Muhterem Hocam, dinin insanlara açıklanmasında hikmet sahibi âlimlerin rolü nedir?

Soru

Muhterem Hocam, dinin insanlara açıklanmasında hikmet sahibi âlimlerin rolü nedir?

Cevap

Evet, çok üst seviyede görev sahibi olanların hepsi hikmet sahibi âlimlerdir. İster devrin imamından bahsedelim, o hikmet sahibi âlimdir. İster kavim resûllerinden bahsedelim, o hikmet sahibi âlimdir. İster velî mürşidten bahsedelim, o hikmet sahibi âlimdir. Devrin imamı, Allah’ın kendisine söylettiğini söyleyen, yaptırdığını yapan, Allah’ın tasarrufunda olandır. Ve Allahû Tealâ ifade ettiğimiz gibi irşadla vazifeli kıldığı herkesi hem öğütle hem hikmetle Allah’a davet ediyor.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Müslim, Îmân, 1, 74.

“Din nasihattir.”

Sahabe: “Kimin için nasihattir?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) :

“Allah, Kitabı, Resûlü, mü’minlerin yöneticileri ve tüm Müslümanlar için nasihattir.”

“Kimler için?” Allah için, Allah’ın kitabı için, Allah’ın Resûlü için, mü’minlerin yöneticileri için ve tüm Müslümanlar için nasihattir. Öyleyse evvela nasihatle Allah’a davet ediliyor ama arkasından hikmetle de Allah’a davet ediliyor. Nasihatle Allah’a davet, hikmetle Allah’a davet. İkisi de bir hedefe insanı ulaştırmak, kâmil insan kılmak içindir.

Fussilet Suresinin 44. âyet-i kerimesinde Kur’ân-ı Kerim’in âmenû olanlar için şifa ve hidayet olduğu ifade ediliyor:

41/FUSSİLET-44 Ve lev cealnâhu kur’ânen a’cemiyyen le kâlû lev lâ fussilet âyâtuh(âyâtuhu), e a’cemiyyun ve arabîy(arabîyyun), kul huve lillezîne âmenû huden ve şifâun, vellezîne lâ yû’minûne fî âzânihim vakrun ve hûve aleyhim amâ(amen), ulâike yunâdevne min mekânin baîd(baîdin).

Ve eğer O’nu (Kitab’ı), yabancı dil bir Kur’ân kılsaydık, mutlaka: “O’nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü’min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur’ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir.”

Şifa ve rahmettir. Ve hikmet sahibi olmak, Allahû Tealâ’nın İndinde bir vasıf kazandırmasıdır. Onlar ancak Allah’tan alırlar ve Allah’ın kendilerine öğrettiğini söyleyebilirler. Evet, onun için Mevlânâ diyor ki: “Hak’tan alır halka veririz.” Onlar Allah’tan alırlar ve Allah’ın kendilerine öğrettiğini söyleyebilirler. Hak’tan alıp halka vermek.

Unutmayın, Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in okuma yazması yoktu ama bütün Arap kavmine Kur’ân-ı Kerim’i o öğretti. dini ancak Allah’ın anlattığı ve kendisine başkalarının anlatma yetkisi verdiği insanlar anlatabilir. Her devirde anlatan ve anlatılan insanlar vardır ama hikmet sahibi olmayan kişi için bu geçerli değildir. Hikmet sahibi olmayan insanlar tereddüt oluşturabilir.

dinimize girmiş hurafelerden bir tanesi de: “Siz Kur’ân-ı Kerim açıklaması yapamazsınız. Kur’ân-ı Kerim açıklaması yapabilmek için 11 tane ilme sahip olmak gerekli. Onu da ancak peygamberler yapar.” diyerek insanlara Allah’a giden yolu kapatıyorlar. Hâlbuki önemli olan Allahû Tealâ’nın irşadla vazifeli kıldığıdır. Ve her devirde devrin imamının dışında 7 safha varis vardır. Devrin imamı asaleten bir nebî resûl olabilir. Onun olmadığı dönemlerde devrin imamı vekâleten bir velî resûl olabilir.

Ama onun dışında yedi grup varis var:

7 SAFHA VARİSLER (ALLAH’A DAVET EDENLER)

ÂLİMLER

1. KUR’ÂN'IN LAFZINI ÖĞRENENLER VE ÖĞRETENLER VE TEBLİĞ EDENLER

CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O’dur. Onlara, O’nun (Allah’ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerim’i) ve hikmeti öğretir. ...

2. KUR’ÂN'IN RUHUNU ÖĞRENENLER VE ÖĞRETENLER VE TEBLİĞ EDENLER

ÂLİ İMRÂN-20 … “Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik VÜCUTumuzu) Allah'a teslim ettik.” O kitab verilenlere ve ümmîlere: “Siz de vechinizi (fizik VÜCUTunuzu) (Allah'a) teslim ettiniz mi?” de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir...

3. HİKMETİ ÖĞRENENLER VE ÖĞRETENLER VE TEBLİĞ EDENLER

NİSÂ-113 … Ve Allah, sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Ve Allah'ın senin üzerindeki fazlı çok büyüktür.

ULÛL’ELBAB

ÂLİ İMRÂN-7 … onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab.

MUHLİSLER

HİCR-40 ”Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna.”

4. HİKMETİN ÖTESİNİ ÖĞRENENLER VE ÖĞRETENLER VE TEBLİĞ EDENLER

BAKARA-151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap’ı ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin.

5. MARUFLA EMREDEN MÜNKERDEN NEHYEDENLER VE TEBLİĞ EDENLER

ÂLİ İMRÂN-104 Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.

6. VELÎ RESÛLLER VE TEBLİĞ EDENLER

ARÂF-62 Size Rabbimin risalelerini (gönderdiklerini) tebliğ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve size nasihat ediyorum (öğüt veriyorum). Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah’tan öğreniyorum (biliyorum).

HALİFELER

7. VEKALETEN DEVRİN İMAMLARI VE TEBLİĞ EDENLER

SECDE-24 Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık, sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize yakîn hasıl etmiş oldukları için.

“El ulemâ veresetül enbiyâ.” Onlar hikmet sahibi âlimlerdir. Nebîlerin varisleridir. Allah Resûlü (S.A.V) Efendimiz:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Deylemi, El Firdevsü bi Me’sûru’l-Hitâb c.6 s.567/449 (Beyrut); Ramuze’l-Ehadis c.2 s.463/3; İ. Gazali, İhyâu Ulûmiddin I. cilt, sh. 154.

"Her âlimle değil, sizi beş şeyden sakındırıp, beş şeye çağıran âlimle oturunuz.

Riyadan ihlasa,

Kibirden tevazuya,

Düşmanlıktan nasihate,

Şüpheden yakîne,

Dünyaya rağbetten zühde."

Öyleyse başlangıç noktasında kişi gizli şirkte. Riya gizli şirktir. Riyadan ihlâsa Allah’a daveti içeriyor. Allah razı olsun.

Âli İmrân Suresinin 7. âyet-i kerimesinde Kur’ân’ın muhatabı olan kişinin kalbî yapısı üç şekilde olabilir: Kalbinde zeyğ olanlar, kalbi hasta olanlar, kalbi rasihûn olanlar ve ulûl elbâb.

3/ÂLİ İMRÂN-7 Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtun muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihât(muteşâbihâtun), fe emmâllezîne fî kulûbihim zeygun fe yettebiûne mâ teşâbehe minhubtigâel fitneti vebtigâe te’vîlihi, ve mâ ya’lemu te’vîlehû illâllâh(illâllâhu), ver râsihûne fîl ilmi yekûlûne âmennâ bihî, kullun min indi rabbinâ, ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb(elbâbi).

Kitab'ı sana indiren O'dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab'ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbî olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te'vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: “Biz O'na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır” derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl'elbab (daimi zikrin ve sırların sahipleri) (tezekkür edebilir).

Bunlardan Allah’ın yetkili kıldığı, sadece ulûl elbâbdır. Kalbinde zeyğ olanlar ve rasihûn olanlar da kurtuluşta değil. Kalbinde zeyğ olanlar müteşabih âyetleri yanlış yorumlayarak insanlar arasında fitne yaratıyorlar. Yani kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlar.

Öbür taraftan ilimde kökleşmiş olan insanlar da: “Müteşabih âyetlerin hepsi Allah’tandır.” diyorlar ama onlar da tezekkür edemezler. İllâ ulûl elbâb. Onlar da Allah’a inanıyorlar ama kalplerinde Allah’a ulaşma dileği yok. Emaniyye ile bir muhteva içindedirler. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20266 dk okuma0