Muhterem Hocam, huzurun olmadığı ortamda insanlar Allah’a yönelmekte zorlanır mı?
Soru
Muhterem Hocam, huzurun olmadığı ortamda insanlar Allah’a yönelmekte zorlanır mı?
Cevap
Tabiî Allahû Tealâ’nın dizaynında dikkatle baktığımızda; sizden mutsuz olmanızı, huzursuz olmanızı değil sonsuz bir mutluluğa ve huzura kavuşmanızı istiyor. Hedefi de göstermiş. Sizden diyor, sadece bir tek şey istiyorum; Bana ulaşmayı dileyeceksiniz.
Allah’a ulaşmayı dileyene kadar her insan huzursuzdur, sıkıntılıdır. Allah’a ulaşmayı diledikten sonra farklı olaylar cereyan eder. Öyleyse eğer bugün bu dünyada mutsuzsanız, huzursuzsanız sakın bunun sebebini eşinizde, çocuklarınızda, etrafınızdaki insanlarda aramayın. Bunun bir tek sorumlusu var: sadece siz kendinizsiniz. Çünkü Allah’ın yardımına lâyık olmak konusunda size düşeni yapmadınız demektir.
Allahû Tealâ Zümer Sûresi’nin 54. âyet-i kerimesinde:
39/ZUMER-54 Ve enîbû ilâ rabbikum ve eslimû lehu min kabli en ye’tiyekumul azâbu summe lâ tunsarûn(tunsarûne).
Ve Rabbinize (Allah’a) yönelin (ruhunuzu Allah’a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O’na (Allah’a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah’a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
Öyleyse herkes Allah’ın yardımıyla Allah’a teslim olur, huzuru yaşar.
Ama insanlar huzursuz ve mutsuz. Huzursuzluk ve mutsuzluklarını eşlerinde, çocuklarında, etrafındaki insanlarda arıyorlar. Halbuki bunun bir tek sorumlusu var: Sadece nefsimiz. Çünkü Allah’ın yardımına lâyık olmak konusunda bize düşeni yapmadık.
Allah’a ulaşmayı dilersek Allahû Tealâ’nın yardımını almaya hak sahibi oluyoruz, Allah’a ulaşmayı dilediğimiz an. Ama bu da bir dilek. Öyleyse Allah’ın yardımını almak istiyorsak ne yapmamız lâzım? Allah’a ulaşmayı dilememiz lâzım.
Allah’a ulaşmayı dilemek sebep; ama bunun neticesi Allah’ın yardımının bize ulaşması ve onunla Allah’a teslim olmamızdır.
"Dünyada rahat yoktur."; bu bir hurâfedir, bir bidattır. Asla böyle bir şey söz konusu değil. Dünyada da huzur ve mutluluk vardır. Nitekim 14 asır evvel sahâbe Asr-ı Saadet standartlarına ulaşmışlardır.
Demek ki herkes sahâbe gibi Kur’ân’daki İslâm’ı yaşayarak huzur ve mutluluğa ulaşabilir.