Muhterem Hocam, bir misafirimiz Allah’a ulaşmayı dilemek konusunda "Biz şiir gibi bir dua bilmiyoruz; Allah’tan ne istiyoruz? ‘Ya Rabbi ihlâs ver, yakîn ver’ diye talepte bulunuyor

Soru

Muhterem Hocam, bir misafirimiz Allah’a ulaşmayı dilemek konusunda "Biz şiir gibi bir dua bilmiyoruz; Allah’tan ne istiyoruz? ‘Ya Rabbi ihlâs ver, yakîn ver’ diye talepte bulunuyoruz." Bir insanın ihlâslı olması, yakîn sahibi olması nasıl gerçekleşir?

Cevap

Yakîn sahibi olmak, ihlâs sahibi olmak yine Allah’a ulaşmayı dilemek, tâbîyet ve zikirle gerçekleşir; mürşide tâbîyet ve zikirle gerçekleşir.

Kur’ân-ı Kerim’in bütünlüğü içeren, ASR Suresi’ne baktığımız zaman;

103/ASR-1 Vel asri.

Asra yemin olsun.

103/ASR-2 İnnel insâne le fî husr(husrin).

Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır.

103/ASR-3 İllâllezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabrı.

Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah’a ruhu ulaşıp Hakk’ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç.

İnsanlar hüsranda. Ama Allah zamana yemin ediyor; insanlar hüsranda. Kurtulabilenler hangileri? “İllâllezîne âmenû.” Âmenû olanlar hariç. Kimdir âmenû olanlar? Allah’a ulaşmayı dileyenler. Ve “amilûs sâlihâti” ıslah edici amel işleyenler kimdir onlar? Mürşidlerine tâbî olanlar. “Ve tevâsav bil hakkı” hakkı tavsiye edenler kimler? Onlar ruhlarını teslim edenler. “Ve tevâsav bis sabrı” sabrı tavsiye edenler kimdir? Onlar iradelerini Allah’a teslim edenlerdir.

Allahû Tealâ, En’âm 30’da:

6/ENÂM-30 Ve lev terâ iz vukıfû alâ rabbihim, kâle e leyse hâzâ bil hakk(hakkı), kâlû belâ ve rabbinâ, kâle fe zûkûl azâbe bimâ kuntum tekfurûn(tekfurûne).

Ve Rab’lerinin huzurunda durduruldukları zaman görsen. (Allahû Tealâ) “Bu hak değil mi?” dedi. “Evet, Rabbimize andolsun.” dediler. Allahû Tealâ: “O halde inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın.” dedi.

"Davete işitenler icabet eder." Hacc 54’te de;

22/HACC-54 Ve li ya’lemellezîne ûtûl ilme ennehul hakku min rabbike fe yu’minû bihî fe tuhbite lehu kulûbuhum, ve innallâhe le hâdillezîne âmenû ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).

Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl'ün, Nebî Resûl'ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O'na îmân etmeleri, onların kalplerinin O'nu (Allah'ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm'e hidayet edendir.

"Allah’a yönelip O’na teslim olun. Kabir azabı gelmeden evvel." Öte yandan Câsiye 23’te;

45/CÂSİYE-23 E fe raeyte menittehaze ilâhehu hevâhu ve edallehullâhu alâ ilmin ve hateme alâ sem’ihî ve kalbihî ve ceale alâ basarihî gışâveten, fe men yehdîhi min ba’dillâhi, e fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).

Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz?

Emânîye bilgilerle bir ilmin sahibi olmasına rağmen ama ilmin içerisinde hidayet yok, hidayeti bilmiyorlar onların ilmi faydasız ilimdir.

İnsanlar ihlâs müessesesini onların istediği zaman ulaşabilecekleri bir hüviyet kabul ediyorlar. Oysa ki ihlâs bir makamdır; daimî zikre ulaştıktan sonra nefsin bütün afetlerden temizlendiği bir noktadır. Bu, Allahû Tealâ’nın indinde çok büyük bir seviye ifade eder. Yerin, göğün melekûtu ve bütün sırlarına sahip olan insanlar ihlâs sahipleridir.

Bir insanın yakîn sahibi olabilmesi için de gören, işiten ve idrak eden bir hüviyete kavuşması lâzımdır. Tebliğden sonra Allah’a ulaşmayı dileyenler ilm'el yakînin sahibi olurlar. Yakîn için Allah’a ulaşmayı dilemekten başka iradenin teslimine kadar uzanan bir muhteva söz konusudur: İlm'el yakîn, ayn'el yakîn ve hakk'ul yakîn. Ayn'el yakîne daimî zikirle ulaşılır; ama hakk'al yakîn ise Allah’ın Zat'ının görülmesiyle gerçekleşir. İhlâs sahipleri iki yakînin sahibidirler. İhlâs sahipleri henüz hakk'ul yakîne ulaşmayanlardır. Ama İhlâs sahipleri İlm'el yakîn ve ayn'el yakînin sahibidirler kainat boyutu içerisinde.

Öyleyse muhtevaya baktığımız zaman, istisnasız böyle bir durum söz konusu. Allah’a ulaşmayı dilemekten başlayan iradenin teslimine kadar ulaşan geniş bir yelpaze, Beyyine Suresi’nin 5. âyet-i kerimesinde;

98/BEYYİNE-5 Ve mâ umirû illâ li ya’budûllâhe muhlisîne lehud dîne hunefâe ve yukîmûs salâte ve yu’tûz zekâte ve zâlike dînul kayyimeh(kayyimeti).

Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur.

Hadîs-i şerifte Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak:Heysemi 1/107

“Ümmetim için en korktuğum şey, yakîn derecesinin azalmasıdır.”

“Ümmetim için en çok korktuğum şey, yakîn derecesinin zayıflamasıdır.” Yani yakîn derecesinin zayıflaması; rüyetullaha en son noktada hakk'ul yakîn gerçekleşir. İhlâsta ve ulûl'elbâb da ayn'el yakîn, ilm'el yakîn de yakîn de yakîn derecesinin azalması yani kişinin Kur’ân ilminden ve Kur’ân’dan uzaklaşması mânâsına geliyor.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0