Muhterem Hocam, biz insanlar mutluluğu din dışında dünyaya ait şeylerden elde edebileceğimizi düşünerek hep dünya için çalışıyoruz, Ne kadar çok dünyalık elde etsek de mutlu olamıy

Soru

Muhterem Hocam, biz insanlar mutluluğu din dışında dünyaya ait şeylerden elde edebileceğimizi düşünerek hep dünya için çalışıyoruz, Ne kadar çok dünyalık elde etsek de mutlu olamıyoruz. Din bizi mutlu eder mi, bu konuda ne buyurursunuz?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, din mutluluktur. Biz insanlar zanlarımıza tâbî olduğumuz için dinin hükümlerini, Allah'ın kelâmı olan vahyi kendi zanlarımızla karıştırıyoruz. O da öyledir. Hatta âyetler kendilerine okunduğu zaman. "Onlara âyetlerimiz tilâvet edildiği zaman 'Bunlar eskinin masalıdır.' derler."

8/ENFÂL-31 Ve iza tutlâ aleyhim âyâtunâ kâlû kad semi'nâ lev neşâu le kulnâ misle hâzâ in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn(evvelîne). Ve âyetlerimiz onlara okunduğu zaman, "Biz işittik. Şâyet biz dileseydik, bunun gibisini elbette biz de söylerdik. Bu ise ancak evvelkilerin masalıdır." dediler.

Ama devamında MUTAFFİFÎN Suresi 14. âyet-i kerimesinde: "Hayır! Bu söz onların kalplerinin pas tutması sebebiyle böyledir." denir.

83/MUTAFFİFÎN-14 Kellâ bel râne alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn(yeksibûne). Hayır, bilâkis kazanmış oldukları şeyler, onların kalplerinin üzerini kapladı (kalplerini kararttı). Yani kalp kapalı olunca kişinin vahiyden nasibi olamaz. Zaten Kur'ân-ı Kerim vahiy kitabıdır. Kişi Allah'ın davetine icabet etmezse Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelli etmez ve o kişinin ahirete dönük olan, yani Allah'ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbî olunan kapılarını açmaz.

Allahû Tealâ A'râf Suresi 198. âyet-i kerimesinde: "Davet ettiğin zaman davete icabet etmezler, işitmezler." Yani sen onları hidayete davet etsen onlar işitmezler. Çünkü Allah'a ulaşmayı, hidayeti dilemedikleri için. Onlar sana bakıyor, görüyorsun ama onlar senin gerçek kimliğini görmüyorlar. Onlar seni alelade bir insan olarak görüyorlar.

7/ARÂF-198 Ve in ted’ûhum ilel ilâl hudâ lâ yesme’û, ve terâhum yenzurûne ileyke ve hum lâ yubsırûn(yubsırûne).

Ve onları eğer hidayete (Allah’a ulaşmaya) çağırırsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün ve onlar görmezler.

Görüyoruz ki gerçekten insanlar kendi zanlarına tâbîdirler ve zanlara tâbî oldukları için de şeytanın tesiri altındadırlar.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyuruyor: "Zandan sakının. Zan sözlerin en yalanıdır."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Buhârî, Vasâyâ 8, Nikâh 45, Ferâiz 2, Edeb 57, 58; Müslim, Birr 28. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 56.

Ebu Hureyre’den nakledilen bir hadîs:

"Zandan sakının. Zira zan sözlerin en yalanıdır."

Öyleyse insanlar Allah’a ulaşmayı dilemedikleri süre içerisinde hep kendi zanlarına tâbî olacaklardır. 7 tane âyet-i kerime böyle.

Allah Resûlü de buyuruyor ki: "Zandan sakının. Zan sözlerin en yalanıdır. Ve zancılardan önce ilim öğrenin."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Kütüb-i Sitte, İlim Bölümü, Ravi. Ukbe İbnu Amir, hadîs: 4112

"Zancılardan önce ilim öğrenin."

Yani Allah’ın kelâmı olan Kur’ân-ı Kerim’i öğrenin. Ama kişinin Kur’ân-ı Kerim’i öğrenebilmesi ancak mürşidinden, Allah’ın Resûl'ünden, velî resûlünden öğrenilebilir.

Âyetler tilâvet edildiği zaman o âyetlerin tilâveti o kişinin hidayeti dilemesi içindir. Ama hidayeti dilemiyor. Dilemeyince dilemeyenler işitmeyenlerdir, dilemeyenler irşad makamını irşad makamı olarak görmeyenlerdir.

O zaman şeytan onlara dünya hayatını güzel gösteriyor. İşte Hicr Suresinin 39. âyet-i kerimesinde: "Yeryüzünü onlara süsleyeceğim, hepsini saptıracağım."

15/HİCR-39 Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fîl ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).

(İblis şöyle) dedi: "Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım."

Şeytan dünya hayatıyla insanları aldatıyor ve mutluluğu dünya hayatındaymış gibi onlara kabul ettiriyor. Halbuki mutluluk Allah iledir. Allah’ın dini iledir. Allah’a teslim olmakladır. Sosyal hayatta Allah’ın vazettiği davranış biçimlerini Allah’ın emrettiği biçimde gerçekleştirmek, o şekilde bir yaşantıyı benimsemektir. Allah dünyayı bizim için yaratmış ama bizi dünya için değil; biz Allah içiniz. Dolayısıyla biz hangi oranda Allah için isek, o oranda zaten dünyayı Allahû Tealâ emrimize veriyor.

Nitekim âyetlere baktığımız zaman Allah şöyle yere vahyediyor: "Ey dünya! Kim senin için çalışırsa sen onları çalıştır. Kim Benim için çalışırsa, sen onlar için çalış." Öyleyse dünyanın bütününün insan için çalışabilmesi, o kişinin Allah için olmasına bağlı. Evet "Ey dünya! Bana hizmet edene hizmetçi ol; sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebu Nuaym el-Hilye, 3/194.

“Ey dünya, bana hizmet edene hizmetçi ol! Sana hizmet eden de senin hizmetçin olsun.”

Ya dünyanın hizmetçisi olacaksın ya Allah'ın. O zaman, mukayesenizi yapın. İşte kim dünyanın hizmetçisi ise asla mutlu olamaz; ama kim Allah'a hizmet ediyorsa kesinlikle dünya onun içindir.

O zaman, her seferinde konferanslarımızda diyoruz ki: "Dünya mı, Allah mı?" Cevabınızın Allah olması lâzım.

Allah dinin sahibidir. Allah dünya ve âhiret hayatını nasıl yaşamamız gerektiğini son şeriat kitabı olan Kur'ân-ı Kerim'de belirtmiştir. Ve biz Allah'ın ilmine uygun olarak bir hayatı benimsersek, Allah'a teslim olursak mutlaka din ile mutlu oluruz.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20264 dk okuma0