Muhterem Hocam, bir müslüman ömür boyu ibadetlerini yaptığı hâlde Allah’a ulaşmayı dilemezse cennete giremez mi?
Soru
Muhterem Hocam, bir müslüman ömür boyu ibadetlerini yaptığı hâlde Allah’a ulaşmayı dilemezse cennete giremez mi?
Cevap
Giremez sevgili kardeşlerim. Evvela hak aynasında insana yakından bakalım. Yunus’un ifadesiyle: “İlim, ilim bilmektir. İlim, Allah’ı bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır.” Öyleyse kimdir Allah’ı bilenler? Kimdir kendisini bilenler? Allah’ı bilen, Allah’ın katından Allah’ın biz insanların iki cihan saadetine ulaşması meyanında vazifeli kıldığı resûllerin davetine icabet edenlerdir. Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.
Çünkü sevgili kardeşlerim, mutluluk Allah ile bile olmaktır. Allah ile bile olmayan, Allah’a ulaşmayı dilemeyen hiç kimsenin bu dünyada mutluluğu yaşaması mümkün değil. Ama hak aynasında kendimize baktığımız zaman Allahû Tealâ, bu zahirî âlemi yaşayabilmemiz için bir fizik beden, berzah âlemini yaşayabilmemiz için bir nefs ve Allah’ın zatından üfürülen Allah’ın bizdeki temsilcisi ruha sahibiz. Üç vücudun sahibiyiz.
Allah’a ulaşmayı dilemek ruhumuzun talebi. Ama şimdi nefsimizin manevî kalbine bakacak olursak başlangıç noktasında nefsimizin manevî kalbinde 19 tane hastalık var. Karanlıklarla temsil edilen 19 hastalık. Kin ve nefret, küfür, yalan, haksızlık ve zulüm, haset ve düşmanlık, cehalet, cimrilik, öfke ve gayz, isyan, sabırsızlık, kibir ve gurur, hırs ve şehvet, nankörlük, dedikodu, zan, kötü alışkanlıklar, vefasızlık, mürailik, fitne, fesat olmak üzere 19 hastalık.
Şimdi on dokuz hastalığı barındıran nefsimizin talebi cennettir. Cenneti talep ederse bu 19 afet sebebiyle hiçbir zaman cennete gidemez. Gelelim fizik vücuda. Fizik vücut da başlangıç noktasında şeytanın kulu durumunda. Şeytan da kulu olan hiç kimsenin cennete ulaşmayı talep etmesini sağlayamaz. Daima engel olur.
İşte iblis: “Senin Sıratı Mustakîm’ine oturacağım.” diyor A’râf Suresinin 16 ve 17. âyet-i kerimelerinde:
7/A’RÂF – 16 Kâle fe bimâ agveytenî le ak’udenne lehum sırâtekel mustekîm(mustekîme).
(İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin’e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi.
7/A’RÂF – 17 Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne).
Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.
Yani iblis insanların zikrine mâni oluyor. Öyleyse cenneti yaşayacak olan nefs ve fizik vücuttur. İkisinin talebiyle başlangıçta hiç kimse cennete gidemez. Ama ruh vücutta âmir, 19 tane hasletin sahibi ve ruhun talebi Allah’a ulaşmayı dilemek. Yani ruh sadece Allah’a ulaşabilir.
Allahû Tealâ: “Kim Bana ulaşmayı diler, takva sahibi olursa Ben onun günahlarını örterim.” Öyleyse nefs ve fizik vücut dünyayı diliyor, cenneti diliyor ama cennete gidemiyor. Ruhun cennet ve cehennemle asla ilgisi yok. Ruh Allah’ı diliyor ve Allah’ın kanunu gereğince Allah’a ulaşmayı dileyen, Enfâl 29’a göre takva sahibi olan herkesin günahlarını Allahû Tealâ örteceğini vaat ediyor:
8/ENFÂL – 29 Yâ eyyuhâllezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah’a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
Yani Allah günahlarını örttüğü için ruhun talebine binaen o kişi mutlak surette birinci kat cennetin sahibi oluyor. Eğer Allah ona mürşit gösterir, tâbî olursa ikinci kat cennetin sahibi. Eğer ömrü vefa eder, yedi sekiz aylık süre içerisinde Allah’ın kendisine sevdirdiği zikir ibadetiyle üç saat zikri Allahû Tealâ ikram ederek onu üçüncü kat cennet ve dünya saadetinin yarısına sahip kılıyor.
Âdem (A.S)’dan kıyamet gününe kadar şu söz bakidir: “Edeple gelen lütufla döner.” Öyleyse Allah’ın herkese lütfu, keremi; üç tane cennet, dünya saadetinin yarısı sadece bir dileğe karşılıktır. Vazifemiz, bize düşen görev Allah’a ulaşmayı dilemek. Geri kalan tamamıyla Allah’ın garantisinde.
Öyleyse Allahû Tealâ, Allah’a ulaşmayı dileyenlere vaat ediyor. Söz veriyor ki: “Ben sizin ruhunuzu Kendime ulaştıracağım ve sanki siz ulaştırmış gibi sizi mükâfatlandıracağım.” İşte bu sebeple bu Regaip Kandili aynı zamanda bir müjde günüdür. Neden müjde günü? Çünkü Regaip Kandili’ni idrak edenler kimlerdir? Onlar Allah’a rağbet eden, kalben Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir.
İnsanın rağbeti dünyaya ise onun gideceği yer cehennemdir. 7. âyet-i kerimede: “Kim Bizden dünyayı isterse veririz. Ama onun ahirette nasibi yok.”
42/ŞÛRÂ – 20 Men kâne yurîdu harsel âhireti nezid lehu fî harsih(harsihî), ve men kâne yurîdu harsed dunyâ nû’tihî minhâ ve mâ lehu fîl âhireti min nasîb(nasîbin).
Kim ahiret hasatını (mahsulünü, kazancını) isterse, Biz onun kazancını artırırız. Kim dünya kazancını isterse, ona (da) ondan (dünya kazancından) artırırız (veririz). Ve onun ahirette nasibi yoktur.
Ama insanın rağbeti Allah’a ise o zaman kesinlikle Allahû Tealâ onun günahlarını örttüğü için birinci kat cennet. Mürşidine ulaşıp tâbî olduğu için günahların sevaba çevrilmesi için ikinci kat cennet. Ve zikri Allah ona sevdirdiği için üçüncü kat cenneti Allahû Tealâ ona garanti ediyor. Allah razı olsun.