Muhterem Hocam, Furkân Suresi 70. âyet-i kerimesindeki mealde yer alan parantez içi açıklama âyette geçen hangi kelimeye dayanılarak verilmiştir? Farklı meallere baktığımda bu anla

Soru

Muhterem Hocam, Furkân Suresi 70. âyet-i kerimesindeki mealde yer alan parantez içi açıklama âyette geçen hangi kelimeye dayanılarak verilmiştir? Farklı meallere baktığımda bu anlamı göremedim. Bunun sebebi nedir?

Cevap

Tamam. Furkân 70’te:

FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).

Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o takdirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

Sevgili kardeşlerim, burada işaret olarak bir tövbe söz konusu. Bunu işaret olarak alıyoruz. Sâlih amel işlemeye başlamak söz konusu. Bu da ikinci işaret. Ve onların seyyiâtı hasenâta tebdil olunur. Seyyiâtın hasenâta tebdili 4 âyet-i kerimede geçiyor. Bunların başında Ra’d 22 geliyor.

RA'D-22: Vellezîne saberûbtigâe vechi rabbihim ve ekâmûs salâte ve enfekû mimmâ rezaknâhum sirren ve alâniyeten ve yedreûne bil hasenetis seyyiete ulâike lehum ukbed dâr(dâri).

Onlar, sabırla Rab'lerinin vechini (Zat'ını, Zat'a ulaşmayı ve Allah'ın Zat'ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır.

MÜRŞİDE TÂBÎ OLMAK 4 ÂYET

1. NİSÂ-64 Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah’ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka bir şey için göndermedik. Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah’tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah’ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûl’ün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı.

2. HÛD-112 Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir.

NİSÂ-80 Kim Resûl'e itaat ederse, böylece andolsun ki Allah'a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o takdirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik.

3. MUMTEHİNE-12 Ey nebî (peygamber)! Mü’min kadınlar; Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan mağfiret dile…

4. FURKÂN-70 Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü’min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o takdirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir…

Evet. Günahların sevaba çevrilmesi noktasında ne görüyoruz? Mürşid önünde yapılan tövbede görüyoruz. Çünkü Nisâ Suresi’nin 64. âyet-i kerimesinde: “Biz resûllerimizi insanlar itaat etsin diye gönderiyoruz. O nefslerine zulmedenler sana gelselerdi, Allah’tan mağfiret dileselerdi, …”

Şimdi tövbe eden kişi, tövbeyi gördük. “İllâ men tâbe.” Arkasından da ıslah edici ameller, orada zikri göreceğiz. Ama seyyiâtın hasenâta tebdili noktasında “Eğer sana gelselerdi,” Allah’tan mağfiretle tövbe eden kişi mürşidle beraber Allah’tan mağfiret talep ediyor. Mürşid de onun için mağfiret talebinde bulunuyor. İki tarafın tövbesini Allah kabul etmesi halinde günahlar sevaba çevriliyor.

Birinci kişinin mağfiret talebini Allah kabul ediyor, günahlar af oluyor. Resûlün de onun için mağfiret talebinin olması, günahların affı, iki tane af, mağfiret olayı, yani günahların sevaba çevrilmesini ifade ediyor.

Diğer âyetlere bakacaksın, âyetlerin bütüne. O zaman bu birincisi, yani şefaat olayı gerçekleşiyor. Günahların sevaba çevrilmesi, tövbe eden kişiyle mürşid arasında şefaattir. 4 âyette bu ifade ediliyor.

Dolayısıyla Furkan 70. âyet-i kerimede mealde yer alan parantez içi açıklama, diğer âyetlere dayanarak. Bu âyetler ne? Tövbe, ama bu tövbe nasıl bir tövbe? Mürşidin önünde yapılan tövbe ve günahların sevaba çevrilmesi, şefaat olayının gerçekleşmesi ve sâlih amel işlemeye başlamak, kişinin 7 kalp şartının sahibi olması halinde ancak sâlih amel söz konusudur.

Kişi ulaşmayı kalben diliyor âmenû oluyor ve 4 kalp şartını sağlıyor. Ama mürşide tâbî olmadıkça Allahû Tealâ o kişinin kalbindeki mührü açmıyor. Küfrü dışarıya almıyor. Yerine îmânı yazmıyor. Mürşide tâbiyetle 7 kalp şartı tamamlanıyor. Ve o kişi zikretmeye başladığı zaman, 7 kalp şartının sahibi, 7 ni’metin sahibi olan kişi zikre başladığı zaman artık bu zikir o kişi için bir ıslah edici amel, nefsin ıslahı için yapılan bir ameldir. Allah razı olsun.

Dolayısıyla farklı meallerde zaten o mealleri yapanlar normal Allah’tan öğrendikleri değildir. Ne yapmışlar onlar? Arapçalara dayanarak diğer mealleri de toplamak suretiyle onlar da kendi kafasına göre bir uydurma yapmışlar. Ama buradaki size bahsettiğimiz meal kişinin değil, Allah’ın verdiği mânâdır ve Kur’ân-ı Kerîm’de herşey açıklanmıştır ama bu dizayn içerisinde açıklanmıştır. Âyetlerin bütününe tâbî olmak lâzım. Tek bir âyetten hareketle değil.

İki tür insan var bu dünyada. 1. Kur’ân’ın bütününe tâbî olanlar. 2. Kur’ân’ı parça parça edinenler.

KUR’ÂN’IN BÜTÜNÜNE TÂBÎ OLANLAR

1. BAKARA-151 Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitab’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediklerinizi öğretsin.

2. ÂLİ İMRÂN-119 İşte siz (mü’minler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îmân edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca “Biz îmân ettik.” dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uçlarını ısırdılar. …

3. ZUHRÛF44 Muhakkak ki O (Kur’ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur’ân’dan) sorumlu olacaksınız.

EMANİYYEYE TÂBÎ OLANLAR

BAKARA-85 Yoksa Kitab’ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden böyle yapanların cezası; dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir.

2. HİCR-91 Onlar, Kur’ân-ı Kerîm’i parça parça kıldılar.

3. RÛM-32 (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dinlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular.

Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar.

Âli İmrân 119’da kurtuluşta olanlar Kur’ân’ın bütününe tâbî olanlardır. Ama Allah’a ulaşmayı dilemeyenler Kur’ân’ı parça parça ediyorlar.

Kurtuluşta olanlar dinde fırkalara ayrılmayanlardır. Ama ulaşmayı dilemeyenler dinde fırkalara ayrılanlardır.

Kurtuluşta olanlar Kur’ân’ın bütününden hareket edenlerdir. Ama diğeri bir kısmına îmân eden, bir kısmına îmân etmeyen, dolayısıyla bu iki dizayn içerisinde meseleye baktığımız zaman evet, herşey Kur’ân’da açıklanmış oluyor.

Allahû Tealâ bir tövbe merasimini anlatmaktadır. Kim Allah’a ulaşmayı dilerse o kişi mü’min olur. Sonra Allah onun üzerinde Rahîm esmasıyla tecelli eder. Gözlerindeki hicâb-ı mesture, kulaklarındaki vakra, kalbindeki ekinneti alır. Kalbin mührünü açar, ihbat koyar. Allah onun kalbine ulaşır. Kalbin nur kapısını Allah’a çevirir. Göğsünden kalbinden nur yolunu açar.

Kişi zikri yaptığında Allah’ın katından rahmet, fazıl ve salâvat gelir. Göğsünden kalbine ulaşır ve %2’lik rahmetle huşû sahibi olur. Huşû sahibi olan kişi perşembeyi cumaya bağlayan gece hacet namazı kılarsa, mürşidini Allah’tan talep ederse, Allah ona mürşid gösterir.

Dolayısıyla kişinin tâbiiyeti sırasında kalbine îmân yazılması, kalbindeki mevcut îmânı artırmış olur. 3. basamakta Allah’a ulaşmayı dileyen kişi, 14. basamakta tâbiiyetle birlikte bütün bu güzellikleri yaşar, Allah’ın izniyle.

14. basamakta kişinin kalbine Mücâdele Suresi’nin 22. âyet-i kerimesi gereğince Allah îmânı yazar. Kalbine îmân yazılınca kişi kalbindeki îmânı artan mü’min olur. Âyet-i kerime onu net olarak söylüyor. Kalplerin içine îmân koyarak îmânı artırıyor. Ve dolayısıyla Fetih 4’te işte îmânın îmânla artma müessesesi, kişinin kalbine Allahû Tealâ’nın gönderdiği sekînetle îmânı yazması halidir.

FETİH-4: Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu’minîne li yezdâdû îmânen mea îmânihim, ve lillâhi cunûdus semâvâti vel ard(ardı), ve kânallâhu alîmen hakîmâ(hakîmen).

Mü'minlerin kalplerine, îmânlarını îmân ile artırsınlar diye sekîneti indiren, O'dur. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Ve Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 5 Ekim 2026Son güncelleme: 5 Ekim 20267 dk okuma0