Muhterem Hocam, Hz. Ali’ye, ‘Başımıza gelen bela ve musibetler bizim için ceza mıdır, imtihan mıdır?’ diye soruyorlar. Hz. Ali de, ‘Allah’a yaklaştırıyorsa imtihandır, uzaklaştırıy

Soru

Muhterem Hocam, Hz. Ali’ye, ‘Başımıza gelen bela ve musibetler bizim için ceza mıdır, imtihan mıdır?’ diye soruyorlar. Hz. Ali de, ‘Allah’a yaklaştırıyorsa imtihandır, uzaklaştırıyorsa cezadır.’ buyuruyor. Başımıza gelen her bela ve musibet hususunda ceza ve imtihan olduğunu nasıl anlamalıyız?

Cevap

"Evet sevgili kardeşlerim, Allah’a ulaşmayı henüz dilememişse, oluşa gelen her musîbet onların ders alıp Allah’a ulaşmayı dilemesi içindir. İşte 7 tane âyet-i kerimede musîbetlerin nasıl tahakkuk ettiğine bakalım beraberce.

MUSÎBETLER KENDİ YAPTIKLARIMIZDAN KAYNAKLANIYOR

1. ÂLİ İMRÂN – 182: İşte bu (azap), Allah kullara zulmedici olduğundan değil, ellerinizle takdim ettiğiniz (yaptığınız) şeyler sebebiyledir.

2. NİSÂ – 62: Bundan sonra onlara, elleriyle işlediklerinden dolayı bir musîbet geldiği zaman halleri nasıl olur. ...

3. ENFÂL – 51: İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir...

YÛNUS – 44: Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç) bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler.

4. HACC – 10: İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah’a kul olanlar) için zulmedici değildir.

HACC – 35:... Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler.

5. KASAS – 47: Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: “Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin, böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olurduk ve mü’minlerden olurduk.” diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).

6. RÛM – 36: Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler.

7. ŞÛRÂ – 30: Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder.

ŞÛRÂ – 48: ... Ve muhakkak ki Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlar. Ve eğer elleriyle takdim ettikleri sebebiyle bir kötülük isabet ederse, işte o zaman insan mutlaka kefûr olur (inkâr eder, nankör olur).

Kasas 47’de, "Elleriyle yaptıkları şerler sebebiyle onlara bir musîbet isabet ettiği zaman derler ki..." Demek ki musîbetlerle karşı karşıya olan insanlar hemen Allah’a yalvarıyor, dua ediyorlar. Hani diyorlar ya halk arasında, “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.” İşte sıkışan bu kul Hızır’ı çağırıyor. Hızır mertebesinde olan kimdir? Allah’ın resûlü. Allah’ın resûlü ne yapıyor? Âyetleri bildiriyor. “Biz de âyetlerine tâbî olsaydık, mü’minlerden olsaydık.” diyoruz.

Çünkü kişi Allah’a ulaşmayı dileyip mü’min olduğu zaman, ondan sonra yaşayacağı her musîbet aslında onu Allah’a yaklaştırmak içindir Allah’ın izniyle. Hedefi ne? Hedefi ruhun dünya hayatında Allah’a ulaşması. Hep anlatıyoruz ya, Allah’a ulaşmayı dilemeyen herkes, oluşa gelen her hadise onların Allah’a ulaşmayı dilemesi içindir. Ama Allah’a ulaşmayı dilemişse, onların başına gelen her hadise onları mürşide ulaştırmak içindir.

Mürşide ulaşan kişinin başına gelen hadise, onun ruhunun Allah tarafından Kendisine ulaştırılması içindir, derstir. Ruhunu ermiş, Allah’a ulaştırmış, ermiş evliya olan kişilerin başına gelen hadise fizik vücut teslimi içindir. Fizik vücut teslimi için ola gelen hadise nefsin teslimi.

Ama burada kimler için cezadır? Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan, onların başına gelen her musîbet kesinlikle ceza hükmündedir. Çünkü Allahû Tealâ, onlar artık Allah’a ulaşmayı dilemedikleri gibi başka insanların dilemesine de mâni oluyorlar ve Allah’a karşı savaşıyorlar.

İşte musîbetlerle ilgili âyetlere baktığınız zaman: “Kula musîbet gelmez Hak yazmayınca, Hak musîbet yazmaz kul azmayınca.” Başlangıç noktasında kul niye azıyor? Çünkü herkes dünya hayatını 19 negatif özelliğin standartları içinde yaşıyor. Bu 19 negatif özellikten bir tanesi de Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için âyetlerden gafildirler.

ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEMEYENLERİN 19 NEGATİF ÖZELLİĞİ

1. Allah’ın âyetlerinden gâfildir. Yûnus-7 / Nahl-78

2. Şirktedir. Zumer-65

3. Küfürdedir. Sebe-20

4. Dalâlettedir. Ra’d-27

5. Fısktadır. Bakara-26

6. Cahildir (akletmeyendir). Bakara-13 / Bakara-142

7. Zalimdir (nefsine zulmedendir). Mâide-51 / İbrâhîm-27

8. İsyandadır. Yûnus-11

9. Fitnededir. A'râf-27 / Enfâl-28

10. Sağır, kör ve dilsizdir, ölüdür. Bakara 18-171 / Zuhrûf 40 / En’âm 39 -122 / 8-24

11. Şeytanın kulu ve dostudur. Bakara-257 / Zumer-17

12. Dinde fırkalara ayrılmıştır. En’âm-43

13. Sebîlel gayy’dadır. A'râf-146

14. Birbirine düşmandır. Âli İmrân-103

15. Amelleri boşa giden (hüsranda). Zumer-65

16. Gideceği yer cehennem. Mu’minûn-103 / A'râf-178

17. Takva sahibi değildir. Rûm-32

18. Mü'min değildir. Sebe-20

19. Hidayette değildir. Yûnus-45

O zaman işte bu âyetlerden gafil olan, ulaşmayı dilemeyen kişinin başına musîbet geliyor ve ders alıyor. Bu kişi ders alıyor. Ne diyor? “Rabbim, bana bir resûl gönder.” Yani Allah’a ulaşmayı diliyor. O musîbetten ders alıyor ve “Bana resûl gönder, ben de senin âyetlerine tâbî olayım.” diye olaydan gerekli dersi almış.

Bir, olaylardan ders almak. İki, bu insanlara Allah’ın katından resûl gönderip âyetleri okuması. İki cihetiyle biz hedefe ulaşabiliyoruz. Olayların yaşanması, nefsin oradaki hissiyatı söz konusu. Bir de Allah’ın katından Allah’a davet söz konusu.

İşte bu şirkle olan, küfürde olan, dalâlette olan, sağır, dilsiz ve kör olan, fıskta olan... Bunların hepsi kesinlikle uzak dalâlette değiller, dalâlettedirler. Ama uzak dalâlette değiler. Dalâlette olanlar, kendileri Allah’a ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlar. Bunların başına gelen her musîbet bir azap hükmündedir ve onları Allah’tan daha fazla uzaklaştırıyor.

Onun için ulaşmayı dilemeyen, başkasının dilemesine mâni olan insanlar için toprak altı toprak üstünden iyidir. Çünkü her gün cezaları artıyor. Kalplerini tab etmiş. Onlar için bir dönüş söz konusu değil. Dolayısıyla onlar için bir azap hükmünde.

Ama ulaşmayı, yani uzak dalâlette olmayan insanlar için tek muradı, Allah onlardan vazgeçmiyor, devamlı olaylarla onları kendi zatına davet ediyor. Olaylardan gerekli dersi alıp da Allah’a ulaşmayı dilemeleri hâlinde onlar için de bir imtihan. Mesela Tevbe 126’da:

9/TEVBE-126 E ve lâ yerevne ennehum yuftenûne fî kulli âmin merraten ev merrateyni summe lâ yetûbûne ve lâ hum yezzekkerûn(yezzekkerûne).

Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah’a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah’ın ismini art arda tekrar etmiyorlar).

“Onlar senede bir iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Tövbe etmiyorlar ve zikre başlamıyorlar.” İşte bunlar için bir azap. Yani tövbe etmeyip zikre başlamayanlar, her olaydan dersi almadıkları için onlar için bir azap hükmünde.

Ama Bakara Suresinin 155, 156, 157. âyet-i kerimesinde de bahsi geçen kişiler için, onlar için bir imtihan hükmünde. İkisi de musîbete düçar oluyor ama birisi kesinlikle ders alıp Allah’a ulaşmayı dilemiyor. Onlar için bir azap söz konusu.

2/BAKARA-155 Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).

Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.

2/BAKARA-156 Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).

Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O’na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O’na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.

2/BAKARA-157 Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).

İşte onlar (dünya hayatında Allah’a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab’lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

Ama Bakara 155-156’da, “Sizi mutlaka korkuyla, açlıkla, maldan, candan eksilme ile imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. O sabredenler...” Yani bunlar için bu musîbetler bir imtihandır. Sabır da imtihan olabilir ve daha öteye, üst seviyede de olabilir.

İşte onlara bir musîbet isabet ettiği zaman, “kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.” Yani Bakara 156 ile Kasas 47 arasında kesin bir illiyet rabıtası var.

28/KASAS-47 Ve lev lâ en tusîbehum musîbetun bimâ kaddemet eydîhim fe yekûlû rabbenâ lev lâ erselte ileynâ resûlen fe nettebia âyâtike ve nekûne minel mu’minîn(mu’minîne).

Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: ""Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü’minlerden olurduk."" diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik).

Musîbet isabet ediyor. “Biz Allah içiniz.” Allah’a ulaşmayı diliyor ve tekrar ruhumuzun ölümle Allah’a döneceğinden emindirler. Kasas 47 de aynı muhtevayı ifade ediyor. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 17 Ekim 2026Son güncelleme: 17 Ekim 20267 dk okuma0