Muhterem Hocam, anlamakla idrak etmek aynı şey midir? Açıklayabilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, anlamakla idrak etmek aynı şey midir? Açıklayabilir misiniz?
Cevap
Hayır. Anlamak, işitmekle gerçekleşir. İdrak etmek kalbine indirmekle gerçekleşir. İdrak ayrıdır, anlamak ayrıdır. Anlamak, işiten kişinin âyetlerin mânâsına varmasıdır. İdrak etmek de onu kalbine indirip başkasının istifadesine sunmasıdır. Nitekim Mulk suresinin 10. âyet-i kerimesinde:
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu: İşitseydik ve akletseydik... İşte İşitmek, âyetlerin mânâsına varmaktır. Âyetleri bize açıklayan kimdir? Nebî resûl ve velî resûl. İlim verilenlere baktığımız zaman Hacc suresinin 54. âyet-i kerîmesinde:
İLİM VERİLENLER (ÖĞRENENLER)
1. NAHL-27: Sonra kıyamet günü (Allah), onları alçaltacak. Ve onlara: "Ortaklarım nerede?" diyecek. "Onlar için ayrılıklara düştünüz." Kendilerine ilim verilenler şöyle dedi: “Muhakkak ki rezillik ve azap, bugün kâfirlerin üstündedir.”
2. İSRÂ-107: De ki: “O’na inanılsın veya inanılmasın, O’ndan önce kendilerine ilim verilen kimseler, onlara (Kur’ân’ın secde âyetleri) okunduğu zaman, secde ederek çeneleri üstüne kapanırlar.”
3. HACC-54: Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O’na îmân etmeleri, onların kalplerinin O’nu (Allah’ı) idrak etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları mutlaka Sıratı Mustakîm’e hidayet edendir.
4. KASAS-80: Ve ilim verilenler: “Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah’ın sevabı daha hayırlıdır. Buna, sabredenlerden başkası mülaki olmaz.” dediler.
5. ANKEBÛT-49: Hayır O (Kur’ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sinelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler.
6. RÛM-56: Ve ilim ve îmân verilenler: “Andolsun ki Allah’ın Kitabı’ndaki beas (yeniden diriliş) gününe kadar (mezarda) kaldınız.” dediler. İşte bu beas günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz.
7. MUHAMMED-16: Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah’ın kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbi olanlardır.
Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum: O, kendilerine ilim verilenler Hacc-54 onun söylediklerini Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri ve ona îman etmeleri, onların kalplerinin onu Allah’a idrak etmesi içindir. Bakın, îman etmeleri yani anlamaları, mânâsına varmaları ve kalplerinin onu Allah’a idrak etmesi içindir ve kalbine indirmeleri...
Allah, âmenû olanları Sıratı Mustakîm’e ulaştırıyor. Öyleyse anlamakla idrak etmek aynı şey midir? Hayır, değildir. Anlamak, işitmenin bir neticesidir. Velî resûl devri veya nebî resûl âyeti açıklıyor, kişi mânâsına varıyor, işitiyor. Ama işittiği âyetle amel ettiği zaman onu kalbine indiriyor, kendisine mal ediyor, idrak ediyor. Nitekim burada
Fe tuhbite lehu kulûbuhum: kalplerini Allah’ı idrak etmesi için Allahû Tealâ onların kalplerine ihbatı koyar. Allah, âmenû olanları sırat-ı müstakîme ulaştırır.
Evet gerçekten âmenû olmak. Nitekim hikmet sahibi âlimin sohbetinde bulunmak, kelâmını işitmek üzerinize farzdır. Evvelâ resûlün âyetleri açıklamasıyla işitmemiz, anlamamız söz konusu. Daha sonra onu hayatımıza tatbik etmemizde de idrak etmemiz sonucu.
Onun için Mulk Suresinin 10. âyet-i kerimesi
67/MULK-10 Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler.
Kâlû lev kunnâ nesmeu ev na’kılu: İşitseydik ve akletseydik, bugün cehennemde olmazdık.” diye bir ifade söz konusudur. Allah razı olsun.