Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Peygamber Efendimiz zamanında herhangi bir zikir yapıldığını ben bilmiyorum, varsa oturur tartışırız.” diyor.
Soru
Muhterem Hocam, bir misafirimiz “Peygamber Efendimiz zamanında herhangi bir zikir yapıldığını ben bilmiyorum, varsa oturur tartışırız.” diyor.
Cevap
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.
“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”
Hicretle birlikte Peygamber Efendimiz (S.A.V), Hz. Ebûbekir ile birlikte mağaraya sığındıkları zaman müşrik ve kâfirler onları takip ettiler. Allahû Tealâ küllî irade ile, özel manada mağaranın önüne bir örümcek ağ ördürüyor. İçeride olan Hz. Ebûbekir korkuyor. Allah Resûlü ilk zikir talimini orada ona veriyor: “Dilini damağına yapıştır ve Allah ismini tekrar et. Allah bizimle beraberdir, korkma.” Misafirimiz “Peygamber Efendimiz’in yaşadığı dönemde zikir yok.” diyor. Bu ilk hicret olayında birlikte mağarada Resûlullah’ın zikir öğrettiği kişi Hz. Ebûbekir’dir ve o günden bu yana hafî zikirle gelen kol, Hz. Ebûbekir’den geliyor. Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor:
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: İbn Hanbel, I, 172.
“Zikrin hayırlısı hafî olanı, rızkın hayırlısı da kâfi miktarda olanıdır.”
Cehrî zikir var, hafî zikir var ve kalp zikri var; Allah Kur’ân-ı Kerim’e koymuş. Cehrî zikir, sesle Allah isminin tekrarıdır. Hafî zikir, sesin olmadığı ama dilin hareketiyle gerçekleşen bir zikirdir. Kalp zikrinde ikisi de yok; ses de yok, dilin hareketi de yok. Üç çeşit zikirden de Allahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim’de bahsediyor ve “Otururken, ayaktayken, yan üstü yatarken Allah’ı zikredin.” buyuruyor.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’in kimler için örnek olduğunu Ahzâb-21’de:
33/AHZÂB-21: Lekad kâne lekum fî resûlillâhi usvetun hasenetun limen kâne yercûllâhe vel yevmel âhıre ve zekerallâhe kesîrâ(kesîren).
Andolsun ki, sizin için ve Allah’a ve ahiret gününe (Allah’a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah’ı çok zikredenler için, Allah’ın Resûl’ünde güzel bir örnek vardır.
Öyleyse eğer Resûlullah’ı örnek almak istiyorsak, bunun yolu Allah’a ulaşmayı dilemekten geçer, bunun yolu ruhunu Allah’a teslimden geçer, bunun yolu Allah’ı çok zikretmekten geçer. Kur’ân-ı Kerim’de nerede açık bir emir görüyorsanız o bir farzdır; zikir de farzdır. Bundan 14 asır evvel bütün sahâbe, yani Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayanların hepsi zikir yapıyorlardı, hepsi de daimî zikre ulaşmışlardı. Zumer-18 de bunu söylüyor; Allahû Tealâ “Onlar ulûl elbabtır.” diyor.
39/ZUMER-18: Ellezîne yestemiûnel kavle fe yettebiûne ahsenehu, ulâikellezîne hedâhumullâhu ve ulâike hum ulûl elbâb(elbâbi).
Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah’ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl’elbabtır (daimî zikrin sahipleri).
Hadîs-i Şerif’te bir adam: “Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle.” dedi. Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu.
Kul, kendini Allah’ın azabından kurtarma konusunda zikirden daha müessir bir amel işlememiştir. Âyetler net olarak bunu söylüyor.