Muhterem Hocam, biz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz. Bu kadar ibadet yapmamıza rağmen sadece Allah’a ulaşmayı dilemediğim için cehenneme mi gideceğiz? Bu kadar gayretimiz ibadetimiz var. Bu yaptığım amelleri Allah boşa gidermez diye düşünüyorum. Bu konuyu açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, biz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz. Bu kadar ibadet yapmamıza rağmen sadece Allah’a ulaşmayı dilemediğim için cehenneme mi gideceğiz? Bu kadar gayretimiz ibadetimiz var. Bu yaptığım amelleri Allah boşa gidermez diye düşünüyorum. Bu konuyu açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Kur’ân-ı Kerim evvelin de kitabı, anın da kitabı, geleceğin de kitabıdır ve Kur’ân-ı Kerim Furkân'dır. Fûrkan demek doğruyu yanlıştan ayıran ölçü demektir. Şimdi bu söylediklerini Kur’ân çerçevesinde inceleyelim; "Biz namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz. Bu kadar ibadet yapmanıza rağmen sadece Allah’a ulaşmayı dilemediği için cehenneme mi gideceğiz?" Evet bu söylediklerinin cevabı; Furkân olan Kur’ân’ın Kehf suresinin 103, 104 ve 105 âyetlerinde açıklanıyor. Bakın ne buyuruyor:
18/KEHF-103 Kul hel nunebbiukum bil ahserîne a’mâlâ(a’mâlen). De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?”
18/KEHF-104 Ellezîne dalle sa’yuhum fîl hayâtid dunyâ ve hum yahsebûne ennehum yuhsinûne sun’â(sun’an). Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar.
Nerede kaybettiği dereceler, kazandığı dereceden fazla görürseniz bilin ki onlar amelleri boşa gidenlerdir. "Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için" onlar güzel amel işlediklerini zannediyorlar ama bakın cevap veriyor Kehf 105;
18/KEHF-105 Ulâikellezîne keferû bi âyâti rabbihim ve likâihî fe habitat a’mâluhum fe lâ nukîmu lehum yevmel kıyameti veznâ(veznen). İşte onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah’a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız.
Kişi diyecek ki; ben ne münasebet Allah’ın âyetlerine de inanıyorum. Kur’ân’a da îmân ediyorum o zaman bu söylediklerin geçerli değil. Evet Likâallah'ı dilemeyen yani; dünya hayatını yaşarken Allah’a ulaşmayı dilemeyenler; onlar Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerdir. Âyetlere îmân edenler kimler; işte onun cevabı Allahû Tealâ hangi âyetlerde veriyor; Neml suresinin 80, 81. âyet-i kerimesi ve Rûm suresinin 52, 53. âyet-i kerimesinde veriyor. Şimdi beraberce bakalım bu âyetlere;
27/NEML-80 İnneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn(mudbirîne). Muhakkak ki sen, ölülere işittiremezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da (Allah’ın) davetini işittiremezsin.
27/NEML-81 Ve mâ ente bi hâdîl umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne). Ve sen, körleri dalâletlerinden (çevirip) hidayete erdirecek değilsin. Sen, ancak âyetlerimize inananlara işittirebilirsin. İşte onlar, teslim olanlardır.
30/RÛM-52 Fe inneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn(mudbirîne). Öyleyse muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın, arkalarına dönüp gittikleri zaman sağırlara da daveti duyuramazsın.
30/RÛM-53 Ve mâ ente bi hâdil umyi an dalâletihim, in tusmiu illâ men yu’minu bi âyâtinâ fe hum muslimûn(muslimûne). Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır.
Başlangıçtaki insanların halleri bu; sağır, dilsiz ve körler. Şimdi âyetlere îmân söz konusu olduğu zaman mürşitlerin resûllerin birinci görevi ne? "O size âyetleri tilâvet ediyor." Resûllerin hepsi Allah’a ulaşmayı dilemeye davet ediyorlar. Evet mesela En’âm 48’de;
6/EN'ÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne). Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
"Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik." Kimler için müjdeci; Allah’a ulaşmayı kalben dileyenler için. Kimler için uyarıcı; Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için. O zaman sevgili kardeşlerim bunlar Allah’ın evrensel kanunları. Bu kanun Âdem (A.S)'ın döneminde de vardı. Bu kanun Nuh (A.S) döneminde de, bu kanun bütün zaman parçalarında geçerli olan bir kanundur. Başlangıçta herkes sağır, dilsiz ve kör. Sağır, dilsiz ve kör olan bu insanlara katından hidayetçiler gönderiyor, resûller gönderiyor. Onlar da Allah’a davet ediyorlar. Bu davet herkesedir. Allah'a davet. İşte daveti kabul edenler Bakara 186’da;
2/BAKARA-186 Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, felyestecîbû lî velyu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne). Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).
"Davetime icabet ederseniz". O zaman Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecellî ediyor ve onların kulaklarındaki vakrayı engelleri kaldırıyor ve onlar işitenler, teslim olanlar. İşte amelin ne olursa olsun. Tamam amel yapmışsın, namaz kılmışsın, oruç tutmuşsun, zekât vermişsin, hacca gitmişsin ama ameller niyete tabiîdir. Hedefin ne? Hedefin Allah’a ulaşmayı dilemek değilse; amellerin boşa gidiyor. Likâallah yoksa. Sadece bu âyette değil. Yûnus 45’te; de; Likâallah'ı yalanlayanlar, âyetleri yalanlayanlar onlar da hidayete eremezler. Zümer 65’te; de; şirk olanlar, ulaşmayı dilemeyenlerin de amelleri boşa gidiyor.
10/YÛNUS-45 Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesû illâ sâaten minen nehâri yeteârafûne beynehum, kad hasirallezîne kezzebû bi Likâallahi ve mâ kânû muhtedin(muhtedine). Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah’a mülâki olmayı (Allah’a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimseler olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah’a ulaştıramadılar).
39/ZUMER-65 Ve lekad ûhıye ileyke ve ilâllezîne min kablike, le in eşrakte le yahbetanne ameluke ve le tekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne). Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: “Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah’a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun.” diye vahyolundu.
Ve Allah Resûlü (S.A.V) şöyle buyuruyor;
HADÎS-İ ŞERİF Kaynak: Kütübü sitte, Kenzu’l-Ummal, h. No: 576. "Sizden bir kimse cennet ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer. Yine bir kimse cehennem ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer."
İşte aynen şu anda ifade ettiğimiz gibi İslâm’ın beş şartını yerine getiriyor, cennetlik amel ama cehenneme gidiyor. Cehenneme gitmesinin arkasında ne var? Likâallah'ı dilememesi var. Öyle insanlar var cehennemlik amel işlerler ama cennete gideceklerdir. Hiçbir cennetlik ameli yok ama Allah’a ulaşmayı diliyor ve Allahû Tealâ Enfâl 29’a; göre onun bütün günahlarını örtüyor. Öyleyse açık ortada. Amel boşa gidiyor mu evet ulaşmayı kalben dilemediğin takdirde.