Muhterem Hocam, günümüzde insanlar “Biz zaten Allah’a teslimiz. İbadetlerimizi yapıyoruz.” diyorlar ama dünya hayatının sıkıntılarıyla bocalayıp duruyorlar. Yaptığımız ibadetlerin
Soru
Muhterem Hocam, günümüzde insanlar “Biz zaten Allah’a teslimiz. İbadetlerimizi yapıyoruz.” diyorlar ama dünya hayatının sıkıntılarıyla bocalayıp duruyorlar. Yaptığımız ibadetlerin bize mutluluk getirmesi için ne yapmalıyız?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, dinin sağlaması mutluluktur, huzurdur. Âdem (A.S)’ın zürriyeti, bu dünya hayatına gelen herkes ya cennete gidecek, cennet, sonsuz hayatı mutluluk içinde geçireceğimiz bir mekân. Veya cehenneme gidecek, sonsuz bir hayatı azap içinde geçireceğimiz bir mekân. Bir üçüncü şık var mı? Hayır. Ve cennete gidecek olanların da bu dünyada yaşadığı olay mutluluktur, mutsuzluk değil. Cehenneme giden insanların da bu dünyada yaşadığı hayat mutsuzluktur. Onun için Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V): “Dünya mü’minin zindanı, kâfirin cennetidir.”
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim.
“Dünya mü’mine zindan, kâfire Cennettir.”
Hatta Abdülkadir Geylânî Hazretleri’yle bir rahip, papaz arasında bir ihtilaf söz konusu oluyor. Ve papaz diyor ki: “Şu anda içinde yaşadığınız bu şatafat hâline bakacak olursak, bu durumda senin peygamberinin söylediği şey şu: ‘Dünya mü’minin zindanı.’ Ben yokluk içerisindeyim, sen ise bolluk içerisindesin. Buna ne diyorsun?” Abdülkadir Geylânî Hazretleri: “Anlayamamışsın.” diyor. Ve açıklıyor. "Dünya mü’min için cennet. Sonsuz bir hayatı da yine cennette geçirecektir. Ama o sonsuz hayatı geçireceğimiz, cennetteki mutlulukla bu dünyadaki mutluluğu mukayese ettiği zaman, bu dünyada mü’minin yaşadığı mutluluk cennete göre bir zindan hükmünde. Ama kâfir bu dünyada da azapta, cehennemde de azapta. Ama sonsuz hayatı geçireceği cehennem azabı, dünyadaki mutsuzluğa göre, yani bu dünyada yaşadığı mutsuzluk, sonsuz hayatı geçireceği cehenneme göre bir cennet hükmünde." Papaz, o zaman anlıyor.
Öyleyse insanlar kendilerini aldatmasınlar. “Biz ibadet yapıyoruz. Şuyuz, buyuz.” Eğer yaptıkları ibadetler onları birbirine sevdirmeye, birbirine dost kılmaya ve mutluluğu, huzuru yaşamaya götürmüyorsa sadece yaptıklarını zannediyorlar. Kendilerini aldatıyorlar. İşte biz de bunu söylüyoruz. Kardeşimizin de ifade ettiği gibi ibadetlerimizi yapıyoruz ama dünya hayatını sıkıntılar içerisinde, mutsuzluk içinde geçiriyor. İşte diyoruz ki o ibadetlerini yapıp da dünyayı huzursuz ve mutsuzluk içinde geçirenler yaptıklarını zannediyorlar. Gerçekte yapmıyorlar. Zâhiren şekil şartına bağlı birtakım ibadetler yapıyorlar ama yaptıkları ibadetler kalplerine inmiyor.
Îmân kalben tasdik, dille ikrar, uzuvlarla yerine getirmektir. Öyleyse kurtuluşa ulaştıran muhteva kalbin tasdikinden geçiyor. Bu da bir dilektir: Kalpten Allah’a ulaşmayı dilemek. İşte “Yaptığımız ibadetlerin bize mutluluk getirmesi için ne yapmalıyız?” diyor. Mutlaka kalpten Allah’a ulaşmayı dileyecekler. Bu dileği Allahû Tealâ kimin kalbinde görürse Rahîm esmasıyla tecelli ediyor. Peş peşe 7 furkan veriyor ve o kişi Rûm-31’e göre takva sahibi oluyor. Ama takva sahibi olmayanların hepsi şirkte ve dinde fırkalara ayrılmış vaziyette. İşte yaptıkları ibadetler de o zaman boşa gidiyor. Bu konuyu öğrenmek durumundalar. Âyetler bize bunu söylüyor: “Allah’a yönelin, takva sahibi olun, müşriklerden olmayın. O müşrikler ki dinde fırkalara ayrılmışlardır.”
30/RÛM-31: Munîbîne ileyhi vettekûhu ve ekîmûs salâte ve lâ tekûnû minel muşrikîn(muşrikîne).
O’na (Allah’a) yönelin (Allah’a ulaşmayı dileyin) ve O'na karşı takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın.
Ama eğer Allah’a ulaşmayı dileseler, takva sahibi olsalar o zaman mü’min olacaklardır. Küfürden kendilerini kurtaracaklardır. Allah razı olsun.