Muhterem Hocam, hadîs karşıtlarının, “Hadîslerin Kur’ân’a göre tevili gerekiyorken, Kur’ân hadîslere göre tevil oluyor.” şeklindeki eleştirisine nasıl yanıt veririz?
Soru
Muhterem Hocam, hadîs karşıtlarının, “Hadîslerin Kur’ân’a göre tevili gerekiyorken, Kur’ân hadîslere göre tevil oluyor.” şeklindeki eleştirisine nasıl yanıt veririz?
Cevap
Sevgili kardeşlerim, öncelikle Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Ramuz 516/5
“Allah kelâmı Kur’ân’ın diğer kelâmlara üstünlüğü, Allahû Tealâ’nın yarattıkları üzerine üstünlüğü gibidir.”
Öyleyse hiçbir söz Allah’ın sözüne denk olamaz ve üstünde de olamaz.
Öyleyse Kur’ân Allah’ın sözü, Allah’ın vahyidir. Ve Allahû Tealâ Hicr-9’da:
15/HİCR-9: İnnâ nahnu nezzelnâz zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
Muhakkak ki zikri (Kur’ân-ı Kerîm’i), Biz indirdik. O’nun koruyucuları da mutlaka Biziz.
Öyleyse Allahû Tealâ Kur’ân’ı indirmiş ve onu koruyacağını buyuruyor. Ama Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V):
HADÎS-İ ŞERİF
Kaynak: Müslim - Zühd, Müsnedi Ahmet - 3/12, 21, 33
“Benim hadislerim tartışılacaktır. Bu durumda KUR’ÂN’a bakın, benden zuhur eden hiçbir söz KUR’ÂN’a ters düşemez. Benden KUR’ÂN dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden KUR’ÂN dışında bir şey yazmışsa imha etsin.”
Yani Kur’ân Allah’ın teminatı, Allah’ın koruması altında. Hadîsler de Kur’ân’ın teminatı altında. Ama hangi hadîsler? Kur’ân’a uyan Resûlullah (S.A.V)’ın buyurduğu hadîsler. Ama “Bir gün benim hadîslerim tartışılacaktır.” buyurduğuna göre o zaman bu tartışma içerisinde olanlar bunu yapamayacak olanlardır. Çünkü dinde tartışma yok. Eğer Kur’ân’a göre Allah’a ulaşmayı dilerlerse o zaman zaten hadîslerin de Kur’ân’a uyması gerektiğini onlar net olarak bileceklerdir, biliyorlardır. Ama ne yazık ki öyle olmamış. İstiklâl Marşı’mızın yazarı Mehmet Âkif Ersoy: “Bu Kur’ân mezarlarda okunmak için indirilmedi. Bu Kur’ân fal bakmak için de indirilmedi. Kur’ân yaşamak için indirildi.”
Yâsîn Suresinin 69-70. âyet-i kerimelerinde Kur’ân, hayatta olanları inzar etmek üzere:
36/YÂSÎN-69: Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh(lehu), in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn(mubînun).
Ve Biz, O’na (Peygamber’e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O’na yakışmaz. O (O’na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur’ân’dır.
36/YÂSÎN-70: Li yunzire men kâne hayyen ve yahikkal kavlu alel kâfirîn(kâfirîne).
Hayatta olanları uyarmak (inzar etmek) ve kâfirlerin üzerine azap sözünün hak olması için.
Nitekim En’âm Suresinin 48. âyet-i kerimesinde:
6/EN’ÂM-48: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah’a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar.
Kimler için müjdeci? Daveti kabul edenler için. Kimler için uyarıcı? Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için. Allah’a ulaşmayı dilemeyenler için uyarıcı. Eğer dilemezseniz gideceğiniz yer cehennemdir. Ama seçilmesine rağmen dilemeyenler, azap sözü üzerlerine hak olanlardır. Veya başka bir deyimle dalâlet üzerine hak olanlardır. Dalâlet eşittir azap. Nitekim cehennemlikler cehennemin kapılarından girdiklerinde cehennem bekçileri sual soruyorlar: “Size Allah’ın âyetlerini tilâvet eden resûller gelmedi mi?” Onlar da itiraf ediyorlar: “Geldi.” Ama azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. Yani seçilmişler fakat onlar Allah’a ulaşmayı dilememişler ve azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. Allah razı olsun.