Muhterem Hocam, tövbesinden dönen bir insanın tekrar tövbe etmesi kabul olur mu ve yapılan tövbeden dönmemek için ne yapmalıdır?

Soru

Muhterem Hocam, tövbesinden dönen bir insanın tekrar tövbe etmesi kabul olur mu ve yapılan tövbeden dönmemek için ne yapmalıdır?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Kur'ân-ı Kerim'de Allahû Tealâ buna izin veriyor. Kalben Allah'a ulaşmayı dileyen bir insanı, Allah bu talebi kalbinde görürse, mutlaka Rahîm esmâsıyla tecelli ederek onu Allah'ın kendisine gösterdiği mürşide ulaştırıyor. Mürşid önünde tövbe ile birlikte 7 ni'meti Allah'tan alan kişi, nefs tezkiyesine başlıyor. Emmare, levvame, mülhime, mutmaine, raziye, marziye, tezkiye kademelerinde ona paralel ruh da 7 tane gök katı yükselerek Allah'ın Zat'ına ulaşıyor ve hidayete eriyor.

NEFS TEZKİYESİNİN 7 KADEMESİ

1. NEFSİ EMMÂRE: 15 BİN ZİKİR - %7 NUR - 1’e 100 derecat

YUSUF–53: Ve ben, nefsimi ıbrâ edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefis, mutlaka sui olanı emreder.

Rabbimin Rahîm esmâsıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç...

2. NEFSİ LEVVÂME: 17 BİN ZİKİR - %14 NUR - 1’e 200 derecat

KIYAME–2: Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim.

3. NEFSİ MÜLHİME: 19 BİN ZİKİR - %21 NUR - 1’e 300 derecat

ŞEMS–8:Sonra ona (nefse) fücûrunu ve takvâsını ilham etti.

4. NEFSİ MUTMAİNNE: 21 BİN ZİKİR - %28 NUR - 1’e 400 derecat

FECR–27: Ey mutmain olan nefs!

5. NEFSİ RÂDİYE: 23 BİN ZİKİR - %35 NUR - 1’e 500 derecat

FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

6. NEFSİ MARDİYE: 25 BİN ZİKİR - %42 NUR - 1’e 600 derecat

FECR–28: Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!

7. NEFSİ TEZKİYE: 33 BİN ZİKİR - %49 NUR - 1’e 700 derecat

FÂTIR–18: ......Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş (varış) Allah’adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah’a döner, ulaşır).

Allah'ın, Allah'a ulaşmayı kalben dileyen bir insanı mürşide ulaştırmaması, o kişinin tövbesini kabul etmemesi mümkün değil. Çünkü Allah'ın bir sözü var ŞÛRÂ 13 ve RA'D 27'de: "Kim Bana ulaşmayı kalben dilerse, o Bana ruhunu ulaştırmayacak, Ben onun ruhunu Kendime ulaştıracağım."

ŞÛRÂ – 13: … kebure alâl müşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb (yunîbu).

… Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

RA‘D – 27: … kul innallâhe yudillu men yeşâü ve yehdî ileyhi men enâb (enâbe).

… Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).

Öyleyse Allah'ın verdiği bir sözü yerine getirmemesi mümkün değil. O zaman kalben ulaşmayı dileyen herkesin ruhunu Allah kendisine ulaştırılmasını garanti ediyor.

Ama ruh Allah'ın Zatına ulaştıktan sonra koruyucu kalkan kalkıyor. O noktadan itibaren nefsteki 19 afet sebebiyle, %100 değil %51 oranında azalmış ama %49'daki afet, şeytanın bu afetlere %100 tesiri ve şeytanın emrindeki, etraftaki insan şeytanlar, cin şeytanlar bu kişiye hep saldırı halinde, onu tekrar ait olduğu yerden eski haline çevirmek için uğraş veriyorlar. Bu şekilde insan şeytan, cin şeytanların başarı sağladığı insanlar var mı? Var tâbîi. Kimlerdir bunlar? Allah kimin ruhunu kendisine ulaştırmış ise ona adeta 3 saatlik bir zikri de ikram etmiştir.

O zaman bu insan şeytan ve cin şeytanların tasallutundan dolayı tövbesini bozmaması, eski haline dönmemesi için zikrini 3 saatin altına düşürmemesi lâzım. Ama kabul edelim ki, nitekim bazı insanlarda olduğu gibi, Allahû Tealâ bu fıska düşenlerden hem Nahl Suresi'nin 106, 107, 108. âyet-i kerimelerinde bahsediyor, hem de Rûm Suresi'nin 33. âyet-i kerimesinde bahsediyor.

16/NAHL-106 Men kefere billâhi min ba’di îmânihî illâ men ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil îmâni ve lâkin men şeraha bil kufri sadran fe aleyhim gadabun minallâh(minallâhi), ve lehum azâbun azîm(azîmun).

Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç, fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah’ı inkâr ederse ve kim küfre göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah’tan bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır.

16/NAHL-107 Zâlike bi ennehumustehebbûl hayâted dunyâ alâl âhırati ve ennallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).

İşte bu, onların dünya hayatını, ahiret hayatına göre daha çok sevmeleri ve Allah’ın, kâfir kavmi hidayete erdirmemesi sebebiyledir.

16/NAHL-108 Ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim ve sem’ihim ve ebsârihim, ve ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).

İşte onlar, Allah’ın kalplerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfillerdir.

30/RÛM-33 Ve izâ messen nâse durrun deav rabbehum munîbîne ileyhi summe izâ ezâkahum minhu rahmeten izâ ferîkun minhum bi rabbihim yuşrikûn(yuşrikûne).

Ve insanlara bir zarar dokunduğu zaman Rab’lerine dua ederek, O’na yönelirler. Sonra onlara kendisinden rahmet tattırdığı (Rahîm esmâsı ile hidayete erdirdiği) zaman onlardan bir kısmı Rab’lerine şirk (ortak) koşarlar (hidayetteyken dalâlete düşerler).

O noktadan itibaren tekrar tövbe alması mümkün mü? İşte bu hidayetteyken dalâlete düşenlere, Allah tekrar bir hak veriyor. Onların tekrar Allah'a ulaşmayı dileyerek tövbelerini gerçekleştirmesi halinde, tekrar Allahû Tealâ o kişinin ruhunu kendisine ulaştırıyor. Ama bu noktadan itibaren tekrar tövbesinden dönerse, o zaman Allahû Tealâ o kişinin kalbini tab ediyor, bir daha açılmamak üzere. Allah bu konuyu, tövbesi kabul edilmeyen kişileri Nisâ 137'de şöyle açıklıyor:

4/NİSÂ-137 İnnellezîne âmenû, summe keferû, summe âmenû, summe keferû, summezdâdû kufran lem yekunillâhu li yagfira lehum ve lâ li yehdiyehum sebîlâ(sebîlen).

Muhakkak ki onlar âmenû oldular, sonra inkâr ettiler. Sonra yine âmenû oldular sonra inkâr ettiler. Daha sonra da küfürlerini artırdılar. Allah, onları mağfiret edecek değildir ve onları yola (Allah'a ulaştıran Sıratı Mustakîm'e) hidayet edecek değildir.

Bakın başlangıç noktasında küfürde herkes; "ellezine amenu: amenu olmuş, ruhu Allah'a ulaşmış", "Summe keferu: sonra fıska düşmüş", "Summe amenu: sonra tekrar ruhu Allah'a ulaşmış.", "Summe keferu, summezdâdû kufran" küfrünü artırırsa Allah onun tövbesini kabul etmez, artık onu mürşide ulaştırmaz, sebile ulaştırmaz, illa tariki cehenneme ulaştırır. Öyleyse yapılan tövbeden dönmemek için insanın ne yapması lâzım? Zikrini 3 saatin üstüne çıkartması lâzım. 3 saat, 4 saat, 5 saat, 6 saat, 7 saat ve 13 saat ve daha fazla zikir kişiyi zahidlerden kılar. Daha ötesi muhsinlerden olması; 18 saat zikir. Bu şekilde zikrini arttırması gerekir. Nitekim Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) de şöyle buyuruyor: "Sizi beş şeyden sakındıran, beş şeye davet eden alimlerle beraber olun. Riyadan ihlasa, kibirden tevazuya, düşmanlıktan nasihate, şüpheden yakîne ve dünyaya rağbetten zühde."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Deylemi, El Firdevsü bi Me'sûru-l-Hıtab c.6.s.56/7449 (Beyrut); Ramuze-l-Ehadis c.2.s.463/3.;İ. Gazali, İhyau Ulumiddin I. cilt, sh. 154.

"Her âlimle değil, sizi beş şeyden sakındırıp, beş şeye çağıran âlimle oturunuz.

- Riyadan ihlasa,

- Kibirden tevazuya,

- Düşmanlıktan nasihate,

- Şüpheden yakîne,

- Dünyaya rağbetten zühde."

Yani bir tarafta dünyaya rağbet var, bir de zühd var. Zühde çağıran, yani 'zikrinizi artırın' diyen insanlarla beraber olun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 20 Ekim 20266 dk okuma0