Muhterem Hocam, bu yolda düşmek, yozlaşmak nasıl bir hâldir? Bir mürid olarak bu hâli nasıl anlayabilirim? Kalbim bana ne söyler?
Soru
Muhterem Hocam, bu yolda düşmek, yozlaşmak nasıl bir hâldir? Bir mürid olarak bu hâli nasıl anlayabilirim? Kalbim bana ne söyler?
Cevap
Rabbimiz Bakara 257’de bir durum tespiti yapıyor: "Allah âmenû olanların ( Allah’a ulaşmayı dileyenlerin dostudur)."
2/BAKARA-257 Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilân nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne). Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
Kim kalben Allah’a ulaşmayı dilerse, Allahû Teâlâ bu talebi kimin kalbinde görür, bilir, işitirse Allah Rahîm esmasıyla hemen anında tecelli eder. Onların nefslerini, kalplerini zulmetten nura çıkartır. Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmainne, Raziye, Marziye, Tezkiye kademelerini bir bir geçerek %49 fazl, %2 rahmet, toplam %51 nurla kalp aydınlanır ve böylece Allahû Teâlâ o kişiyi zulmetten nura çıkartmış olur. Ama Allahû Teâlâ: "vellezîne keferû: Kâfirler de tagutun dostlarıdır." buyuruyor. Tagut da onları nurdan zulmete götürür.
İşte ruh Allah’ın Zat’ına ulaştı. Allah’ın Zat’ına ulaştı, koruyucu kalkan kalktıktan sonra şeytan onu tekrar o bulunduğu, yükseldiği yerden tekrar alçaltıp cehenneme götürmek istiyor. O zaman sağdan, soldan, önden, arkadan tesir etmek suretiyle onu şükredenlerden olmasını engeller. Kimdir şükreden, kimdir küfreden? Zikreden kişi şükredendir, zikretmeyen kişi küfredendir.
İblis, A’râf 17’de: "Sağdan, soldan, önden, arkadan gireceğim. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." diyor. Yani iblisin üzerimizdeki tesiri zikrimize mâni olmaktır.
7/ARÂF-17 Summe le âtiyennehum min beyni eydîhim ve min halfihim ve an eymânihim ve an şemâilihim, ve lâ tecidu ekserehum şâkirîn(şâkirîne). Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.
Nitekim Allahû Tealâ Zuhrûf Suresinin 36. âyet-i kerimesinde: "Kim Rahmân’ın zikrinden göz yumarsa biz ona şeytanı musallat ederiz." buyuruyor.
43/ZUHRÛF-36 Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn(karînun). Ve kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.
Öyleyse zikir varsa şükür vardır. Zikir yoksa küfür vardır. O zaman yozlaşmak, zikirsizliğin bir sonucudur. Küfürden kaynaklanıyor. O zaman bir mürid olarak bu hâli nasıl anlayabilirsin? Zikrine dört elle sarılacaksın, konsantre olacaksın ve zikirden asla ayrılmayacaksın. 24 saatlik zaman dilimi içerisinde daima sorumlulukların sıralamasında zikri birinci sıraya alacaksın.
Araplar: “Allah’ı bulan neyi kaybetmiş ki? Ama Allah’ı kaybeden neyi bulmuş ki?” diyorlar. Biz bunu şöyle söyleyelim; Allah’ı zikreden neyi kaybetmiş ki? Ama Allah’ı zikretmeyen, gaflet içinde olan neyi bulmuş ki? Dolayısıyla bu açıdan olaya bakarsan, o zaman ne yapman gerektiğini net olarak anlarsın.