Muhterem Hocam, Allahû Tealâ’nın insanlara verdiği velî, muhafızı geri alması mümkün müdür?
Soru
Muhterem Hocam, Allahû Tealâ’nın insanlara verdiği velî, muhafızı geri alması mümkün müdür?
Cevap
Evet. Kişi çektiği zikirden zikrini düşürürse, fıska düşerse o zaman koruyucu kalkan kalkıyor.
Allahû Tealâ, Mâide 105'te: “Ey âmenû olanlar! Nefsinizi tezkiye etmek üzerinize borçtur. Siz hidayette iseniz dalâlette olanlar size zarar veremezler.”
5/MÂİDE-105 Yâ eyyuhâllezîne âmenû aleykum enfusekum, lâ yadurrukum men dalle izâhtedeytum, ilâllâhi merciukum cemîân fe yunebbiukum bimâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.
Yani kim mürşide tâbî ise o zaman dalâlette olanlar ona zarar vermez. Ama eğer kişi iç durumunu değiştirirse, bozarsa o zaman Enfâl Suresi’nin 53. âyet-i kerimesinde bildirildiği gibi: "Bu, Allah’ın bir kavme ni’met olarak verdiğini (onunla ni’metlendirdiği şeyi), onlar kendilerinde olan şeyi değiştirinceye kadar (değiştirmedikçe) değiştirici olmadığından dolayıdır.”
8/ENFÂL-53 Zâlike biennallâhe lem yeku mugayyiren ni'meten en'amehâ alâ kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim ve ennallâhe semîun alîm(alîmun).
Bu, Allah’ın bir kavme ni’met olarak verdiğini (onunla ni’metlendirdiği şeyi), onlar kendilerinde olan şeyi değiştirinceye kadar (değiştirmedikçe) değiştirici olmadığından dolayıdır. Ve muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi bilendir.
Yani onlar iç dünyalarını değiştirmedikçe, zikirlerini yapmaya devam ettikçe Allahû Tealâ da o muhafızı onların üzerinden almaz. Ama zikrini bırakırsa, fıska düşerse o zaman devrin imamı onlardan alınır. Vekâlet o kişi Allah’ın yolunda olduğu süre içerisinde devam eder. Allahû Tealâ diyor ki: “O kişi hareket tarzını değiştirmediği sürece, kötüye dönüştürmediği sürece biz onun üzerindeki muhafızı geri almayız. Onu muhafazanın dışında bırakmayız. Onu hep koruruz.” Ama hangi standartlarda? O kişi iç dünyasını değiştirmedikçe. İşte Ra‘d Suresi’nin 11. âyet-i kerimesinde önden arkadan onu koruyan; Şuarâ Suresi’nin 215. âyet-i kerimesinde sağdan ve soldan onu koruyan hem muhafızı var, hem de vekili var.
13/RA'D-11 Lehu muakkibâtun min beyni yedeyhi ve min halfihî yahfezûnehu min emrillâh(emrillâhi), innallâhe lâ yugayyiru mâ bi kavmin hattâ yugayyirû mâ bi enfusihim, ve izâ erâdallâhu bi kavmin sûen fe lâ meredde lehu, ve mâ lehum min dûnihî min vâl(vâlin).
Onları (o kavimdekileri), önünden ve arkasından (önden arkaya doğru uzanan) takip edenler (devrin imamlarını koruyan muhafız melekler) vardır. Allah’ın emrinden olup, onları korurlar. Muhakkak ki; Allah, onlar nefslerinde olan şeyi (hidayette kalma konusundaki niyetlerini) bozmadıkça, bir kavimde olan şeyi bozmaz (devrin imamının ruhunu başlarının üzerinden almaz). Ve Allah, bir kavme ceza vermeyi dilediği zaman, artık onu reddedecek (mani olacak kimse) yoktur. Ve onlar için, ondan başka koruyan bir dost yoktur.
26/ŞUARÂ-215 Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve mü’minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.
O vekil, Allah’ın da vekilidir. O vekil, aynı zamanda tâbî olan insanların da vekilidir. Tâbî olan insanların vekili olarak onlar için Allah’tan mağfiret talebinde bulunur. Yani nebî resûlsa asaleten şefaat yetkisine sahiptir. Ama velî resûlsa vekâleten şefaat yetkisine sahiptir.