Muhterem Hocam, Allah’ın emir ve yasakları kutsal kitaplarda açıkça beyan edilmiş. Günümüzde birçok insan bunları yerine getirerek mutlu olurum diye düşünüyor. İnsanlar kendilerini
Soru
Muhterem Hocam, Allah’ın emir ve yasakları kutsal kitaplarda açıkça beyan edilmiş. Günümüzde birçok insan bunları yerine getirerek mutlu olurum diye düşünüyor. İnsanlar kendilerini tanımadıkça Allah’ın emir ve yasaklarını yerine getirebilir mi?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Allah’ın Kur'ân-ı Kerim ilmi, farzdır. İlim olmadan olmaz. İlimsiz sofu şeytanın maskarasıdır.
Nedir ilim? İlim, Allah’ın Kur'ân-ı Kerim’de açıkladığı hidayettir. İki âyet-i kerimede, birisi Bakara 120, diğeri de Âli İmrân 73.
Bakara 120: Kul: de ki; İnne: şüphesiz; hudallâhi: Allah'a ulaşmak; huve:o; el hudâ:hidayettir.
Ama Âli İmrân 73’te ise: Kul inne’l-hudâ hudallâh: Şüphesiz ki hidayet Allah’a ulaşmaktır.
2/BAKARA-120 Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min velîyyin ve lâ nasîr(nasîrin).
Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.
3/ÂLİ İMRÂN-73 Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dinekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).
Ve (Ehli Kitap): “Sizin dininize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).
Şimdi hidayetin; Allah’a ulaşmak ile ilim arasında bir ilişki var mı? Var. Çünkü Allahû Tealâ burada buyuruyor ki "bu ilim, yani hidayetin, Allah’a ulaşmak olduğu ilmi sana geldikten sonra onların hevasına tâbi olursan" yani Allah’a ulaşmayı dilemezsen, "senin için Allah’tan bir mürşid yok."
Demek ki kimler için mürşid var? Allah’a ulaşmayı dileyenler için. Kimler için yok? Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için. İşte 7 tane âyet-i kerimede Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerin dalâlette kalacağı, "onlar için bir hidayetçi yok" buyuruyor Allahû Tealâ. 7 âyet: Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri, Allah dalâlette bırakıyor ve onlar için bir hidayetçi yok:
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER – GAYY YOLUNDA
1. YÛNUS-7: …Onlar, Bize ulaşmayı dilemezler. Onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır…
2. YÛNUS-11:…Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız.
RA’D – 27: …Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır…
3. YÛNUS-15: Bize ulaşmayı dilemeyen kimseler şöyle dedi: “Bize bundan başka bir Kur’ân getir…”
4. YÛNUS-45: …Allah’a mülâkî olmayı yalanlayanlar, hüsrandadır…
EN’ÂM – 31: Allah’a mülâkî olmayı yalanlayan kimseler hüsrana düştüler…
5. FURKAN-21: Ve Bize mülâkî olmayı dilemeyenler:…nefslerinde kibirlendiler…
6. RUM-8: …İnsanların çoğu, Rab’lerine mülâkî olmayı inkâr edenlerdir.
7. SECDE-10: …Onlar, Rab’lerine mülâkî olmayı inkâr edenlerdir.
FUSSİLET – 54: Onlar gerçekten Rab’lerine mülâkî olacaklarından şüphe içindeler…
ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLER İÇİN MÜRŞİD YOK, TARİK-İ CEHİMDE, SIRAT-I CEHİMDE
1. ARÂF – 186: Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur…”
2. RA’D – 27: De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendisine ulaştırır.”
RA’D – 33: …Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur.
3. KEHF – 17: …Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.
4. ZUMER – 23:… Allah, kimi dalâlette bırakırsa, o zaman onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur.
5. ZUMER – 36: …Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için hidayetçi yoktur.
6. MÜ’MİN – 33:…Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için koruyucu yoktur.
7. ŞÛRÂ – 44: Ve Allah kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onun için, bundan sonra bir velî (dost) yoktur…
Ama 7 âyet-i kerimede Allah’a ulaşmayı dileyenler için Allah, onları mürşitlerine ulaştıracağını garanti ediyor:
ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – ALLAH’I SEVENLER – SEBİLİ REŞAD ÜZERİNDE
1. BAKARA-46: …Rab’lerine muhakkak mülâkî olacaklarına....yakın derecesinde inanırlar.
BAKARA-156: …Biz muhakkak ki Allah için (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız)” derler.
2. BAKARA-249:…O kendilerinin muhakkak Allah’a mülâkî olacaklarını kesin olarak bilenler…
3. EN’ÂM-154:…onlar, Rab’lerine mülâkî olacaklarına inanırlar…
4. RA’D-2: …Ayetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâkî olmaya yakîn hasıl edersiniz.
5. KEHF-110: …Kim Rabbine mülâki olmayı dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın…
6. ANKEBUT-5: Kim Allah’a mülâkî olmayı dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah’ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir…
7. İNŞİKÂK-6: Ey İnsan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru cehd ile (nefsinle) cihad edersin.
Sonunda O’na mülâkî olursun.”
ALLAH’A ULAŞMAYI (HİDAYETİ) DİLEYEN – MÜRŞİDE TÂBİ – TARİK-İ VE SIRAT-I MÜSTAKİM ÜZERİNDE
1. ÂLİ İMRÂN-31: …Allah’ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbî olunuz ki Allah da sizi sevsin…
2. ÂLİ İMRÂN-164: Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir nîmet olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder...
3. MERYEM-43…bana tâbî ol. Seni, Sıratı Sevîyye’ye hidayet edeyim.
RA’D – 7:…Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır.
4. YÂSİN-21: (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun.
Ve onlar, mehdilerdir.”
5. MÜ’MİN-38: Ve âmenu olan adam şöyle dedi: “Ey kavmim! Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım.”
6. ZUHRUF-61:…Sakın şüphe etmeyiniz! Ve bana tâbî olun, işte bu Sırat-ı Müstakîm’dir.
7. CUMA-2: Ümmîler arasında kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder....
Öyleyse insanların kendi kendine Allah’ın emirlerini yerine getirmesi, Allah’a ulaşma dileğinden gâfil olması, onları hiçbir yere götürmez. Ne Rahîm esması ile Allah tecelli eder ne de zikir söz konusu.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in hadisi:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Bihar-ül Envar, c.92, s.29
“Saadetli insanlar gibi yaşamak isteyen, şehitler gibi ölmeyi arzulayan ve kıyamet gününde kurtulmayı dileyen, mahşer gününde arşın gölgesi altında bulunmayı arzulayan, dalâletten kurtulup hidayet üzere hidayet bulmayı istiyorsanız, Kur’ân-ı Kerim’i ders alın. Kur’ân-ı Kerim’i her yönüyle öğrenmeye çalışın. Şüphesiz Kur’ân-ı Kerim, Rahmân’ın kelâmıdır ve şeytana karşı insanı koruyan bir kalkan ve amel terazisini ağırlaştırandır.”
1. Mutlu olmak isteyen,
2. Şehit olmak isteyen,
3. Kıyâmet gününde kurtulmayı dileyen,
4. Mahşer gününde arşın gölgesi altında bulunmayı arzulayan,
5. Dalâletten kurtulmayı isteyen,
6. Hidayete kavuşmayı isteyen,
Kur’ân-ı Kerim’i ders alsın. Kur’ân-ı Kerim’i her yönüyle öğrenmeye çalışsın.
Çünkü Kur’ân-ı Kerim,
1. Rahmân’ın kelâmıdır.
2. Şeytana karşı insanı koruyan bir kalkandır.
3. Amel terazisini ağırlaştırandır.
İşte Rahmân Esmasının tecellisi, ancak Allah’a ulaşmayı dilememizle tahakkuk eder. Rahîm Esmasının tecellisi ise zikirle birlikte Allah’ın katından gelen nurların kalbimize girmesiyle gerçekleşir.
"Rahmân’ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerim, şeytana karşı insanı koruyan bir kalkandır ve amel terazisini ağırlaştırandır." Ne kadar kişi amel işlerse işlesin, kitabın hükmü devreye girmeden o kişinin sevapları günahlarından fazla olamaz. Kişi cennetlik amel işler ama kitabın hükmü devreye girdiği zaman o kişi bakar ki cehennemlik kalmış.
Kitabın hükmü: Allah’a ulaşmayı dilemek. Ne kadar amel yaparsa yapsın, Allah’a ulaşmayı dilemedikçe onun kurtuluşu yok. Öte yandan kişi cehennemlik amel işler ama kitabın hükmü devreye girer ve Allah’a ulaşmayı dilediği an, Allah bütün günahlarını örter ve o kurtuluşa erenlerden olur.