Muhterem Hocam, Enfâl Sûresinin 48. âyet-i kerimesini açıklar mısınız?
Soru
Muhterem Hocam, Enfâl Sûresinin 48. âyet-i kerimesini açıklar mısınız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, Muhterem Efendimizin tefsirinde Enfâl 48 şöyle açıklanmıştır:
8/ENFÂL-48 Ve iz zeyyene lehumuş şeytânu a'mâlehum ve kâle lâ gâlibe lekumul yevme minen nâsi ve innî cârun lekum, fe lemmâ terâetil fietâni nekesa alâ akibeyhi ve kâle innî berîun minkum innî erâ mâ lâ terevne innî ehâfullâh (ehâfullâhe), vallâhu şedîdul ıkâb(ıkâbi).
Ve şeytan, onlara amellerini süslemişti. Ve şöyle dedi: “Bugün insanlardan size gâlip olacak yoktur. Ve muhakkak ki ben, size müttefikim (yardımcıyım).” Fakat iki toplum, (birbirini) görünce iki topuğu üzerinde arkasına dönüp kaçtı ve “Ben, sizden uzağım. Gerçekten ben, sizin görmediğiniz şeyleri görüyorum. Muhakkak ki ben, Allah’tan korkarım.” dedi. Ve Allah, ikabı (azabı) şiddetli olandır.
Her savaşta daima iki toplum vardır. Bu toplumlardan birine Allah, diğerine ise iblîs yardım eder. Evet, iki toplum var; birisine Allah yardım ediyor, diğerine iblîs yardım eder. Hangi taraf Allah’ın taraftarı ise savaşı onlar kazanırlar. Şeytan, İslâm’ın düşmanlarına yardım vaad etmişti; onlardan yana olduğunu, kendisinin çok güçlü olduğunu söylemişti. Ama gördü ki Allah’ın ordusu, İslâm askerleriyle beraberdir. İslâm askerleri yalnız değildir. Göklerin ordularından Allahû Tealâ oraya yardım göndermiştir. Şehitlerden oluşan göklerin ordularını temsil edenler, şeytanı da, şeytanî hüviyetli insanları da; insan ve cin şeytanlarını da, tâgûtu da görürler.
Allahû Tealâ açıkça âyet-i kerimeye koymamış ama iblîs, göklerin ordularının İslâm’ın içinde olduğunu ve yardım edileceğini; kendisinin de bundan mutlaka yara alacağını, cezalandırılacağını biliyor.“Ben sizin görmediklerinizi görüyorum; şu anda İslâm ordusunun içinde göklerin orduları da var.” demek istiyor.
Yani İslâm ordusunun içerisinde göklerin orduları olan şehitler vardır. Ne diyor iki âyet-i kerimede Allahû Tealâ? Hem Bakara 154’te hem Âl-i İmrân 169’da: “Allah yolunda öldürülenler için ‘ölüler’ demeyin. Onlar Allah katında rızıklanmaktadırlar.” Yani Allah'ın nurlarıyla hayattadırlar.
2/BAKARA-154 Ve lâ tekûlû li men yuktelu fî sebîlillâhi emvât(emvâtun), bel ahyâun ve lâkin lâ teş’urûn(teş’urûne).
Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız.
3/ÂLİ İMRÂN-169 Ve lâ tahsebennellezîne kutilû fî sebîlillâhi emvâtâ(emvâten), bel ahyâun inde rabbihim yurzekûn(yurzekûne).
Ve Allah’ın yolunda öldürülenleri, sakın ölüler sanmayın. Hayır, (onlar) hayattadırlar (canlıdırlar), Rab'lerinin katında rızıklandırılırlar.
Yani enerji bedenleriyle yaşıyorlar. Onlar Allah katındaki nurlu bedenleriyle yaşıyorlar. Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Öyleyse hangi savaşa katılırlarsa katılsınlar, onlar ölmezler. Ama öbür tarafta öldürürler.
Savaşların çoğunda bu yer almıştır. Bakara ve Âl-i İmrân 169’da bu açıkça belirtilmiştir. Allah râzı olsun.