Muhterem Hocam, ben Peygamber Efendimiz’i (S.A.V) rüyamda iki üç kez gördüm. Kur’ân okumayı kalpten çok istiyorum ama öğrenemiyorum. Ne yapmamı önerirsiniz?
Soru
Muhterem Hocam, ben Peygamber Efendimiz’i (S.A.V) rüyamda iki üç kez gördüm. Kur’ân okumayı kalpten çok istiyorum ama öğrenemiyorum. Ne yapmamı önerirsiniz?
Cevap
Yine insanların büyük bir kısmı Kur’ân-ı Kerim öğrenmeyi hep Arapça öğrenip elifbasından okumak şeklinde anlıyorlar. Hâlbuki nebîler sultanı Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) okuma yazması yoktu. Okuma yazması olmayan bir peygamber 23 sene boyunca Kur’ân’ı kalbinden okudu. Öyleyse Kur’ân-ı Kerim’i kalbinden okumakla elifbadan okumak farklı şeyler. Kur’ân-ı Kerim’i kalbinden okumak, Allah Resûlü (S.A.V), Efendimiz hidayetle okumak diyor.
O zaman hiç okuma yazması olmayan bir insan Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmek istiyorsa yapması gereken şey ne? Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. Niye bu dilek bu kadar önemli?
İnsanın yaratılışına baktığımız zaman Allahû Tealâ bütün insanları, bay ve bayan hepsini, Hicr Suresinin 26. âyet-i kerimesinde belirtildiği gibi bir fizik bedenle halk etmiş.
15/HİCR-26 Ve lekad halaknâl insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık.
Fizik beden, bu dünya hayatını yaşayabildiğimiz için insanın kalıbı. Et ve kemikten oluşan, iç organlarla mücehhez, beyinle kaim, aklın kumandasında çalışan, doktorların ihtisas alanı.
Ama bu bedenin içerisinde iki vücudumuz daha var. Bir tanesi nefsimiz. Allahû Tealâ, Şems 7’de:
91/ŞEMS-7 Ve nefsin ve mâ sevvâhâ.
Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun).
Nefsimiz berzah âlemine aittir. Ve nefsimizin manevî kalbinde 19 tane hastalık var. Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne ve fesat olmak üzere 19 tane hastalık. Şeytan da 19 hastalığa %100 tesir ediyor.
O zaman olay buysa Allahû Tealâ’nın El Adl esması var. Denge içerisinde herşeyi yaratmış. Ve şu anda nefsimizin manevî kalbinde 19 tane afet var. Şeytan %100 tesir ediyor. Şeytanın lehine 1-0 galip durumda iblis.
Ama Allahû Tealâ abesle iştigal etmez. Zatından ruh üfürüyor. Ruhta da afetlerin zıtları olan 19 tane haslet var. Sevgi, îmân, doğruluk, adalet, edep, ilim, cömertlik, sekînet, itaat, sabır, tevazu, kanaat, şükür, ketumiyet, hakikat, faziletler, vefa, ihlâs ve tevhid.
O zaman ruhta da 19 tane haslet var. Ve yine şeytan afetlere tesir ettiği için, ruhun besleyici destekleyicisi olmadığı için iblis tekrar yine 1-0 galip durumda. Bunu nereden anlıyoruz? Nebîler sultanı Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) hadîsinden. Allah Resûlü şöyle buyuruyor: “Eski toplumların derdi size dokundu. Haset ve kin.”
Haset, nefsimizin 19 afetinden bir tanesidir. Kin ve nefret de nefsimizin 19 afetinden bir tanesidir. 19 afetle mücehhez olan bu dizayn içerisinde mutlaka ruhun destekleyicisi olması lâzım.
İşte Allahû Tealâ katından mürşitler gönderiyor ve mürşitler Allah’a davet ediyorlar. Duyduk duymadık demeyin. Kalpten ulaşmayı dileyin. Allah’ın zatından üfürülen ruh sizde bir emanettir. Allah emanetini geri istiyor. Nisâ Suresinin 58. âyet-i kerimesi gereğince Allah, emanetleri sahibi olan Allah’a iade etmenizi emreder.
4/NİSÂ-58 İnnallâhe ye’murukum en tueddûl emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adl(adli). İnnallâhe niımmâ yeızukum bihî. İnnallâhe kâne semîan basîrâ(basîran).
Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.
İşte bu emre itaat eden kişi Allah’a ulaşmayı diliyor. Kalpten Allah’a ulaşmayı dilediği an, o zaman o kişiye Rahîm esmasıyla Allah tecelli ediyor. Gözlerindeki perdeyi kaldırıyor. Kulaklarındaki vakrayı kaldırıyor. Kalbindeki ekinneti kaldırıyor ve o kişi kör, sağır ve dilsizken gören, işiten ve idrak eden birisi haline geliyor. O zaman o kişi artık Kur’ân-ı Kerim’i hidayetle okumaya başlıyor. Hidayetle okumak demek, okunan Arapça âyetlerin manasına varmak, o manayı da kalbe indirmek ve idrak etmek demektir.
Dolayısıyla kardeşimiz eğer gerçekten Kur’ân-ı Kerim’i öğrenmek istiyorsa bunun anahtarı kalpten Allah’a ulaşmayı dilemektir. Dileyip dilemediğinin de sağlaması var mı? Var tabii. Eğer kalpten dilerse mutlaka mürşit sevgisini Allah onun kalbinde oluşturur. O kişi mürşidine mutlaka ulaşmak ister.
Ama kalpten dilemeyen, dilden dileyen kişi asla bu sevginin künhüne varamaz. O sevgi yoksa o zaman o kişinin ruhunun vücudundan ayrılması mümkün değil. Mürşide tâbîiyet yoksa. Allah razı olsun.