Muhterem Hocamız, “Evliyaya tâbi olanlar şakîlerden olmaz.” sözüne göre bu hakikati izah eder misiniz?

Soru

Muhterem Hocamız, “Evliyaya tâbi olanlar şakîlerden olmaz.” sözüne göre bu hakikati izah eder misiniz?

Cevap

“Allah’ın evliyasına tâbi olanlar şakîlerden olmaz.”

Hadîs-i şerifte Allah’ın Resûlü bize hangi mesajları veriyor? Öncelikle Resûlullah’tan sonra nübüvvet Resûlullah (S.A.V) ile sona eriyor. Kıyamete kadar devam eden ise velâyettir. İkincisi, Allah’ın bütün insanlardan istediği yedi safha ve dört teslim. Herkesin mutluluğu yaşaması istenmektedir. Ama bu mutluluk formülünün içinde ikinci safha mürşide tâbi olmayı gerektirir. Ve tâbi olunacak kişinin de evliyadan olması lâzımdır. Alelade bir insan değil. İki tür insan vardır: Bir, Allah’ın evliyası olanlar. İki, şeytanın evliyası olanlar. Allah’ın evliyasına tâbi olmayanlar otomatik olarak kime tâbi olacaklardır? Şeytanın evliyasına.

Nitekim Bâyezîd-i Bistâmî Hazretleri buyuruyor ki:

“Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır.”

O zaman Allah Resûlü hadîs-i şerifte ne demiş oluyor?

“Velî mürşide tâbi olunuz.”

Âyetlere baktığımız zaman kim için velî mürşit yoksa, mürşidi şeytandır. Âyetler gayet açıktır.

MÜRŞİDİ OLMAYANLARIN MÜRŞİDİ ŞEYTANDIR

1. A‘râf-27: … Muhakkak ki; Biz şeytanları mü’min olmayanlara dost kıldık.

Sebe’-20: … İblis, onlar üzerindeki zannını yerine getirdi. Böylece mü’minleri oluşturan bir fırka (Allah’a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular.

2. A‘râf-30: Bir kısmı hidâyete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki onlar, Allah’tan başka şeytanları dostlar edindiler…

Nahl-36: Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik (vazifeli kıldık). Allah’a kul olsunlar ve tağuttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu.

3. Hacc-53: Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir…

4. Nûr-21: Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa, o takdirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu ve münkeri (inkârı ve Allah’ın yasak ettiklerini) emreder…

5. Zuhrûf-36: Ve kim Rahmân’ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.

Cinn-23: “(Bu) sadece Allah’tan olanı tebliğ ve O’nun risaletidir. Ve kim Allah’a ve O’nun Resûlü’ne âsî olursa, bundan sonra muhakkak ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır.

Mürşidi olmayanın mürşidi şeytan on âyet gereğince mürşidine tâbî olmayanlar dalâlettedir. Dalâlette olanların dostu şeytandır.

MÜRŞİDE TABİ OLMAYAN (Tarikata Girmeyen) DALÂLETTEDİR (10 AYET)

1. ÂLİ İMRÂN-164 Andolsun ki Allah, mü’minlerin üzerine bir ni’met olmak üzere kendilerinden bir resûl beas eder... Ondan evvel onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.

2. A‘RÂF-186 Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın terkeder.

3. NAHL-36 ...Biz, bütün ümmetlerin içinde resûl beas ettik. Allah’a kul olsunlar ve tağuttan içtinap etsinler diye. Onlardan bir kısmını, Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. …

4. KEHF-17 …Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa artık onun için veli mürşid bulunmaz.

5. TÂHÂ-123 …“İkiniz oradan inin! Hepiniz birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tabi olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâki olmaz.”

6. KASAS-50 …eğer sana icabet etmezlerse, bil ki onlar heveslerine tâbidirler. Allah’tan bir hidayetçi olmaksızın kendi heveslerine tâbi olandan daha çok dalâlette kim vardır? ...

7. ZUMER-23 …İşte bu, Allah’ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur.

8. CÂSİYE-23 Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu ilim üzere dalâlette bıraktı. …Bu durumda Allah’tan sonra onu kim hidayete erdirir?…

9. AHKÂF-32 Ve Allah’ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah’tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler.

10. CUMA-2 Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden O’dur. …Ve daha önce elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler.

İşte yedi âyet-i kerimede, ancak hidâyette olanların dostunun Allah’ın tayin ettiği mürşit olduğu bildiriliyor. Hidâyette olanlar kimdir? Allah’a ulaşmayı dileyenlerdir. Dalâlette olanlar kimdir? Allah’a ulaşmayı dilemeyenlerdir. Âyetler gayet açık ortadadır. O hâlde ne yapılması lâzım?

Yapılması gereken, Resûlullah’ın da on hadîs-i şerifte zikrettiği gibi, herkesin yaşadığı dönemde Allah’ın kendisi için tayin ettiği mürşide tâbi olmasıdır. Devrin imamları bütün âlemler için vazifelidir. Kişi hangi âlemde mürşidine tâbi olursa, tâbi olduğu kişinin başının üzerine aynı devrin imamının ruhu gelip yerleşir.

İşte bunun için Resûlullah (S.A.V) buyuruyor ki:

7 GRUP HADÎSTE MÜRŞİDE TÂBİİYET

HADÎS-İ ŞERİF 1: “Benden sonra Nebiler gelmeyecek. Nübüvvet Benimle sona ermiştir ama Benden sonra halifeler, imamlar gelecek. Onlara itaat eden, Bana itaat etmiştir. Onlara asi olan, Bana asi olmuştur.”

Kaynak: Sahih Buhari 11. cilt, sayfa 181

HADÎS-İ ŞERİF 2: “Benden sonra nebi gelmeyecek, âlimler gelecek, halifeler gelecek. Onlara tâbî olan bana tâbî olur, onlara asi olan bana asi olur.”

Kaynak: Sahih Buhari 9. cilt 1409. HADÎS

HADÎS-İ ŞERİF 3: “Size ruh verenler gelecek, onları arayıp bulun. Kim zamanın imamına tâbî olmazsa cahiliyet üzere ölür.”

Kaynak: Sahihi Müslim 58, no 1851

“Sahabem yıldızlar gibidir. Hangisine tâbî olursanız, doğruya erersiniz.”

Kaynak: Feyzu’l-Kadir 4, 76

HADÎS-İ ŞERİF 4: “Benim sünnetime ve benden sonra gelen raşid halifelerin yoluna tâbî olun.”

Kaynak: Ebu Davud, Melahim, 1.

“Her asırda ümmetimden Allah’a itaat ve hayırda yarışanlar bulunacaktır.”

Kaynak: Elbani, Nasuruddin, Silsiletu’l-EHADÎS-es-Sahiha, Beyrut, 1991, V.7

HADÎS-İ ŞERİF 5: “Kim Bana itaat ederse muhakkak ki Allah’a itaat etmiş olur. Kim Bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur. Her kim İmamı’na (Kamil Mürşide veya Devrin İmamı’na) itaat ederse, muhakkak ki Bana itaat etmiş olur. Her kim İmam’a isyan ederse, muhakkak ki Bana isyan etmiş olur.”

Kaynak: İbni Mace 8/2589

HADÎS-İ ŞERİF 6: “Hudeybiye’de ağaç altında biat edenlerden hiç kimse ateşe girmeyecektir.”

Kaynak: Müslim

“Ey insanlar! Hepiniz dalâlettesiniz. Hidayete erdirildiklerim müstesna. Dileyin ki sizi hidayete erdireyim.”

Kaynak: Riyazussalihin s.137

HADÎS-İ ŞERİF 7: “Muhakkak Allah her yüzyılda (asırda) bir kimse (in) işlerini yenileyen, tazeleyen, başseder. Sizden bir taife halkı Allah’a davette misal olanlar. Bunlar ehli haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler. Bu Allah’ın dostları, Allahû Tealâ’nın kullarına sevdirilir.”

Kaynak: Ebu Davud

“Şüphesiz ki, Allah her yüzyılın başında bu ümmete dinî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderecektir.”

Kaynak: Sahih-i Buhari; Müslim; Sünen-Ebu Davud S/100

Bütün bu hadîs-i şerifler bize şunu söylüyor: Allah’ın emrettiği biçimde ezelî ve ebedî tek dîn vardır. O da babamız İbrahim’in Hanîf dînidir. Arapça adıyla İslâm’dır. Ve bu dîn yedi safha ve dört teslimden oluşur.

En‘âm Suresi’nin 159. âyet-i kerimesinde buyuruluyor ki:

6/ENÂM-159 İnnellezîne ferrakû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’in innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn(yef’alûne).

Muhakkak ki; onlar, onların dînini tefrik ettiler (parça parça ayırdılar) ve grup grup oldular. Senin onlarla bir ilgin yok. Onların işi sadece Allah’a aittir. Sonra yapmış oldukları şeyleri, onlara haber verecek

Yani bugün herkes “benim dinim” diyor. Hâlbuki dinler yoktur, Allah’ın dîni vardır. Ahmet’in, Mehmet’in, Hasan’ın dîni değil; Allah’ın dîni vardır.

Bu dîn de tektir. Rûm Suresi 30’a göre dîn tektir. Şûrâ Suresi 13’e göre şeriat da tektir. Bize düşen bu dîni öğrenmek ve yaşamaktır.

30/RÛM-30 Fe ekim vecheke lid dîni hanîfâ(hanîfen), fıtratallâhilletî fataran nâse aleyhâ, lâ tebdîle li halkıllâh(halkıllâhi), zâliked dînul kayyimu ve lâkinne ekseran nâsi lâ ya’lemûn(ya’lemûne).

Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah’ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez.

42/ŞÛRÂ-13 Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, kebure alâl muşrikîne mâ ted’ûhum ileyhi, allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).

(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah’a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O’na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır).

Bu yüzden Allah Resûlü (S.A.V) buyuruyor ki:

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: (Buhari, Fezailül Kur’ân 21)

Kaynak: Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman 57.

Hayrukum men teâlleme elkur’âne ve âllemehu

“Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenen ve öğretendir.”

“Ümmetinin en hayırlısı ve sizin zorluklarınızı gideren VELİNİZ OLAN KİMSEYE KATILINIZ, O MEHDİ’DİR.”

Kişi dinleyerek öğrenecek, konuşarak da öğretecektir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 17 Ekim 20268 dk okuma0