Muhterem Hocam, Furkan 68’de zina yapanlar, kâfirlerle aynı kategorideki kişiler midir, açıklayabilir misiniz?
Soru
Muhterem Hocam, Furkan 68’de zina yapanlar, kâfirlerle aynı kategorideki kişiler midir, açıklayabilir misiniz?
Cevap
Muhterem Efendimiz’in Furkân 68. âyetinde, Allahû Tealâ sahabenin özelliklerini vermektedir.
25/FURKÂN-68 Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harramallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn(yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ(esâmen).
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır.
Derecat kaybettiren bütün fiiller günah, seyyiat, şer adını alır. Derecat kazandıran bütün fiiller sevap, hasenat olarak isimlendirilir. Seyyiat, hasenatın; günah, sevabın; şer, hayrın karşılığıdır, zıttıdır yani. Bu karşıt unsurlardan birinciler derecat kaybetmeyi; ikinciler kazanmayı ihata eder.
Sevgili kardeşlerim, Hazreti Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in amcasını şehit ettiren Vahşi, Peygamber Efendimiz’in sonra tebliğle sahâbeden biri oluyor. Ama idrak ettiğim kadarıyla evvela Allahû Tealâ Peygamber Efendimiz (S.A.V) vasıtasıyla Nisa 48’i söyleyerek onu İslâm’a davet ediyor:
4/NİSÂ-48 İnnallâhe lâ yagfiru en yuşrake bihî ve yagfiru mâ dûne zâlike li men yeşâu ve men yuşrik billâhi fe kadifterâ ismen azîmâ(azîmen).
Muhakkak ki Allah, O'na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim Allah'a şirk koşarsa, o taktirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir.
Yani şirk, büyük günahlardandır. Allahû Tealâ Nisa Suresinin 31. âyet-i kerimesinde:
4/NİSÂ-31 İn tectenibû kebâira mâ tunhevne anhu nukeffir ankum seyyiâtikum ve nudhılkum mudhalen kerîmâ(kerîmen).
Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin günahlarınızı örteriz ve sizi (şerefli bir makama) ikram olunacağınız bir yere koyarız.
O zaman şirk büyük günahlardandır. Ondan içtinap etmek, Allah’a ulaşmayı dilemekle mümkündür. Kim, kalben Allah’a ulaşmayı dilerse o şirkten kurtulur. Ve şirkten kurtulan herkes için o güne kadar işlediği bütün günahları Allahû Tealâ örter ve onu birinci kat cennetine alır.
Ama Vahşi buna “hayır” diyor: “Çünkü ben şirk içindeyim, bu beni kurtuluşa ulaştırmıyor.” Daha sonra, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) Zumer 53’ü de devreye koyarak:
39/ZUMER-53 Kul yâ ıbâdiyellezîne esrefû alâ enfusihim lâ taknetû min rahmetillâh(rahmetillâhi), innallâhe yagfiruz zunûbe cemîâ(cemîan), innehu huvel gafûrur rahîm(rahîmu).
De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr’dur (mağfiret eden), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderen)."
“Ey nefsi üzerine israf yüklemiş olan kullarım." Yani çok günah. "Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz.”
Meselâ egzajere bir misal ifade ediyorum: Kulun kâinat kadar günahı olsun, ama Allah'ın rahmeti kâinatı kuşatmıştır. Öyleyse her an rahmeti kâinatı kuşatan Allahû Tealâ: “Benim rahmetimden ümit kesmeyin.” Yani kimdir rahmetinden ümit kesmeyenler? Allah’a ulaşmayı dileyenler.
Öyleyse iki âyet-i kerime: Nisa 31 ve Zumer 53’te kişi Allah’a ulaşmayı dilerse o zaman mutlaka kurtuluşa ulaşır. Daha sonra üçüncü âyet olarak Furkân 68-69-70’i söylemek suretiyle, geliyor Vahşi, Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’in önünde tövbe ediyor.
25/FURKÂN-68 Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara ve lâ yaktulûnen nefselletî harramallâhu illâ bil hakkı ve lâ yeznûn(yeznûne), ve men yef’al zâlike yelka esâmâ(esâmen).
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır.
25/FURKÂN-69 Yudâaf lehul azâbu yevmel kıyâmeti ve yahlud fîhî muhânâ(muhânen).
Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır.
25/FURKÂN-70 İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûran rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine iman yazılıp, imanı artan) mumin olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur’dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm’dir (rahmet nuru gönderendir).
Furkân 68: “Onlar Allah’la beraber başka ilaha tapmazlar." Yani şirk içinde değiller artık. "Haklı olmadıkça adam öldürmezler, zina yapmazlar. Kim bunları yaparsa günah cezası ile karşılaşır." Bunlar hepsi de büyük günahlardır. Şirk büyük günahtır, adam öldürmek keza öyle, zina keza öyle.
Furkân 69: “Kıyamet günü onun azabı kat kat artar." Şirk içerisinde kalırsa... Orda alçaltılmış olarak.
Ama Furkân 70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan… Kim tövbe eder ve salih amel işlerse… Bir insanın tövbe edip salih amel işlemeye başlaması mutlak surette o kişinin Allah’a ulaşmayı dilemesiyle de ilişkilidir. Dilediği takdirde hedefine ulaşacaktır inşaallah.