Muhterem Hocam, çok mutsuzum, mutlu olamıyorum. Mutlu olmak için ne yapmalıyım? Mutluluğa giden yolu nasıl bulabilirim? Açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, çok mutsuzum, mutlu olamıyorum. Mutlu olmak için ne yapmalıyım? Mutluluğa giden yolu nasıl bulabilirim? Açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Âdem (A.S)’dan kıyâmet gününe kadar Allahû Tealâ’nın kendilerine şeriat kitabı verdiği bütün peygamberler, kendileriyle birlikte Allah’ın gönderdiği şeriat kitapları, bütün insanlar için bir mutluluk davetini, bir mutluluk reçetesini ve bir mutluluk garantisini ifade eder. Öyleyse mutluluğu ait olduğu yerde aramak durumundayız. Kitaplarda değil, Allah’ın kutsal kitaplarında aramalıyız.
Allah'ın kutsal kitaplarına baktığımız zaman mutluluğun enfüsî ve âfâkî olmak üzere iki kanadı olduğunu görüyoruz. Enfüsî mutluluk, bizimle Allah arasındaki ilişkide Allah’a ulaşmayı dilemek; yani Allah’tan hoşlanmak, Allah’ı sevmek, Allah’a âşık olmak, Allah’a hayran olmak muhtevası içinde gerçekleşir. Bu tamamen Allah’tan hoşlanmak, Allah’ı sevmek, Allah’a âşık olmak, Allah’a hayran olmak ve zikre dayalı bir muhtevayı ifade ediyor. Enfüsî mutluluk zikirle gerçekleşir.
Bir de âfâkî mutluluk var. İnsanlarla olan ilişkilerimizde Allahû Tealâ, toplumsal hayatın içerisinde insanların birbiriyle ahenk içerisinde yaşayabilmeleri için en alt seviyede kısası koymuş. Ama bu konuda bir emri yok. Kısas, toplumsal hayatın bir gereği olarak Allah’ın koyduğu şeriat hükmüdür. Yani şeriat kısası emrediyor ama kim mürşidine tâbî olmuşsa tarikat ise affa emrediyor. Hakikat ise kötülüğe karşı hayırla mukabele etmemizi emrediyor.
Öyleyse kim mürşidine tâbî ise onun toplumsal hayattaki ait olduğu standart nedir? Kim kendisine bir haksızlıkta bulunursa o kesinlikle affedebilmelidir. Onun için Hz. Mûsâ (A.S): “En adil hâkim, kendisini başkasının yerine koyup yargılayandır.” Hz. Îsâ (A.S): “Komşunu kendin gibi sev.” Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz’in (S.A.V) âfâkî mutluluğun olmazsa olmaz şartı: “Kendin için istediğini kardeşin için istemedikçe, kendin için istemediğini kardeşin için istemedikçe îmânın kemâline eremezsin.” buyuruyor.
O hâlde her hâlükârda bu hedefe ulaşmak durumundayız. Allah için olmak, başkaları için yaşamaktır. Başkaları için yaşamak onları mutlu etmekten geçer. Biz kimi mutlu edersek onun katını Allahû Tealâ bize yaşatıyor. O zaman mutlu olmak istiyorsak etrafımızda 8 milyar insan var. Onlara hangi mutluluğu verirsek onlardan gelmese dahi mutlaka Allah görüyor. Onun için “İyilik yap, denize at; balık bilmese Hâlık bilir.” Allah mutlaka o mutluluğu bize veriyor.
Yani bizimle Allah arasındaki ilişkiler ve bizim diğer insanlarla aramızdaki ilişkiler… İnsanlar “Ben Allah katında nasıl bir yerin sahibiyim?” diye merak ediyorlarsa toplumsal hayat içinde başka insanlara karşı davranış biçimlerine baksınlar. Eğer kendisine yapılan zulme karşı intikam almak istiyorsa bu şeriatı ifade ediyor. Ama şartlar ne olursa olsun nefs tezkiyesi yapmış, tarikat ehli olan birisi “Rabbim beni imtihan ediyor.” der. Çünkü her olayda muhatap Allahû Tealâ’dır ve ya takdiri ya izni tahtında gerçekleşiyor. O zaman olay buysa o daima affı seçer. Başka insanlar ne yaparsa yapsın onları affedebilmek, karşı hayırla mukabele etmek de en üst noktadaki hakikati ifade ediyor. Allah razı olsun.