Muhterem Hocam, doğruları öğrenen insanların başkalarına da bu konuda yol göstermesi önemli midir?
Soru
Muhterem Hocam, doğruları öğrenen insanların başkalarına da bu konuda yol göstermesi önemli midir?
Cevap
Elbette.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) bir hadîs-i şerrifinde şöyle buyuruyor: "Kıyâmete kadar ümmetimin içerisinde Allah'a itaat eden, hayırlarda yarışan bir topluluk hep olacaktır."
Kaynak: Elbani, Nasuriddin, Silsiletu’l-Ehadisi’s-Sahiha, Beyrut, 1991, V,7
"Her asırda ümmetimden Allah’a itaat ve hayırda yarışanlar bulunacaktır."
İşte bu topluluk, Âli İmrân Suresinin 104. âyet-i kerimesiyle eş değer mânâyı ifade ediyor. Âli İmrân 104'te Allah ne buyuruyor?
"İçinizden bir topluluk (ümmet) bulunsun; insanları hayra çağırsın, mârufla emretsin ve münkerden nehyetsin. İşte onlar felâha erenlerdir."
3/ÂLİ İMRÂN-104 Veltekun minkum ummetun yed’ûne ilel hayri ve ye’murûne bil ma’rûfi ve yenhevne anil munker(munkeri), ve ulâike humul muflihûn(muflihûne).
Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir.
İşte her devirde Allah'a itaat eden, hayırlarda yarışanlar. Allah'a itaat eden, hayırlarda yarışanlar olabilmesi için kişinin hayra (daimî zikre) ulaşması lâzım. Ama onun öncesinde mârufla emretmek, münkerden nehy etmek.
Allahû Tealâ Nûr Suresinin 21. âyet-i kerimesinde: "Şeytan adımlarına tâbî olmayın. Kim şeytan adımlarına tâbî olursa şeytan ona fuhşiyatı ve münkeri emreder." Yani kim Allah'a ulaşmayı dilemezse şeytan ona fuhşiyatı ve münkeri emrediyor.
24/NÛR-21 Yâ eyyuhâllezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah’ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem’î’dir (en iyi işitendir) Alîm’dir (en iyi bilendir).
Fuhşiyat, nefsin taleplerinin bütününü ifade ediyor. Nefsin afetleri, 19 afet sebebiyle Allah'ın bütün emirlerine isyan eden, yasak olan fiilleri işleyendir. Nefsimizin 19 afeti de Allah'ın yasaklarını talep ediyor. Nefsimizin 19 afeti de ruhun taleplerine isyan ediyor. Yani kendi taleplerini yerine getirmek, ruhun taleplerine isyan etmek; fuhşiyatı emrediyor. Bu sebeple iblis: "Yasakları işleyin, nefsin taleplerine uyun." diyor ve inkârı (münkeri) de emrediyor, ruhun taleplerini inkar ediyor. Ama Allahû Tealâ da bunun tam tersi. Allah, mârufu (irfanı) emrediyor. Ruh Allah'ın emrindendir; ruhun taleplerini emrediyor ve kişiyi münkerden uzaklaştırıyor.
Yûsuf 108'de Allahû Tealâ:
12/YÛSUF-108 Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”
Her devirde 2 grup insan var:
1- Allah'ın dostları
2- Şeytanın dostları (tagut).
Kim taguta kul olmaktan içtinap ederse, Allah'a ulaşmayı dilerse Allah ona mutlaka mürşidi gösterir ve mürşide tâbî olan kişi Yûsuf 108'de:
12/YÛSUF-108 Kul hâzihî sebîlî ed’û ilâllâhi alâ basîratin ene ve menittebeanî, ve subhânallâhi ve mâ ene minel muşrikîn(muşrikîne).
De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah’ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.”
Allah'ın dostları Allah'ın velileridir. Şeytanın dostları da tagut olarak zikrediliyor. Allah'ın dostuna dost olanlar Allah'ın dostudur. Allah'ın dostuna düşman olanlar, onlar da tagutun dostlarıdır. İşte şeytanın dostları, şeytana dost olanlar, onlar hepsi taguttur. Bakara 257'de Allahû Tealâ bunu söylüyor. A'râf 130'da, Mâide 57'de vs.
ALLAH’IN DOSTLARI
ALLAH’A DOST OLANLAR
1. BAKARA-257 Allah, âmenû olanların (Allah’a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır…
2. YÛNUS-62 Muhakkak ki Allah’ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun olmazlar, öyle değil mi?
RESÛLE VE MELEKLERE DOST OLANLAR
3. MÂİDE-55 Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allah ve O’nun Resûlü ve âmenû olup namazı kılan, zekâtı veren kimselerdir…
4. FUSSİLET-31 Biz dünyada ve âhirette sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın istediği ve talep ettiğiniz (her) şey vardır.
MÛ’MİNLER BİRBİRİNİN DOSTUDUR
5. TEVBE-71 Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. Ma’rûf ile emreder ve münkerden nehyederler.
ALLAH TAKVA SAHİPLERİNİN DOSTUDUR
6. CÂSİYE-19 …Ve Allah, takvâ sahiplerinin dostudur.
BİRBİRLERİNİN DOSTUDURLAR
7. ENFÂL-72 Muhakkak ki; âmenû olan ve hicret eden ve mallarıyla ve nefsleriyle Allah yolunda cihad edenler, (onları) barındıran ve yardım edenler, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır...
ŞEYTAN’IN DOSTLARI
ŞEYTANA DOST OLANLAR
1. BAKARA-257 …Ve kâfirlerin dostları tâguttur (onlar, şeytanı dost edinirler; şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır…
2. A‘RÂF-30 …Muhakkak ki onlar, Allah’tan başka şeytanları dost edindiler. Ve onlar kendilerinin hidâyete erdiklerini zannediyorlar.
KAFİRLERİ DOST EDİNENLER
3. MÂİDE-57 Ey âmenû olanlar! …Dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve de kâfirleri velîler (dostlar) edinmeyin…
4 . ENFÂL-73 Kâfir olan kimseler birbirlerinin dostlarıdır…
NİSÂ-144 … başkasını, kâfirleri dost edinmeyin…
MÛNAFIKLARI DOST EDİNENLER
5. NİSÂ-89 Onlar, kendileri gibi inkâr etmenizi ve böylece onlarla bir olmanızı istediler. Artık Allah’ın yolunda hicret edinceye kadar, onlardan dost edinmeyin …
ZALİMLERİ DOST EDİNENLER
6 . CÂSİYE-19 Muhakkak ki onlar, Allah’tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zâlimler birbirinin dostudurlar…
BABALARINI VE KARDEŞLERİNİ DOST EDİNENLER
7. TEVBE-23 Ey âmenû olanlar! İmâna karşı, imândan üstün tutarak şâyet küfrü severlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin…
En'âm 48'de Allahû Tealâ: "Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderiyoruz."
6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Kimler için müjdeleyici? Allah'a ulaşmayı dileyenler için. Kimler için uyarıcı? Allah'a ulaşmayı dilemeyenler için.
Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) 14 asır evvel ilk tebliğe başladığı an Arap kabilelerinin isimlerini zikrederek "Kendinizi cehennem ateşinden kurtarınız." diyor:
"Ey Abdülşems oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Abdülmenaf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Haşimoğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Abdülmuttalip oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız. Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar. Çünkü sizi, Allah'ın azabından kurtarmaya benim gücüm yetmez."
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim, Îmân 348, 351. Ayrıca bk. Buhârî, Tefsîru sûre (26) 2; Tirmizî, Tefsîru sûre (27) 2; Nesâî, Vesâyâ 6
Ebû Hureyre’den nakledilen bir Hadîs:
“Ey Abdüşems oğulları! Ey Ka’b İbni Lüey oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdümenâf oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Hâşim oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Abdülmuttalib oğulları! Kendinizi cehennemden kurtarınız!
Ey Fâtıma! Kendini cehennemden kurtar! Çünkü sizi Allah’ın azâbından kurtarmaya benim gücüm yetmez…”
Yani bu cehennemden kurtuluş bir dilektir, serbest iradenin talebidir ve mutlaka o kişinin bunu gerçekleştirmesi gerekir.
Nitekim Şuarâ 214: "Aşiretini uyar." dediği zaman Peygamber Efendimiz (S.A.V) Hz. Ali'ye bütün akrabayı toplattırıyor ve Arafat'ta onlara bir konuşma yapıyor diyor ki:
-Ey Kureyş cemâati! Ben size şu vâdide düşman atları var, hemen size saldıracak, mallarınızı gasp edecek diye söylersem bana inanır mısınız?
-Evet.
diyorlar.
-Çünkü bugüne kadar sen hiçbir zaman ne yapmadın? Hiçbir yanlış yapmadın.
-O halde şimdi size önünüzdeki şiddetli bir azap bulunduğunu, Allah'a mülâki olmaya inanmayanların (burası çok önemli), çetin azaba uğrayacaklarını...
26/ŞUARÂ-214 Ve enzir aşîratekel akrabîn(akrebîne).
Ve en yakının olan aşiretini uyar.
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Buhârî, Tefsir, 26; Müslim, İman, 348-355; Ahmed, I, 281-307; İbn-i Sa’d, I, 74, 200; Belâzurî, I, 119; Semîra ez-Zâyid, I, 357-359.
Peygamber Efendimiz (S.A.V) Kureyş kabilesini Safâ Tepesi’ne davet etti ve şöyle hitap etti.
“–Ey Kureyş cemaâti! Ben size, şu dağın eteğinde veya şu vâdide düşman atlıları var; hemen size saldıracak, mallarınızı gasbedecek desem, bana inanır mısınız?”
Onlar da hiç düşünmeden:
“–Evet inanırız! Çünkü şimdiye kadar Sen’i hep doğru olarak bulduk. Sen’in yalan söylediğini hiç işitmedik!” dediler.
Oraya gelmiş bulunan herkesten bilâ-istisnâ bu tasdîki alan Peygamber Efendimiz (S.A.V) onlara şu ilâhî hakîkati bildirdi:
“–O hâlde ben şimdi size, önünüzde şiddetli bir azap günü bulunduğunu, Allâh’a mülâkî olmaya inanmayanların o çetin azâba uğrayacaklarını haber veriyorum. Ben sizi o çetin azaptan sakındırmak için gönderildim.
Ey Kureyşliler! Size karşı benim hâlim, düşmanı gören ve âilesine zarar vereceğinden korkarak hemen haber vermeye koşan bir adamın hâli gibidir.
Ey Kureyş cemaâti! Siz uykuya dalar gibi öleceksiniz. Uykudan uyanır gibi de dirileceksiniz. Kabirden kalkıp Allâh’ın huzûruna varmanız, dünyâdaki her hareketinizin hesâbını vermeniz muhakkaktır. Netîcede hayır ve ibâdetlerinizin mükâfâtını, kötü işlerinizin de ceza ve şiddetli azâbını göreceksiniz! Mükâfât ebedî bir cennet; mücâzat ise dâimî bir cehennemdir.”
O zaman bir insanın kendisini cehennemden kurtarabilmesi neye bağlı? Allah'a mülâki olmayı dilemesine bağlı. İşte Allahû Tealâ Allah'ın 1. farzı (1. safha rıza) kişinin mutlaka Allah'a mülâki olmayı dilemesidir. Allah'a mülâki olmayı (ulaşmayı) dilemesiyle kişi kendisini cehennemden kurtarır. Allah'a ulaşmayı dileyenler için müjdeci, dilemeyenler için uyarıcıdır Allah Resûl'ü. Aslında Bakara 78'de bir de bunların Kitab'ı bilmeyenler cihetiyle zamlara tâbî olanları görüyoruz.
Doğrular ve yanlışları ortaya koymak için Allahû Tealâ'nın çok basit bir metodu var; Kur’ân'ı indirmiş. Herkes Allah'ın Kur’ân'daki doğruları incelemek mecburiyetindedir. Ancak asırlardan beri yanlışların insanların kafasına ve kalbine öylesine yerleşmiş ki, sanki alay ediyor gibi Allah'ın söylediği ne kadar hakikat varsa hepsinin tersini iddia ediyorlar. Bizim görevimiz bu doğruları yerli yerine oturtmaktır. İnanmıyorlarsa onları inandırmak için yeni metotlar bulmalıyız.
"En hayırlınız Kur’ân-ı Kerim'i öğrenen, öğretendir. Aranızda en hayırlınız, soyumdan gelecek olan Mehdi (A.S)'dır."