Muhterem Hocam, Allahû Tealâ resûllerine niçin müjdeleme ve uyarma görevi vermiştir?

Soru

Muhterem Hocam, Allahû Tealâ resûllerine niçin müjdeleme ve uyarma görevi vermiştir?

Cevap

En’âm 48’de Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

EN'ÂM-48: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah'a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

Temelde iki grup insan vardır. 1. Allah’a ulaşmayı dileyenler, âmenû olanlar. 2. Dilemeyenler.

Allahû Tealâ, “Biz resûllerimizi Allah’a ulaşmayı dileyenleri, âmenû olanları müjdelesin diye, diğerlerini de uyarsın diye göndeririz.” buyuruyor.

Kim Allah’a ulaşmayı dilerse, onlar âmenû olmuşlardır. Allah’ın cenneti onlarındır. Onlar müjdelenirler. Kim de Allah’a ulaşmayı dilememiş, âmenû olmamışsa onların da Allah’a ulaşmayı dilemelerini temin etmek üzere uyarılmaları söz konusudur.

Başlangıç noktasında bütün insanlar 19 tane negatif özelliğin sahibidir.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78

2. Şirktedir. Zumer-65

3. Küfürdedir. Sebe-20

4. Dalâlettedir. Ra’d-27

5. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En’âm 39 -122 / 8-24

6. Fısktadır. Bakara-26

7. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17

8. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43

9. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27

10. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142

11. İsyandadır. Yûnus-11

12. Sebîlel gayy’dadır. Arâf-146

13. Fitnededir. A’râf-27 / Enfâl-28

14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103

15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65

16. Takva sahibi değildir. Rûm-32

17. Mü’min değildir. Sebe-20

18. Hidayette değildir. Yûnus-45

19. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A’râf-178

Bu 19 negatif özellikten bir tanesi de ‘Tağutun kulu ve dostu olmaları’dır. Ama davete muhatap olduklarında, resûllerin ve nezirlerin Allah’a davetine muhatap olduklarında daveti kabul etmeleri halinde Allahû Tealâ, Zumer 17’de zikredildiği gibi:

ZUMER-17: Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).

Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah'a yöneldiler (Allah'a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele.

Öyleyse kendini tağuta kul olmaktan kurtaran, Allah’a ulaşmayı dileyen herkes için resûller müjdecidir ama dilemeyenler için uyarıcıdır, cehenneme gitmeleri istikâmetinde. Allah’a ulaşmayı dilemek, cennetin anahtarı, cehennemin kilididir. Gerçekten de Kur’ân-ı Kerim’e baktığımız zaman, özellikle 7 tane âyet-i kerimede insanların Allah’a karşı mazereti olmaması meyanında Allah resûllerini gönderiyor.

KULLARIN ALLAH ÜZERİNDE HAKKI ALLAH’IN ONLARA RESÛL GÖNDERMESİDİR

1. NİSÂ – 165 (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah'a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.

2. İBRÂHİM – 4 Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi’dir.

3. NAHL – 36 Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah'a ulaşmayı dileyerek) Allah'a kul olsunlar ve taguttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri), Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu...

4. İSRÂ – 15 Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. ... Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.

5. TÂHÂ – 134 Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: "Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece bize de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbîi olsaydık."

6. KASAS – 47 "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbi olur ve mü'minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebi-Resûl olarak göndermezdik).

KASAS – 59 Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı.

7. ZUMER – 71 "Size sizden olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne geleceğinizi uyarsın?" dediler ki: "Evet." Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu.

MULK - 8-9 ... onun bekçileri ... "Size nezir gelmedi mi?" diye sordu. ... “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.”

Nisâ 165’e: Müjdeleyici ve uyarıcı olarak Allah resûlleri gönderir ki insanların resûllerden sonra Allah’a karşı, “Bizi uyaran, müjdeleyen bir resûl gelmedi.” diye hüccetleri, delilleri olmasın.

İbrâhîm 4’te: Hiçbir resûlümüz yoktur ki biz onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Resûller eğer o kavmin lisanının dışında başka bir lisanla gönderilmiş olsalar, o zaman onların o istikâmette mazeretleri olurdu. Nitekim Allahû Tealâ, Fussilet 44’te böyle buyuruyor: “Arap’a, yabancı dil mi?” Öyleyse Allah bütün resûllerin gönderdiği kavim resûllerinin hepsini o kavmin lisanıyla gönderiyor.

“Resûller Allah’a kul olsunlar, tağuta kul olmaktan içtinap etsinler.” diye. Başlangıçta herkes tağutun kulu ve Allah’a kul olmaları için Allahû Tealâ davette bulunuyor.

“Resûl göndermezsek azap etmeyiz buyuruyor.”

Tâhâ 134: “Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece biz de delil, resûl olmadan âyetlerine tâbî olurduk ve kurtuluşa ulaşırdık.”

Kasas 47: Onlara bir musîbet isabet ettiği zaman derler ki: “Bize bir resûl gönderseydin, âyetlerine tâbî olup mü’minlerden olsaydık.”

Görülüyor ki insanların Allah’tan talepleri resûl. Nitekim Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderdiğinde, göndermeden evvel:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Sahih Buhari (2756)

Muaz b. Cebel (r.a.) şöyle anlatmaktadır:

“Ey Muaz! Allah’ın kullar üzerindeki hakkı ve kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, biliyor musun?” dedi.

Ben, “Allah ve Resûlü daha iyi bilirler.” dedim.

Şöyle buyurdu:

“Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, hiçbir şeyi ortak kılmadan O’na ibadet etmeleridir.

Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanlara azap etmemesidir.”

Ben, “Ey Allah’ın Resûlü! İnsanlara bu haberin müjdesini vermeyeyim mi?” dedim.

“Onlara müjde verme ki, güvene kapılmasınlar!” buyurdu.

İşte görülüyor ki Allah’ın üzerimizdeki hakkı Allah’a şirk koşmamak ama kulların Allah üzerindeki hakkı Allah’ın onlara azap etmemesidir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 20 Ekim 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20266 dk okuma0