Muhterem Hocam, bir din adamı, "Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîdde okumak şarttır, farzdır. Tecvîdsiz okuyan günahkârdır." dedi. Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîdli okumak farz mıdır?

Soru

Muhterem Hocam, bir din adamı, "Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîdde okumak şarttır, farzdır. Tecvîdsiz okuyan günahkârdır." dedi. Kur’ân-ı Kerîm’i tecvîdli okumak farz mıdır?

Cevap

Hayır değildir. Tecvîdle okuyanları tebrik ediyoruz. Güzel bir iş yapıyorlar. Ama tecvîdle okumayanlar da okudukları Kur’ân-ı Kerîm’den asgarî derecâtı alırlar.

Allahû Tealâ’nın Hadîd Sûresi’nin 25. âyet-i kerîmesinde beyan ettiği bir hakikat var:

“Andolsun ki resûllerimizi beyyinelerle, açık delil ve ispat vasıtalarıyla gönderdik ve onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik.”

57/HADÎD-25 Lekad erselnâ rusulenâ bil beyyinâti ve enzelnâ meahumul kitâbe vel mîzâne li yekûmen nâsu bil kıst(kıstı), ve enzelnel hadîde fîhi be’sun şedîdun ve menâfiu lin nâsi ve li ya’lemallâhu men yensuruhu ve rusulehu bil gayb(gaybi), innellâhe kavîyyun azîz(azîzun).

Andolsun ki resûllerimizi beyyinelerle (açık delillerle, ispat vasıtaları ile) gönderdik. Ve onlar ile beraber kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar arasında adaletle hükmetsinler diye. Ve içinde kuvvetli sertlik bulunan demiri indirdik. Ve onda insanlar için pek çok menfaatler (faydalar) vardır. Ve (bu), gaybda (görmeden) kendisine ve resûllerine yardım edecek olan kimseleri, Allah’ın bilmesi (belli etmesi) içindir. Muhakkak ki Allah; Kavî’dir (güçlüdür, kuvvetlidir), Azîz’dir.

Kitap Kur’ân-ı Kerîm’dir. Mizan da bu Kur’ân-ı Kerîm’de Allahû Tealâ’nın vazettiği emirler ve nehiylerdir. Onların yapılması ve onlara uyulması hâlinde kazanacağımız derecâtı bildiriyor. İnsanlar arasında adaletle hükmetsinler diye kitabı Allahû Tealâ nebî resûllere gönderiyor. Nebî resûller de Allah’ın kendilerine indirdiği şeriat kitaplarıyla hükmediyorlar. Mizan da bu Kur’ân’daki emirlerin yerine getirilmesi, yasaklara uyulması hâlinde hangi derecâtı kazanacaksak, onlar da mizan içinde yer alıyor.

İşte eğer olay buysa, o zaman her Kur’ân okuyan kesinlikle asgarî derecâtı kazanır. Ama Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz tecvîdle Kur’ân okuyan hayırlıdır dememiştir. İnsanlar Resûlullah’ın şu hadîsini bilirler:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)

Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.

Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu

“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”

“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”

En hayırlınız Kur’ân-ı Kerîm’i Arapça okuyan ve okumayı öğretendir, demiyor. “En hayırlınız Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğretendir.” Kur’ân-ı Kerîm’in bir lafzı, mânâsı ve 7 ruhu vardır. Ve yine Resûlullah: “Ümmetimin en hayırlısı Mehdî (A.S)’dir.” buyuruyor. Bu iki hadîsi birleştirecek olursak, Mehdî (A.S)’ın neden en hayırlı olduğu ortaya çıkıyor.

Çünkü Mehdî (A.S), Kur’ân-ı Kerîm’in nefsî mânâsını ve 7 ruhunu Allah’tan öğrenmiştir ve Allah’ın emriyle öğretmektedir. Ama Mehdî (A.S)’ın Arapça okuma yazması, Arapça tahsili yoktur. Yine Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz, yirmi üç sene boyunca Kur’ân-ı Kerîm’i okudu ama okuma yazması yoktu.

İşte Ankebût Suresi’nin 48. âyet-i kerîmesinde Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz’e:

“Sen bundan önce kitap okumadın ve onu elinle de yazmıyorsun.” buyuruyor.

29/ANKEBÛT-48 Ve mâ kunte tetlû min kablihî min kitâbin ve lâ tehuttuhu bi yemînike izen lertâbel mubtılûn(mubtılûne).

Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O’nu elinle de yazmıyorsun. Öyle olsaydı, batılda olanlar (boş konuşanlar) elbette şüphe ederlerdi.

Peygamber Efendimiz’in okuma yazması yok; o zaman tecvîdle okumadığına göre bir farzı yerine getirmemiş mi oluyor? İnsanlar boylarına mütenasip olmayan yalanlar söylüyorlar.

Ama sevgili kardeşlerim, din adına size ne söylenirse söylensin, siz onu Kur’ân-ı Kerîm’le karşılaştırın. Allahû Tealâ Zümer Suresi 18. âyet-i kerîmede buyuruyor: “Onlar sözü dinlerler, ahsen olanına tâbî olurlar.”

39/ZUMER-18 Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).

Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).

Yani Kur’ân’da vazedilene tâbî olurlar. Kur’ân’da, tecvîdle Kur’ân okumadığınız takdirde kayıptasınız diye bir âyet söz konusu değildir. Bunlar insanların söyledikleri kendi zanlarıdır. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20263 dk okuma2