Muhterem Hocam, bir misafirimiz “İslâm cem olun, ayrılmayın, bir olun, beraber olun.” diyor. "Mürşid de bu cemin başıdır." dedi. Gerçekten de insanların cem olmasında mürşidin nasıl

Soru

Muhterem Hocam, bir misafirimiz “İslâm cem olun, ayrılmayın, bir olun, beraber olun.” diyor. "Mürşid de bu cemin başıdır." dedi. Gerçekten de insanların cem olmasında mürşidin nasıl bir fonksiyonu vardır?

Cevap

İnsanların cem olmasına mürşidle bu olay gerçekleşir. Evvelâ Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in şu hadîs-i şerifini hatırlatmakta fayda var:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Tirmizî 2778, İbnî Mâce 3991 – 3994

“Benim ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. 72 tanesi cehenneme gidecek, bir tanesi hariç.”

İşte "O fırka-ı naciye kimlerdir Ya Resûlullah?" deyince "Ben ve sizin gibi sıratı müstakim üzerinde olanlar." Öyleyse her şeyden evvel Allah yolunda olmak lâzım. Allah yolunda olmak bir dilektir, kalben Allah’a ulaşmayı dilemek. İşte Âli İmrân 103 de:

3/ÂLİ İMRÂN-103 Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû, vezkurû ni’metallâhi aleykum iz kuntum a’dâen fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bi ni’metihî ihvânâ(ihvânen), ve kuntum alâ şefâ hufratin minen nâri fe enkazekum minhâ, kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî leallekum tehtedûn(tehtedûne).

Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah’ın sizin üzerinizdeki ni’metini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece O’nun (Allah’ın) nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz.

“Hepiniz Allah’ın ipine sarılın ve fırkalara ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki ni’metini zikredin. Siz birbirinize düşmandınız, Allah kalplerinizi birleştirdi, O’nun ni’metiyle kardeşler oldunuz.”

İşte fırkalara ayrılmamak sırat-ı müstakim de olmayı gerektiriyor. Bu da ancak Allah’a ulaşmayı dilemekle gerçekleşir. Ama cem olmak bir sonraki safha, mürşide tâbî olmayı gerektirir. Rûm Suresi'nin 31 ve 32. âyet-i kerimelerinde:

30/RÛM-31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

30/RÛM-32 Minellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyeâ(şiyean), kullu hızbin bimâ ledeyhim ferihûn(ferihûne).

(O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Allah’a yönel böylece takvâ sahibi ol, Allah'a ulaşmayı dile sakın müşriklerden olma. O müşrikler ki dînlerinde fırkalara ayrılmışlardır. En’âm 153 de;

6/ENÂM-153 Ve enne hâzâ sırâtî mustekîmen fettebiûhu, ve lâ tettebiûs subule fe teferraka bikum an sebîlihi, zâlikum vassâkum bihî leallekum tettekûn(tettekûne).

Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz.

"İşte bu benim sıratı müstakimimdir, ona tâbî olun, sizi sıratı müstakimden ayıran yollara tâbî olmayın.” buyuruluyor.

Mürşid, nasıl sıratı müstakim Allah’ın ipiyse, Kur’ân-ı Kerim Allah’ın ipiyse, mürşid de insanlardan bir iptir. Hanif dinin muhtevasında tek Allah’a inanmak ve Allah’ın etrafında cem olmak, bütünleşmek, tek bir cemaat oluşturmak vardır.

Tek Allah’a inanmak tevhidin birinci cephesidir. Allah’ın tekliğine inananların tek bir fırka oluşturması tevhidin ikinci cephesidir. Demek ki Allah'a inanmak Allah’ın tekliğine inananların tek bir fırka oluşturması birinci cephesi, tek bir fırkayı vücuda getirmesi ise ikinci cephesi.

Hangi açıdan bakarsak bakalım mürşidine ulaşamayan bir insanın tevhide adım atabilmesi hiçbir şekilde mümkün değildir. Çünkü tevhid sıratı müstakim üzerinde olanların topluluğudur.

İnsanlar mürşitlerine tâbî olmazlarsa hidayete eremezler, sıratı müstakim üzerinde olamazlar. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde: “Benim ümmetim dalâlet üzere birleşmez.” buyuruyor.

10 tane âyet-i kerime mürşidine tâbî olmayanların dalâlettedir buyuruyor. Öyleyse mürşidine 10 âyet-i kerime ile tâbî olmayanlar dalâlette ise bu dalâlette olanlar dinde fırkalara ayrılanlardır.

MÜRŞİDE TABİ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 AYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve tağuttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için velî mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tabi olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâki olmaz.”

6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbidirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbi olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

Ama fırkalara ayrılanlardan kurtulan fırka-ı nâciye içinde yer alanlar, onlar kesinlikle sıratı müstakim üzerinde olanlardır ve mürşitlerine tâbî olanlardır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Onlar ki ni’metlendirildiler kurtuldular.”

Öyleyse Allah’ın mürşidine tâbî olduğumuz zaman katından bize gönderdiği devrin imamının ruhu başımızın üzerinde yer aldığı zaman bu bir ni’mettir ve biz de ni’metlenen kurtulanlardan oluyoruz.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20265 dk okuma1