Muhterem Hocam, günümüzdeki insanlar ibadet ederek hidayete erdiklerini zannetmektedirler. Hidayete ermenin şartları nelerdir? Açıklar mısınız?

Soru

Muhterem Hocam, günümüzdeki insanlar ibadet ederek hidayete erdiklerini zannetmektedirler. Hidayete ermenin şartları nelerdir? Açıklar mısınız?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) hadîs-i şerifinde: "Öyle insanlar var cennetlik ameller işlerler. Kendisi ile cennet arasında bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü (Kur’ân hükmü) devreye girer. O kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer."

HADÎS-İ ŞERİF

Kaynak: Kütübü sitte, Kenzu’l-Ummal, h. No: 576.

"Sizden bir kimse cennet ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cennet arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse bu sefer cehennem ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cehenneme girer. Yine bir kimse cehennem ehlinin amellerini öyle işler ki, kendisi ile cehennem arasında sadece bir arşın mesafe kalır; derken kitabın hükmü ön plana çıkar ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer."

Şimdi işte bugün geleneksel din tatbikatında İslâm’ın 5 şartını yerine getiriyorlar; ama kitabın hükmü devreye giriyor. Allah’ın katından âyetleri onlara tebliğ eden Allah’ın resûlleri, mürşidleri geliyor ve o tebliğe muhatap olan bu insanlar daveti kabul etmeyince (kabul etmedikleri taktirde) Allahû Tealâ onların, hassalarına engeller koyuyor. Artık o kişi (hassalarına engel konulan bu kişi), cehennemlik amel işlemeye başlıyor ve bu kişi cehenneme gidiyor.

Ama öyle insan var ki cehennemlik amelleri öyle işler ki, kendisiyle cehennem arasında bir arşın mesafe kalır; derken yine kitabın hükmü devreye girer. Yani tebliğ kendisine ulaşır, tebliğde Allah’a davet edilir. O kişi de daveti kabul eder. Daveti kabul eder etmez Allahû Tealâ Rahîm esmasıyla tecelli ederek ondaki (hassalardaki) engelleri kaldırır ve o kimse cennet ehlinin amellerini işlemeye başlar ve cennete girer.

Yani cehennemin anahtarı, kalben Allah’a ulaşmayı dilememektir. Cennetin anahtarı da kalben Allah’a ulaşmayı dilemektir.

Resûller (En‘âm 48): “Biz resûllerimizi müjdeleyici ve uyarıcı olarak...”

6/ENÂM-48 Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).

Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.

Kimler için uyarıcı? Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için uyarıcı. Ne kadar cennetlik amel işlese dahi, dilemedikleri taktirde gidecekleri yer cehennem.

Kimler için müjdeci? Allah’a ulaşmayı dileyenler için. Günahları ne olursa olsun. Ulaşmayı dilemeleri halinde, Allahû Tealâ bu dileğin onları cennet müjdesine kavuşturacağını net olarak garanti ediyor (ifade ediyor).

İşte hidayete ermek; ölmeden evvel Allah’ın bizdeki ruh emanetini hayattayken sahibi olan Allah’a ulaştırmaktır. Bu da ancak Allah’a ulaşmayı dilemekle başlayan, mürşide tâbiiyetle ve nefs tezkiyesiyle ruhun Allah’a ulaşmasıyla gerçekleşir. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ağustos 2026Son güncelleme: 2 Ekim 20262 dk okuma2