiatıyla külliyen yalan.

Allahû Tealâ Bakara-118, Bakara-259, Mâide-111, Yûnus-2, Nahl-68, Tâhâ-38, Fussilet-12, Şûrâ-51, Zilzâl-4 ve Âli İmrân-47’de peygamberlerin dışında da vahiy muhtevasını açıklıyor.

KUR’ÂN-I KERİM’DEKİ VAHİY ÂYETLERİ

BAKARA-118: Ve bilmeyenler: “Keşke Allah bizimle konuşsa” veya “Bize de bir âyet gelse” dediler. Bunun gibi onlardan öncekiler de, onların sözlerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri birbirine benzedi. Âyetlerimizi, yakîn hasıl eden bir kavim için beyan etmiştik.

BAKARA-259: …Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” dedi. (Allah:) “Hayır, yüz yıl kaldın. Haydi yiyeceğine ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni insanlara bir âyet kılmamız içindir. …

MÂİDE-111: Ve havarilere; “Bana ve Resûl’üme îmân edin.” diye vahyettiğim zaman, onlar da “Îmân ettik ve bizim (Hakk’a) teslim olduğumuza şahit ol.” demişlerdi.

YÛNUS-2: Onlardan bir adama, “insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenleri) müjdelemesi” için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? …

NAHL-68: Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti.

TÂHÂ-38: Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik.

FUSSİLET-12: Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti.

ŞÛRÂ-51: Allah’ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahiy ile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek…

ZİLZÂL-4: O gün (izin günü), (arz) haberlerini anlatacaktır.

ZİLZÂL-5: Rabbinin ona vahyetmesi ile.

ÂLİ İMRÂN-47: …“Rabbim, benim çocuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona ‘ol’ der, o hemen olur.”

Hz. İsa (A.S)’ın annesiyle, Meryem Annemiz’le konuşuyor. Yere Allah vahyediyor. Bir beşerle konuşuyor. Göklere Allah vahyediyor. Hz. Musa (A.S)’ın annesine vahyediyor. Arıya vahyediyor. Herhangi bir adama vahyediyor. Havarilere vahyediyor. Herhangi bir adamla konuşuyor. Ve görüyorsunuz ki bütün bunlar hep vahiyle ilgili âyetler. Bir değil, iki değil, üç değil; tam 10 tane âyet vahiyle alâkalı Kur’ân’da yer almış.

O zaman “Hayır, ben inanmıyorum.” demek... Tamam, eğer “Ben inanmıyorum.” diyorsa bu âyetlere inanmıyor. Zaten bir âyet-i kerimeye inanmayan bir insan Kur’ân’ın bütününe inanmamış olur. Kur’ân dışı bir hayat yaşamaya başlar.

Allahû Tealâ insanlara vahyetmek suretiyle onlara hitap eder. Ehl-i tezekkür, Allah ile her zaman konuşabilen, tezekkür edebilen kişileri ihata eder ki bu nokta vahiy muhtevasının kesin olarak başladığı noktadır. Kişinin kalp kulağı açılmıştır ve Allah ile konuşur. Allah’ın bütün söylediklerini işitir, Allah’ın bütün gösterdiklerini görür, eğer kalp gözü de açılmışsa.

Bütün devirlerde insanların arasında hep Allah’la konuşabilen birileri olmuştur. Kıyâmete kadar da Allah insanlara hep vahyini göndermeye devam edecektir. Yûnus Emre: “Çalaptır söyletir, bizi konuşturan Allah’tır.” buyuruyor.

Öyleyse âyetler ve bu konudaki hadîslerde Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz: “Bilmiyorsanız hikmet sahibi âlime sorun, ehl-i zikre sorun.” demekle; Allahû Tealâ ehl-i zikirle konuşmaktadır, “Ben ona açıklıyorum, siz de ondan öğrenin.” demektedir. Ve başka bir âyet-i kerimede: “Kullarım sana Benden sordularsa...” Bu âyet-i kerime bile dinimizin tezekkür hâlinde öğrenilmesi gerektiğine dair kesin işareti Allahû Tealâ veriyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 24 Ekim 2026Son güncelleme: 24 Ekim 20266 dk okuma2