Muhterem Hocam, başkalarından özür dilemenin önemi nedir?

Soru

Muhterem Hocam, başkalarından özür dilemenin önemi nedir?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, insanların birlik ve beraberlik içerisinde toplumsal hayatı yaşaması, ferdin üzerine birtakım sorumlulukların yüklenmesini gerektiriyor:

1. madde: Dışımızdaki herkes hak sahibidir.

2. madde: Dışımızdaki herkesi sevmek.

3. madde: Sevmenin sağlaması fedakârlıkta bulunmak.

Sevgi fedakârlıktır ve fedakârlığın ölçüsü de zikirdir. İşte herşeyin en güzel olduğu bir ortamda yaşamak istiyorsak, önce biz daha güzele ulaşmalıyız. Toplumun da daha güzele ulaşması için zemin hazırlamalıyız. Başkalarına sıkıntı veren birisi olamayız. Ne zaman bu sıkıntıyı verirsek, hissederseniz, yapacağımız şey derhal ondan özür dilemektir, af dilemektir. Yetmez, bundan sonra o yanlışı bir daha asla yapmamaktır.

Biz diyoruz ki; haklı olduğumuz halde karşı taraftan af dilemek, özür dilemek her zaman temel hedefimiz olması lâzım. Biz ondan af dilediğimiz zaman, özür dilediğimiz zaman kavga biter, barış yerine gelir. Kuvvetli bir ihtimalle o da bizden af dilemek mecburiyeti duyacaktır. Önemli olan, olayı olmamış hale getirebilmektir. Eğer gerçekten onun affını kazanırsanız, olay olmamış gibi hüviyetine girer. Af, barışın zekatıdır.

Şimdi o slaytımıza bakacak olursak, davranış biçimleri açısından A ile B birlikte inceleyelim. Olay üzerinde A’nın B’ye yanlış davranışta bulunduğunu, ona zulmettiğini düşünelim.

ALLAH'IN ADALETİNİN TECELLİ ETMESİ

KİŞİ KÖTÜLÜK / ZULÜM (ŞERR) YAPARSA

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybeder.

(+100) Tokat yiyen kişi zulme uğradığı için derecat kazanır.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI KÖTÜLÜK (ZULÜM) (KISAS) YAPARSA

(-100 +100) Tokat atan kişi tokat yerse derecat kazanır.

(+100 -100) Tokat yiyen kişi karşılık verirse derecat kaybeder.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE KARŞI SESSİZ KALIRSA (AF)

CASİYE – 14: …(Allah’ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için derecat kaybetmiş olur.

(+100) Tokat yiyen kişi affettiği için derecat kazanır.

KİŞİ KÖTÜLÜĞE (ŞERRE) İYİLİKLE MUKABELE EDERSE

FUSSULET – 34: Hasene ve seyyie, eşit değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla.

O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur.

(-100) Tokat atan kişi zulüm yaptığı için kaybettiği derecat ile kalır.

(+100 +100) Tokat yiyen kişi affetmesi yanında, iyilikle karşılık verdiği için yine derecat kazanır.

Bir kere her olay Allah'ın serîul hisâb olması hasebiyle, Allahû Tealâ anında adaleti gerçekleştiriyor. Ama o herhangi bir olayla biz yanı başımızdaki kişiye, nefsimize uyarak zulmettik.

Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim çerçevesinde bize tanıdığı hak (şeriat) kıssası emrediyor; misliyle cevap verebiliriz ama burada kazancımız yok. Biz herhangi bir olayda kazanamıyorsak, aslında ömür sermayemizi kaybediyoruz. Olayı sıfırla bitirmişiz. Halbuki Allahû Tealâ bizden devamlı hayır yapmamızı istiyor. İşte bu olayda 2 tercihle karşı karşıyayız:

1- Affetmek.

2- Kısas tatbik etmek.

Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de Şûrâ Suresinin 40, 41, 42, 43. âyet-i kerimelerinde şöyle buyuruyor:

42/ŞÛRÂ-40 Ve cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ, fe men afâ ve asleha fe ecruhu alâllâh(alâllâhi), innehu lâ yuhıbbuz zâlimîn(zâlimîne).

Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah’a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez.

42/ŞÛRÂ-41 Ve le men intesare ba’de zulmihî fe ulâike mâ aleyhim min sebîl(sebîlin).

Ve gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan kimseler, işte onlar; onların üzerine (aleyhlerine) bir yol (ceza) yoktur.

42/ŞÛRÂ-42 İnnemes sebîlu alellezîne yazlimûnen nâse ve yebgûne fîl ardı bi gayril hakk(hakkı), ulâike lehum azâbun elîm(elîmun).

Fakat insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların üzerine (aleyhlerine) yol (ceza) vardır. İşte onlar; onlar için elîm bir azap vardır.

42/ŞÛRÂ-43 Ve le men sabere ve gafere inne zâlike le min azmil umûr(umûri).

Ve elbette kim sabreder ve bağışlarsa muhakkak ki bu, gerçekten azîm (büyük) işlerdendir.

"cezâu seyyietin, seyyietun misluhâ"

Yani birisi bize bir zulümde bulunursa misliyle cevap verebiliriz. Ama Allahû Tealâ öyle buyuruyor, diyor ki: “Ama kim affeder ve ıslâh ederse…”

Şimdi karşı taraf nefsine uyarak bize zulüm işliyor. Biz affediyoruz ve derecat kazanıyoruz. Biz hep Allah içiniz, Allah için olmak, başkaları için yaşamak… O nefsine uyarak bize karşı zulüm işleyen kardeşimizin de ıslâh olmasını sağlamak hedefimiz olması lâzım. İşte Allahû Tealâ diyor ki: "Kim affeder, (yetmez) kötülüğe karşı hayırla mukabele ederse (yani ıslâh ederse), o zaman Allah onları sever." Ama zulme uğradıktan sonra kişi kısas tatbik ederse, onun aleyhinde bir ceza yok.

Ceza sadece kim içindir? Burada Allahû Tealâ belirtiyor. Allah’ın bizden istediği: “Ama kim sabreder de (yani affederse) ve kötülüğe karşı hayırla mukabele ederse, işte en büyük işlerden bir tanesi (yani kötülüğe karşı hayırla mukabele etmek)..."

Allahû Tealâ’nın dizaynı bu. O zaman hepimizin buna çalışması lâzım. Af, barışın zekâtıdır. Her iki taraf bu şekilde davranırsa o zaman en güzel noktaya ulaşmış olur. Birlik ve beraberlik içinde hayatına devam eder. Kavga işlenmemiş olur, zulüm işlenmemiş olur.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma2