Muhterem Hocam, bu dünya hayatını yaşarken vuslata ermek isteyen kişi ne yapmalıdır?

Soru

Muhterem Hocam, bu dünya hayatını yaşarken vuslata ermek isteyen kişi ne yapmalıdır?

Cevap

Bu dünya hayatını yaşarken vuslata ermek isteyen kişi mutlaka takva sahibi olmalıdır. Yani Allah’a ulaşmayı dilemelidir.

İşte Rûm 31:

30/RÛM-31 Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).

O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.

“Allah’a yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Sakın müşriklerden olmayın.”

Şimdi, “Allah’a yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin), takva sahibi olun.” Allah’a yönelmenin, Allah’a ulaşmayı dilemek olduğunu nereden biliyoruz? Allahû Tealâ bunu Bakara 223’te öyle buyuruyor:

2/BAKARA-223 Nisâukum harsun lekum, fe’tû harsekum ennâ şi’tum ve kaddimû li enfusikum vettekûllâhe va’lemû ennekum mulâkûh(mulâkûhu), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).

Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Ve kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah’a karşı takva sahibi olun ve O’na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü’minleri müjdele.

"Takva sahibi olun. Bilin ki mutlaka Allah’a mülâki olacaksınız."

Evet, Allah’a karşı takva sahibi olun. O’na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin (kesinlikle).

Öyleyse, hayatını yaşarken vuslata ermek isteyen kişi ne yapmalıdır? Rûm 31’e göre; Allah’a yönelmeli, Allah’a ulaşmayı dilemeli, takva sahibi olmalıdır.

Şûrâ 13’e göre; Allah’ın seçtiklerinden biri olarak Allah’a yönelmeli ve Allah’ın onun ruhunu Kendisine ulaştırmayı dilemesi lâzımdır. Furkân 73 bunu kesinleştiriyor.

Ne diyordu Yunus Emre: "Taptuğun tapusunda, kul olduk kapusunda"

Kalbine îmânın yazılması, îmânın tapusudur. Ne zaman kişinin kalbine îmân yazılır? Hacet namazıyla Allah’ın kendisine gösterdiği mürşide ulaşıp tâbî olduğu zaman.

Öyleyse herkesin kafasının estiği, beğendiği bir kişiye gidip tâbî olması değil; hacet namazıyla mürşidini Allah’tan soracak. Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşıp tâbî olduğu zaman kalbine îmân yazılır ve o kişi îmânın tapusunu elde eder.

Vuslatın esası Allah’a ulaşmayı dilemektir. Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşarak, önünde diz çöküp tövbe etmesiyle birlikte vuslata başlayacak bir hüviyet kazanır.

Tövbe, vuslatın en önemli olayını oluşturur. Mürşid önünde yapılan tövbe ile ruh vücuttan ayrılıp Sıratı Müstakîm’e ulaşır. Nefsin 7 tane kademeli tezkiyesi boyunca Allah’a doğru seyr-i sülûk yolculuk yapar ve bu yolculuğun neticesinde de insanoğlu mutlaka ruhu Allah’a ulaşır. Bu, Allah’ın garantisindedir.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V), mürşid önünde yapılan tövbe için şöyle buyuruyor: "Tövbe sona ermedikçe hicret (yani ruhun seyr-i sülûkü) sona ermez. Güneş batıdan doğmadıkça tövbe sona ermez."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Ebû Dâvûd, Cihâd, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1, 192.

“Tövbe sona ermedikçe hicret de sona ermez. Güneş battığı yerden doğmadıkça da tövbe sona ermez.”

Öyleyse sevgili kardeşlerim, Allahû Tealâ Nisâ Suresinin 66. âyet-i kerimesinde ne buyuruyor? Nisâ 66'ya bakalım inşaallah:

4/NİSÂ-66 Ve lev ennâ ketebnâ aleyhim enıktulû enfusekum evihrucû min diyârikum mâ fealûhu illâ kalîlun minhum. Ve lev ennehum fealû mâ yûazûne bihî le kâne hayran lehum ve eşedde tesbîtâ(tesbîten).

Ve eğer onlara: “Nefslerinizi öldürün.” veya “Yurtlarınızdan çıkın.” diye yazsaydık (farz kılsaydık) muhakkak ki, onlardan pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ve eğer onlar, kendilerine öğütleneni yapsalardı mutlaka bu kendileri için daha hayırlı ve sebatı bakımından (îmânları) daha sağlam olurdu.

“Eğer onlara: “Nefslerinizi öldürün (nefslerin öldürülmesi cihattır, nefse karşı cihat. Eğer onlara nefsinize karşı cihada çıkın.)” veya “Yurtlarınızdan çıkın (Allah yolunda hicret edin, çıkın).” yazsaydık (farz kılsaydık), muhakkak ki onlardan pek azı hariç, bunu yapmazlardı.”

Öyleyse “farz kılsaydık” demek, aslında farz kılınmış. “Farz kılındı.” demek onlara.

“Onlardan pek azı bunu yerine getirmezlerdi.” Ama yerine getirselerdi, bu onlar için çok hayırlı bir şey olurdu.

Öyleyse Allahû Tealâ, Allah’a ulaşma dileğini de kesinlikle farz kılıyor. Eğer bakın! “Onlardan pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Eğer onlar kendilerine öğütleneni yapsalardı.” Yani demek ki Allahû Tealâ, bu 3. basamaktan 14. basamağa kadar olan kesimi, Kur’ân’ın bu bölümünü öğüt olarak kabul ediyor.

“Kendilerine öğütleneni yapsalardı (yani Allah’a ulaşmayı dileselerdi, 12 tane ihsanla mürşidine tâbî olsalardı), mutlaka bu kendileri için daha hayırlı ve sebatı bakımından daha sağlam olurdu.” O zaman ne yapardı Allahû Tealâ onları?

Nisâ 67’de:

4/NİSÂ-67 Ve izen le âteynâhum min ledunnâ ecran azîmâ(azîmen).

Ve o zaman Biz onlara, mutlaka katımızdan “büyük ecir” verirdik.

Böyle yapsalardı: “Biz onlara katımızdan ecrul azîmi verirdik.” Yani onları en üst noktaya Biz ulaştırırdık. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20264 dk okuma0