Muhterem Hocam, bir haftadır Allah’a ulaşmak için dilek duasını yapıyorum. Hacet namazı kılmamıştım. Birkaç gün önce aşırı yorgunken gözlerimi kapattım ve yükselip uzay boşluğuna,
Soru
Muhterem Hocam, bir haftadır Allah’a ulaşmak için dilek duasını yapıyorum. Hacet namazı kılmamıştım. Birkaç gün önce aşırı yorgunken gözlerimi kapattım ve yükselip uzay boşluğuna, ardından cehennem ateşine girdim, hemen geri döndüm. Bunun dilek duasıyla bir ilgisi var mı, açıklar mısınız?
Cevap
Hayır, sevgili kardeşlerim.
Allahû Tealâ resûlü ile neziri ile insanları uyarıyor ve müjdeliyor. İşte En'âm 48: "Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderiyoruz."
6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Kimler için müjdeci, kimler için uyarıcı? Ulaşmayı dileyenler için müjdeci, ulaşmayı dilemeyen için uyarıcı.
"Kim âmenû olur, ıslâh edici amel işlerse..."
Sevgili kardeşlerim, kişi âmenûdür ama ıslâh edici ameller işlemiyor. Kişi âmenûdür ama takva sahibi değil. O âmenû olan kişi takva sahibi değil, ıslâh edici amel işlemiyorsa kurtuluşta mıdır? Hayır, değil. O sebeple Allahû Tealâ Enfâl 29’da: "Eğer takva sahibi olursanız size furkanlar verir ve sizin günahlarınızı örter."
8/ENFÂL-29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Kardeşimiz: "Hemen geri döndüm. Bunun dilekle bir ilgisi var mıdır?" diyor. Dersini alırsan, Allahû Tealâ eğer cehennemle uyarıyorsa ve sen de dilemediğin için bu noktada sana gösteriyorsa, ders alırsan aslında hemen dileyip kendini cehennemden kurtarman lâzım. Çünkü Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kur’ân’ın kendisine indirildiği günlerde etrafındaki Mekke eşrafı ve diğer akrabayı taallukatına onları isimleriyle çağırarak ne diyor?
"Kendinizi cehennemden kurtarınız, kendinizi cehennemden kurtarınız, kendinizi cehennemden kurtarınız!"
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6
Ebû Hureyre’den nakledilen bir Hadis:
“Ey Abdüşems oğulları! Ey Ka’b İbni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez…”
Şimdi benim sualim var size: Bir insanın cehennemden kurtulması nasıl, neyle olur?
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Arafat'taki toplantısında ne diyor? Diyor ki:
-Ey Kureyş cemaati! Ben size şu dağın eteğinde, şu vadide düşman atları var, hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek desem bana inanır mısınız?
-Evet, inanırız.
diyorlar. O zaman Peygamberler Efendimiz (S.A.V) onlara şu İlâhi hakikati bildiriyor:
-O halde ben şimdi sizin önünüzde şiddetli bir azap bulunduğunu, Allah’a mülâki olmaya inanmayanların o çetin azaba uğrayacaklarını haber veriyorum.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Tefsir, 26; Müslim, İman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kureyş kabilesini Safâ Tepesi’ne davet etti ve şöyle hitap etti.
“–Ey Kureyş cemaâti! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek desem, bana inanır mısınız?”
Onlar da hiç düşünmeden:
“–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.
Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisnâ bu tasdîki alan Peygamber Efendimiz S.a.v. onlara şu ilâhî hakîkati bildirdi:
“–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allâh’a mülâkî olmaya inanmayanların o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.
Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve âilesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.
Ey Kureyş cemaâti! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allâh’ın huzûruna varmanız, dünyâdaki her hareketinizin hesâbını vermeniz muhakkaktır. Netîcede hayır ve ibâdetlerinizin mükâfâtını, kötü işlerinizin de ceza ve şiddetli azâbını göreceksiniz! Mükâfât ebedî bir cennet; mücâzat ise dâimî bir cehennemdir.”
Yani likâallaha inanmayanlar gireceği yer neresi? Cehennem. Likâallaha îmân edenlerin gideceği yer neresi? Cennet. O zaman bir insanın kendisini cehennemden kurtarması neyledir? Likâallahı dilemesiyle.
İşte Cebrail (A.S)'ın Peygamber Efendimiz'e ilk sorduğu sual:
-Îmân nedir, Ya Allah’ın Resûl'ü?
-Îmân, likâallahtır.
diyor Allah Resûl'ü.
Yani îmânın likâallah olduğu buyuruluyor. Likâallah yoksa îmân yoktur, likâallah yoksa kurtuluş yoktur, likâallah yoksa cennete gitmek söz konusu değil. Allah razı olsun.