Muhterem Hocam, içinde bulunduğumuz çağa neden Hidayet Çağı denilmektedir?

Soru

Muhterem Hocam, içinde bulunduğumuz çağa neden Hidayet Çağı denilmektedir?

Cevap

Sevgili kardeşlerim, Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V)’e indirilen Kur’ân-ı Kerim’den bu yana 1400 yıl geçmiş ve Resûlullah (S.A.V) Efendimiz’e tâbî olan sahâbe, tâbiîn, tebe-i tâbiîn aslî standartlar içerisinde Kur’ân’da 7 safhayı yaşayarak ilk 200 yıllık bir dönemi Asr-ı Saadet muhtevası içerisinde yaşamışlardır.

Ama daha sonra dinde tartışmalar söz konusu olmuş ve hidayet her gün biraz daha aslî mânâsından saptırılarak, din tatbikatından çıkartılmış vaziyette. Kur’ân-ı Kerim’e bakıyoruz. Bakara Suresi’nin 120. âyet-i kerimesi ile Âli İmrân 73’te Allahû Tealâ hidayeti en güzel, veciz şekliyle tarif ediyor:

2/BAKARA-120 Ve len terdâ ankel yahûdu ve len nasârâ hattâ tettebia milletehum kul inne hudâllâhi huvel hudâ ve le initteba’te ehvâehum ba’dellezî câeke minel ilmi, mâ leke minallâhi min veliyyin ve lâ nasîr(nasîrin).

Ve sen onların dinine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah’a ulaşmak (Allah’ın Kendisine ulaştırması) işte o, hidayettir.”. Sana gelen ilimden sonra eğer gerçekten onların hevalarına uyarsan, senin için Allah’tan bir dost ve bir yardımcı yoktur.

3/ÂLİ İMRÂN-73 Ve lâ tu’minû illâ li men tebia dînekum, kul innel hudâ hudallâhi en yu’tâ ehadun misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum, kul innel fadla bi yedillâh(yedillâhi), yu’tîhi men yeşâu, vallâhu vâsiun alîm(alîmun).

Ve (Ehli Kitap): “Sizin dîninize tâbî olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet Allah'a ulaşmaktır. (İnsanın ruhunun ölmeden önce Allah’a ulaşmasıdır.) Size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.” Yoksa onlar, Rabbiniz'in huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir.” Ve Allah, Vâsi’dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîm'dir (en iyi bilendir).

"Allah’a ulaşmak var ya, işte o hidayettir." Âli İmrân 73’te ise: “Hidayet Allah’a ulaşmaktır."

Her ikisinde açık bir şekilde tarifi yapılmış olmasına rağmen günümüzde kime sorarsanız, “Hidayet nedir?” “Doğru yol.” Doğru yol, sadra şifa vermeyen, hiçbir hedefe ulaştırmayan bir muhteva içerisinde sunuluyor ve insanlar bu sebeple hidayeti unutmuş durumdalar.

İşte hidayetin unutulduğu bir dönemde tekrar Kur’ân’da 7 safha hidayetin aslî mânâsıyla, sahâbenin yaşadığı şekliyle din hayatına sokan ve dinin bu şekilde yaşanması gerektiğini Allah’tan aldığı emirle bize bildiren Hidayet Çağı’nın önderi devrin imamı Mehdi Resûl. Bu çağ Hidayet Çağı’dır.

Başka kaynaklarda Altın Çağ olarak da bildiriliyor. Yani sahâbenin yaşadığı 7 safha hidayetin tekrar aslî standartlar içinde yaşanması bu çağa bu ismi vermesine sebebiyet vermiştir.

İnsanların mutluluğa ulaşması için hidayet asıldır. Kur’ân’ın hedefi hidayettir ama hidayetin hedefi de mutluluktur. Bunu çok iyi bilen İblis, asırlarca süren bir gayretten sonra insanlara hidayeti unutturmayı başarmış. Zaten Hidayet Çağı’nın bu kadar önemli olmasının arkasında da bu sebep var: Dinin unutulmuş olması.

Hidayet, Kur’ân’daki aslî mânâsıyla unutulmuş. Bütün dünyanın hidayeti öğrenme zamanı gelmiştir. Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) zamanında yaşanan hidayet bu devirde de yaşanacaktır. Geçen devrede unutulanların hepsi tekrar tekrar Kur’ân ışığında yeniden gündeme gelecektir ve insanlar Allah’ın kendilerine emrettiği mutluluğu, huzuru hidayetle yaşayacaklardır.

İnsanlar 14 asırlık bir uykudan uyanacaklardır. Bu da ancak Allahû Tealâ’nın bu dönemde vazifelisi olan devrin imamına bildirdiği şekliyle 7 safha hidayet yaşanacaktır. Bir bolluk ve bereket dönemi olacak. İnsanlar gerçekten kendi aralarındaki kavgayı sona erdirecektir. Hidayet varsa barış vardır, huzur vardır, mutluluk vardır.

Nebîler Sultanı Peygamber Efendimiz (S.A.V) ne buyuruyor? “Benim ümmetim dalâlet üzere birleşmez.” Birleşmenin adresi hidayettir. Hidayet varsa mutluluk vardır, huzur vardır, saadet vardır. Allah razı olsun.

Yanıtlayan: Dr. Abdulcabbar BoranYayın tarihi: 12 Eylül 2026Son güncelleme: 22 Ekim 20263 dk okuma0