Muhterem Hocam, günümüzde bazı gençler mutsuz, öfkeli, şiddete eğilimli. Hatta gözlerini kırpmadan arkadaşlarının canına kastettiklerini görüyoruz. Ne yapmamızı önerirsiniz?
Soru
Muhterem Hocam, günümüzde bazı gençler mutsuz, öfkeli, şiddete eğilimli. Hatta gözlerini kırpmadan arkadaşlarının canına kastettiklerini görüyoruz. Ne yapmamızı önerirsiniz?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, mutsuzluğun da, öfkenin de, şiddetin de kaynağı insan nefsidir. Evvela biz insanlar Kur’ân aynasında kendimizi bilmek, öğrenmek durumundayız.
Şimdi bir bütün slaytımız var. Şeytanın da mürşidin de devrede olduğu bütün slaytımız üzerinde bu konuyu açıklamak istiyorum.
ORTAK AKIL
NEFS 19 AFETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Kin ve Nefret
2. Küfür
3. Yalan
4. Zulüm
5. Haset
6. Cehalet
7. Cimrilik
8. Öfke ve Gayz
9. İsyan
10. Sabırsızlık
11. Kibir ve Gurur
12. Hırs ve Şehvet
13. Nankörlük
14. Dedikodu
15. Zan
16. İptilâlar (Kötü Alışkanlıklar)
17. Vefasızlık
18. Mürailik
19. Fitne Fesat
RUH 19 HASLETİ ile AKLA Ulaşır.
1. Sevgi
2. Îmân
3. Doğruluk
4. Adalet
5. Edep
6. İlim
7. Cömertlik
8. Sekînet
9. İtaat
10. Sabır
11. Tevazu
12. Kanaat
13. Şükür
14. Ketumiyet
15. Hakikat
16. Faziletler
17. Vefa
18. İhlâs
19. Tevhit
Şu Zahirî Âlemi yaşayabilmemiz için bir fizik bedenimiz var. Ama bu fizik bedenin içerisinde iki misafir var. Birisi Şems 7'ye göre dizayn edilen nefsimiz. Muhtevasında 19 tane afet var. Diğeri de Allah'ın Zât'ından üfürülen ruhumuz. Ruhumuzda da 19 tane haslet var.
Tam bir denge içerisinde nefsin talepleri Allah'ın emrine isyan, yasakları işlemek. Ruhun talepleri Allah'ın emrine itaat, yasakları işlememek. Ama cüz'î irade bize verilmiş. İrade nefsin afetlerine karşı koyan güç. Sonuçta karar organı akıl.
Ve şu anda öyle bir kişi düşünün ki aklını kullanamıyor. Aklını kullanmayan kişi mutsuzdur, öfkelidir, şiddete meyilli olan birisidir. Ve gerçekten şeytanın tesiri altındaki şeytan nefsin afetlerini etkileyen güç.
Şeytan bakın ne diyor İbrâhîm 22'de?
İBRÂHÎM-22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
İbrâhîm 22'de şeytan iş olup bittikten sonra diyor ki bu kişiye: “Allah'ın vaadi haktı.” Allah'ın bizdeki temsilcisi ruh, yani ruhun söylediklerinin hepsi haktı. Ruh Allah'ın emirlerine itaat ediyor, yasak olan fiilleri işlemiyor. “Ama ben de size vaadettim.” Nefsin taleplerine tesir ederek iblis akla ulaşıyor ve hep yalan söylüyor. “Ben sizin üzerinizde bir güce sahip değilim. Ben sizin nefsinize tesir ettim. Siz de benim davetimi kabul ettiniz. Beni kınamayın. Kendi nefsinizi kınayın.” Çünkü şeytan dışarıda. Nefsimiz içeride.
Ve akıl bulunduğu ortamda şuur sahibi oluyor. Akıl Allah'ın emrine isyan, yasak olan fiillerin işlenmesi istikametinde şuurlanırsa nefsin taleplerine, yani şeytanın doğrularına, emrine tâbi olur. Akıl Allah'ın emrine itaat, yasak olan fiillerin işlenmemesi gibi bir çevrede şuurlanırsa ruhun talebine yeşil ışık yakacaktır.
İşte bu mutsuz, öfkeli, şiddetli olan bu insan nefsin taleplerine yeşil ışık yakıyor. Yani akıl âyetlerden gafil, bilmiyor.
Şimdi Allahû Tealâ Yûnus suresinin 100. âyet-i kerimesinde: “Aklını kullanmayanlara azap ederiz.”
YÛNUS-100: Ve mâ kâne li nefsin en tu’mine illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yec’alur ricse alellezîne lâ ya’kılûn(ya’kılûne).
Ve Allah'ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü'min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap) verir.
O zaman demek ki aklımızı kullanmak durumundayız. İşte bunun için Allah'ın mürşidleri Allah'ın Katından geliyor.
Şimdi bir âyetimiz daha var. Tâhâ 123:
TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
Allah katından siz ve şeytan. Şeytan daha evvel Allah'ın katındaydı. Allah'ın emrine isyan etti. Dünya hayatına gönderildi. Biz de Allah'ın katındayız. Nasıl halk arasında ne zamandan beri Müslümansın dendiğinde, hepimizin cevabı var. “Kalû Belâ günü.”
İşte bu Kalû Belâ gününde Allahû Tealâ nefsimizden yemin alıyor. 7 kademede tezkiye olacağına dair. Kalû Belâ gününde Allahû Tealâ ruhumuzdan misak alıyor. Allah'a ulaşacağına dair. Kalû Belâ gününde fizik vücudumuzdan ahd alıyor. Allah'a kul olup şeytana kul olmaktan kurtulacağına dair.
Öyleyse, bu şekilde geliyoruz. Ve Allahû Tealâ diyor ki, Tâhâ 123’ün sonunda: “Benden size hidayetim gelecek.” İşte hidayet hidayetçiyle geliyor.” Kim hidayetime tâbi olursa…” hidayete tâbi olmak demek kişinin hidayeti, hidayetçinin, Allah'ın davetini kabul etmesi demektir.
Şeytan davet ediyor. Davetçi de davet ediyor. Şeytan diyor ki: "Allah'ın daveti haktı." Allah'ınki, yani mürşidin daveti haktı. Ben ise size yalan söyledim.
İbrâhîm 22'de: “Allah'ın daveti haktı.”
Allah'ın daveti haksa, mürşidin daveti hangi âyetlerde zikrediliyor? Tam 7 tane âyet-i kerimede ifade ediliyor.
ALLAH’A DAVET EDEN RESÛLLER
1. ENFÂL-24: …Allah ve Resûl'ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah’ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O’na haşrolunacağınızı bilin!
BAKARA-139: De ki: ‘Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Ve biz, O’na muhlis olanlarız.’
2. YÛSUF-108: De ki: ‘Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah’ı görerek) Allah’a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur.’
3. YÛNUS-25: Ve Allah, teslim yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zât'ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Müstakîm’e ulaştırır.
İSRÂ-53: Ve kullarıma de ki: ‘En güzeli söylesinler!’ Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır.
4. NAHL-125: Rabbinin yoluna (Allah’a ulaştıran yola, Sıratı Müstakîm’e) hikmetle ve güzel öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O’nun yolundan sapanları ve hidayete erenleri bilir.
5. HACC-67: …Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler. Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka müstakîm (Allah’a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin.
6. KASAS-87: Ve sana indirildikten sonra, Allah’ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasın. Ve Rabbine davet et (Allah’a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma!
7. FUSSİLET-33: Allah’a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: ‘Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır?
Enfâl 24: Allah ve Resûlü sizi, hayat verecek şeylere davet ettiği zaman daveti kabul edin.
Yûsuf 108: Ben ve bana tâbi olan Sahâbem Allah'a davet ediyoruz.
Yûnus 25: Teslim yurdu olan Allah'ın Zât'ına davet var.
Nahl 125: Hikmetle davet.
Hacc 67: Sen Rabbine davet et.
Kasas 87: Sen Rabbine davet et.
Fussilet 33: Rabbe davet.
Bir tarafta şeytanın davetini gördünüz, yalan. Öbür tarafta mürşidin davetini gördünüz, hak. Ve mürşidin davetini kabul ederse kişi, yani Allah'a ulaşmayı dilerse ki daveti kabul etmek Allah'a ulaşmayı dilemektir. O zaman Allahû Tealâ, 99 esmanın sahibi Rabbimiz, Rahîm esmasıyla tecelli ediyor.
Şimdi çocuklarından yakınan aileler, bir olay varsa tek taraflı değil. Yani sadece çocuğun suçu %100 değil. Anne babanın da burada bir dahli var. O zaman anne baba kendisini hesaba çekecek. Hesaba çektiği zaman baba Allah'a ulaşmayı dileyecek. Mürşidin önünde tövbe edecek. Anne Allah'a ulaşmayı dileyecek. Mürşid önünde tövbe edecek ve her ikisi de Allah'ın reçetesini, zikri kullanacak.
O zaman böyle bir anne baba, Allah'a ulaşmayı dileyen, mürşidine tâbi olan, İslâm terbiyesiyle terbiyelenen anne baba çocuğuna da İslâm terbiyesini verir. Ve o zaman çocuğa der ki, “Sen de Allah'a ulaşmayı dile. Sen de tövbeni gerçekleştir ve sen de zikri yapmaya başla.”
Zikir neden bu kadar önemli? Kur’ân-ı Kerim'de 114 sûre var. 114 sûrenin bir tanesi hariç (TEVBE Suresi) 113 sûrenin başında mutluluk formülü var.
“Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm bismillâhirrahmânirrahîm.” Ben buna mutlu formülü diyorum.
Öyleyse mutsuz, öfkeli, şiddete meyli olan insanların hepsinin mutlaka hayatına tatbik etmesi gereken mutluluk formülü bu. “Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm bismillâhirrahmânirrahîm.”
İblis, İbrâhîm 22’de diyor ki: “Ben sizi davet ettim.” İblisin daveti nereye? İblisin daveti dünyaya. Hidayetçinin daveti nereye? Hidayetçinin daveti Allah'a.
Öyleyse her an serbest irade sahibi, akıl sahibi insan, 15 yaşından itibaren bulûğa ermiş olan insan iki davetle karşı karşıya. Bu davetten bir tanesi şeytanın daveti, hep dünyaya.
Hangi âyet bunu söylüyor? Yûnus 7 ve 8:
YÛNUS-7: İnnellezîne lâ yercûne likâenâ ve radû bil hayâtid dunyâ vatme'ennû bihâ vellezîne hum an âyâtinâ gâfilûn(gâfilûne).
Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah'a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır.
YÛNUS-8: Ulâike me'vâhumun nâru bimâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir).
Onlar ki Allah'ın davetini kabul etmezler. Yani Allah'ın davetini kabul etmek ulaşmayı, dilemezler. Dünya ve şeytanın davetini kabul ederler. Onunla mutlu olacaklarını sanıyorlar. Onlar Allah'ın âyetlerinden gafildirler.
İşte bu âyetleri bilmeyen, âyetlerden gâfil olan kişi için mürşidin birinci görevi âyetleri açıklamak.
Âyetleri açıkladığı zaman onu Allah'a davet eder. Ve daveti kabul eden insan Allah'ın Rahîm esmasıyla tecellisi, tâbiiyet ve zikir yapmaya başladığı an, her gün biraz daha o kişinin nefsinin üzerinde şeytanın negatif etkisi azalır. Çünkü kalbine nurlar girmeye başlar. Zikir demek, iki çift nur demek. Rahmet ve fazl, rahmet ve salâvat.
Ve bu nurlar, fazıllar kalpte toplamaya başladığı zaman nefs tezkiye olmaya başlamıştır
15.000 zikirle nefsin manevî kalbindeki nur miktarı %7.
17.000 zikirle %14.
19.000 zikirle %21.
21.000 zikirle %28 fazl ve %2 rahmet = %30 nurla mutmain olan nefs.
NEFS-İ MUTMAİNNE 4. GÖK KATI
FECR-27 : Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!
RAHMET %2 - FAZIL %28
NEFS-İ MUTMAİNNE 21 Bin Zikir 4. Gök Katı
NEFS-İ MÜLHİME 19 Bin Zikir 3. Gök Katı
NEFS-İ LEVVAME 17 Bin Zikir 2. Gök Katı
NEFS-İ EMMARE 15 Bin Zikir 1. Gök Katı
Öyleyse görüyorsunuz ki iblisin bize peşkeş çektiği dünya hayatıyla kimse mutlu olamaz. Ama Allah'ın zikriyle kişi mutlu olur. İnsanı yaratan Allah'tır. Ve mutsuzluk dünya metanın sahibi olmamakla değil, mutsuzluk tamamen nefsin afetlerinin isyanı sebebiyle oluyor. Ama mutlu olmak istiyorsak nefsimizin manevî kalbindeki bu afetleri temizlememiz lâzım.
“Aileler çocuklarını okula göndermeme …” Hayır, çocuklarını okula göndermemek çare değil. Aksine çocukları eğitmek ama Allah'ın terbiyesiyle terbiye etmek. İfade ettiğim gibi yaparsak hedefe ulaşırız. Allah razı olsun.